Hayal kırıklığından, iş bilmezlerden, hüsranlardan, hüzünlerden çok sıkıldım.

Biliyorum hepiniz çok sıkıldınız fakat ben bu yazıda bunlardan bahsetmeyeceğim. Bu buhrandan nasıl çıkarız bunu anlatmaya çalışacağım.

Yine, yeniden.

Ülke futbolunda, özellikle de Bursa’da bir öykünme, örnekleme hevesi çok yüksek. Ben de anladıkları dilden anlatabilmek adına en yoğun örnekleme alınan kulübün, iflastan bugüne geliş stratejisini Bursa ve Bursaspor’a uyarlayarak anlatmaya çalışacağım.

5 kademeli bir planlama yapmak durumundayız ve buna ne olursa olsun sıkı sıkıya bağlı kalmalıyız. Nedir bu 5 kademe?

 1- İFLASI ENGELLEME
Bursaspor’un bir spor kulübü olduğunu unutmadan başlamamız lazım bu 5 maddeye. Bir spor kulübü olarak iflası engellemek adına, Bursaspor gibi milyar TL borcu olan bir kulüp için ilk adım SERMAYE ARTTIRIMI olmak durumunda. Bunu sağlayacak bir sponsor, mali gücü kuvvetli bir yönetim anlayışı ilk adım. Aktif yönetimin de bunları yapamayacağı aşikar. Bu nedenle ilk adım çok acil bir kongre kararı olmalı.

Kongre kararı ile birlikte egoların bir kenara bırakıldığı, taraftarın sadece taraftarlık yaptığı, herkesin bilmediği işlere karışmadığı, yönetim gücü kuvvetli ve liyakata dayalı görev dağılımının sağlandığı bir yönetim sürecinin başa gelmesi gerekiyor.

Sermaye artırımı ile beraber gelecek kaynağın yatırım hedefi ÖZ KAYNAK olmalı. Öz kaynak uzun vadeli disiplinin temelini oluşturacak.
SERMAYE ARTIRIMI VE ÖZ KAYNAK yatırımı ile beraber iflası engelleyebilme adına atılacak diğer önemli adımlar ise devlet kaynaklı, banka kaynaklı borçların yapılandırılması, ödeme disiplininin sağlanıp, uzun vadeli noktada kredi puanının arttırılması ile beraber saha içine yönelik dış transferi minimal orana getirip, kendi kaynağının doğru yetişmesini sağlayarak stabil bir zemine oturtulacak ortamın yaratılması gerekiyor.

Bunların hepsi için de camianın en önemli bürünmesi gereken tavır SABIR olmalı.

Bu bahsedeceğim 5 adımın uygulanması bir anda olacak değil. Zaman, istikrar, sabır başarıyı getirecektir.

2- YENİDEN YAPILANMA
Yapılanma kelimesini duyunca artık hemen hemen hepimiz irrite oluyoruz. Bu doğru. Fakat aynı zamanda da bir gerçek var, buna mecburuz. Bursaspor sadece mali ve prestij olarak değil yönetimsel ve teknik olarak yeniden yapılanma sürecine girmek zorunda.

Sırayla ilerleyelim;

Mali yapılanma, Bursaspor’un hayatta kalabilmesi için an itibariyle ilk adım gibi duruyor. Bu noktada gelir-gider dengesinin stabil bir zemine oturması şart. Oyunculara verilen maaş skalası, kulüp içerisinde çalışan personel sayısı, stadyum ve tesis giderleri, dış harcamalar ve kaynaklar minimal düzeye getirilmeli. Çok net olarak Bursaspor’un ekstrem bir küçülmeye gitmesi şart. Küçülmeden, büyüyemeyeceğiz. Bunu kabullenip, sindirip, buna göre cesur adımlar atılması şart. Gider tablosunu en düşük kademeye getirdikten sonra da gider kalemlerinin üzerinde bir gelir elde etmeye yönelik hamlelerin yapılmaya başlanması gerekiyor. Bu sponsorluk anlaşmaları, kalıcı gelir kalemlerinin arttırılması ve Bursa şehrinin tamamının işin içine katılacağı bir seferberlik kampanyası ile sağlanabilir.

Bu yukarıda söylediklerimi okurken “bunları biz de biliyoruz kardeşim, nasıl yapacağız, insanlar bıktı, insanlar sıkıldı, maval okuma” diyenleri görüp, duyuyorum.

Siz Bursaspor’dan sıkıldınız mı? Bursaspor’dan bıktınız mı? Bursaspor için güvenilir, kuvvetli insanların yapacağı kampanyalara, Bursaspor’un dönüşüne yönelik umuda destek olmaz mısınız? Olmayız diyorsanız kilidi bugün vuralım, yok oluruz diyorsanız eğer emin olun onlar da olur. Bursaspor’un an itibariyle adım atamamasının, ileriye gidememesinin sebebi GÜVENSİZLİK.

Önce birbirimize güvenelim mi? Sonrasına bakarız.

3- FELSEFE DEĞİŞİKLİĞİ
Bursaspor’un futbola, takıma, şehre, saha içine bakış açısını A’dan Z’ye değiştirmeye ihtiyacımız var. Bildiğimiz, bulduğumuz, denediğimiz yollar belli ki yanlış, belli ki sonu karanlık. Bir yolda gidiyoruz ama yol bizi bataklığa götürüyor, yeni patikalar açmaya, yönümüzü değiştirmeye, kafamızı göğe kaldırmaya ihtiyacımız var.

Bugüne kadar Bursaspor’un dış transfer bağımlığı, teknik direktör değiştirme hastalığı, sportif istikrarsızlığını tablo tablo hemen hemen her yerde görüyoruz artık. Bunları detaylı şekilde vermeye gerek duymuyorum.

Türkiye’nin en kuvvetli, en güçlü alt yapısı naralarını attığımız bir ortamda yukarıda bahsettiğim problemleri yaşıyor olmamızın tezatlığı çok trajikomik değil mi?

Bir karar vermek zorundayız. Biz ya alt yapısını övdüğü kadar oraya değer veren oraya yatırım yapan bir kulübe dönüşeceğiz ki yapmamız gereken bu… Ya da dışa bağımlı transfer hastalığının kölesi olmuş bir yapıda devam edip, yavaş yavaş kendimizi bitireceğiz.
Gerçeklerimiz ortada, tahta durumu biliniyor. Sizce hangisini yapmalıyız? Cevap belli ama siz kendi kendinize verin bu cevabı. Bazı şeyleri kendinizden duymak, onu anlamak ve kabul etmek için çok daha değerli oluyor.

Alt yapıya dönüş ise sadece oyuncu yetiştirmeye dayalı değil, her parametresinin en temelinden başlayarak doğru inşası ile olacak bir dönüş olmalı.

Bursaspor’un felsefesi kendi öz kaynakları ile yaşayan, öz kaynaklarının doğru pazarlamasını sağlayan, öz kaynaklarının yetişme sürecini sağlıklı bir zeminde sağladıktan sonra, yarıştırabilen bir yapıda olması ŞART. Bunun başka bir alternatifi yok.

4.madde de bunları nasıl uygulayabileceğimizi anlatmaya çalışacağım.

4- UYGULAMA
Yapmakta belki de en çok zorlanacağımız maddeye geldik.

Ben dahil herkes anlatmayı, konuşmayı çok seviyor. Benim aynı şu an yaptığım gibi.

Uygulamaya gelince ise herkes kafasını kuma gömüyor. Ben kafamı kumdan çıkarırım, çıkarıyorum. Siz devam mı?

Yukarıda bahsettiğim maddelerin uygulanması kesinlikle çok derinlemesine bir strateji, araştırma ve planlama gerektiriyor.

Alt yapıya yatırım yapalım, tamam yapalım. NASIL?

Ülkenin en büyük problemlerinden biri sadece sonuca odaklı olması. Kimse süreçleri tartışmıyor, konuşmuyor. Böyle olunca da rastgele alınan sonuçların avuntusu ile geçen zamanlar, sonu karanlık yolları getiriyor.

Bursaspor süreçleri yaşamak zorunda. EN SERT HALİYLE, EN ZOR HALİYLE yaşamak zorunda.

Nasıl sorusunun cevabına gelelim.

Sadece alt yapı değil, mali kriterler, yönetim süreçleri, teknik detaylar bunların hepsi için uygulama adımına geçmeden önce yaşamamız gereken ilk süreç KABULLENİŞ.

Bursaspor öncelikle bulunduğu konumu, kaybettiği prestiji, kalitesizliğini kabul etmek zorunda ve buna göre hamleler yapmak zorunda.

Burada benim şahsi tavsiyem ilk etapta dış kaynakların desteğini almaktan geçiyor.

Nedir bu dış kaynaklar?

Kademe kademe gidelim; Mali Kriterler ve Yönetim Süreçleri.

Bu noktada uygulamanın pratiklerini tecrübelerden almamız gerekiyor. Liverpool örneği verelim; Bundan birkaç sene önce yapılanmaya gittikleri süreçte Dünya’nın en çok bilinen markalarından birinin CEO’sunu başa getirdiler. İdari yönetim süreçlerini sağlayabilmesi adına. Bu markanın da spor ile bir alakası yoktu bu arada. Bu CEO’ya idari yönetim süreçlerinin tamamını bırakıp, sportif zihniyeti anlayabilmesi adına yanına da sportif yönetim süreçlerine hakim bir profesyonel atadılar.

Kısa ve uzun vadede başardıkları ise sanırım tüm dünyanın gözü önünde zaten.

Bu noktada örnek alacağımız kulüpler, yapılar mevcut. Liverpool bizim için çok maksimal bir örnek. Benim burada önereceğim 2 kulüp olacak. Bir tanesi Union Berlin diğeri ise Royale Union Saint-Gilloise. Bu iki kulübün son 7-8 senede yaptıklarını, yaşadıklarını iyi incelemek gerekiyor. Örneklemeyi bu kulüplerden alabilir, uygulamayı da sağlayabiliriz. İnanın çok zor değil, sadece zor.

Teknik ve saha içi süreçler;

Burada uygulama esnasında hep oyuncu bazlı bakıyoruz olaya. Oyuncular bu işin son kademesi, ürünün kendisini sahaya süren araçlar oyuncular. Ürün ise oynanan oyun. Biz burada aracın hazırlanma sürecini ve ürünün sahaya yansımasının nasıl sağlanacağını kaçırıyoruz.

Alt yapı ve A takım tesislerinin yapısı ilk aşama. Zeminler, fizik-rehabilite merkezleri, teknolojinin kullanımı, oyuncuları yetiştiren antrenörlerin kalifikasyonu gibi detayların en üst düzeye çekilmesi öncelik olmalı. Bunları en üst düzeyde tuttuğumuz zaman hazırlanan araç ve sahaya sürülen ürünün kalitesini gözünüzde bir canlandırın. Nasıl bir gelişim göreceğimiz malum.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Yine örnekleme ile gidebiliriz. Egolarımızı, “biz Bursaspor’uz kardeşim” bakış açısını rafa kaldırıp. Kardeşim biz Bursaspor’u geri getireceğiz, bunu nasıl yapabiliriz bakış açısını masaya koymamız gerekiyor.

İstikrarlı gelişim süreçlerini en iyi yaşayan platformlara gidilmesi lazım. Teknik ve saha içi süreçlerini en başarılı geçiren ülkelerin Almanya, Belçika ve Hollanda olduğunu düşünüyorum. Bu ülkelerden kendi seviyemize uygun kulüpleri baz almalıyız.

Yönetimsel süreçler için Union Berlin ve Royale Union Saint-Gilloise örneklerini vermiştim. Teknik ve saha içi süreçler içinse 3 kulüp örneği vereceğim. Almanya / HamburgBelçika / AntwerpHollanda / Sparta Rotterdam

Neden bu 3 kulüp?

Hedef/performans doğrultusunda belli bir istikrara oturmuş, yapılanmasını gerçekçi hedefler üzerine gelir-gider dengesini koruyarak sürdürmeye çalışan kulüpler. Geçen sene Antwerp’in kazandığı başarı da ortada.

Burada egoları bir kenara bırakıp, Avrupa düzeyinde “Pilot Kulübü” hüviyetinde olabileceğimiz kulüpler ile görüşmeli, istişare etmeli ve 1 ila 3 yıllık anlaşmalar yapıp, oyuncularımızın gelişimi ve gelişmiş oyuncuların kiralık olarak değerlendirilebileceği süreçleri yaşamalıyız. Yarışmacı ve yetiştirici ortamın bir arada götürülebileceği yegane sistemlerden biri bu.

1 ila 3 yıllık anlaşmaları sadece oyuncu alışverişi için değil, aynı zamanda alt yapı ile üst yapı arasında geçiş sürecinin planlanması, tesis kalitelerinin planlanması gibi parametrelerde de kullanmak durumundayız. Belli ki biz bu işi layığı ile yapamıyoruz, yapmayı bilmiyoruz. Bilenlerden destek almaktan çekinmemeli, gocunmamalıyız.

Düzlüğe çıkıldıktan sonra yapılacak anlaşma detaylarını değiştirebilir, artık üst seviyeler için sponsorluk anlaşmaları ve yapılanma süreçlerini tekrar planlayabiliriz. Kademeli bir süreç geçişi, sağlıklı ve sürdürülebilir bir yönetim anlayışı için büyük önem taşıyor.

Son maddeye geçelim.

5- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Bunu çok uzun tutmayacağım.

Bursaspor olarak sürdürülebilirlik tamamen camianın kendisi ile alakalı. Yukarıda 4 maddede anlatmaya gayret ettiğim detayları uygulamak için camianın tek bir zihniyette buluşması şart.

SABIR, İSTİKRAR, GÜVEN.

Bunları yapmak için de karşılıklı bir alma-verme dengesi oluşturmalıyız. Tek taraflı beklentiler işin sonunda mutlaka yıkılır.

Camia olarak biz nasıl ki Bursaspor’u ayaklandırmak, kalkındırmak için yukarıda bahsettiğim süreçleri yaşamalıysak, Bursaspor’u yönetenler ve söz sahibi olanlar da camianın beklentilerini karşılayabilmek adına onlardan istediklerinin karşılığını onlara vermeli.

Sürdürülebilirlik iki taraflıdır. Başka türlüsü yıkılmaya mahkumdur.

Bunun en olur tarafı ise taraftarı, camiayı kulübe geri döndürmektir. 45 bin kişilik bir stadımız var fakat 2 kere dışında hiç dolduramadık. En temel gelir kaynaklarımızdan biri maç günleri, stadyuma gelen taraftarlardan olabilir.

İlk etapta kombine ve bilet fiyatlarını en düşük seviyede tutup, store ürünlerinin pazarlamasını ve stadyumda oynanacak maç günlerinin festival havasına döndürülmesinin planlanması olması lazım.

Bursa, Bursaspor’dur fakat Bursaspor’a sırtını dönen, ona kızan hatta nefret dahi eden bu şehrin yaşayan insanları var. Onların da yüzünü döndürmemiz gerekiyor bu tarafa.

Bursaspor’u sevmemiz, sevdirmemiz gerekiyor. Bu sürdürülebilir yapının en önemli aşaması. Sevdiğiniz yere sırtınızı dönemezsiniz.
Önce vereceksiniz, sonra alacaksınız. Bursaspor önce şehre bir şeyler verebileceğini göstermeli. Bu güne kadar bu şehir Bursaspor’a çok verdi. Bugün tekrar bir şeyler isteyebilmesi için önce onun bir şeyleri vermesi gerekiyor ki tekrar alabilsin.

Sürdürülebilirlik şehir ile sağlanır, şehir ise sevgi ile bağlanabilir.

Bursaspor’u sevelim.