Düşünürlerin sözleri ve akla gelenler

“Bir olgunluk seviyesi vardır. O seviyeye ulaşınca kimseyle uğraşasın gelmiyor. Kendini yetiştirememiş, sinsi, ikiyüzlü insanlardan uzaklaşıyorsun. Seni hasta edecek insanlarla birlikte olmaktan vazgeçiyorsun. O seviyeye ulaşınca kendine değer vermeyi öğreniyorsun.”

Hakkı Güleç Hakkı Güleç2 hafta önceSon güncelleme 14 Ekim 2020 - 10:30

Sigmund Freud’un bu sözleri ilk olarak çalışan üreten liyakat sahibi olmuş bir insanın zamanı, çok daha değerli olmaya başlarken yalnızlık en temel ihtiyaç haline geliyor. İkinci olarak özellikle insan davranışları ve altında yatan nedenler üzerine farkındalığımız arttıkça çevremizdeki insanların bakışları, ses tonları mimik ve jestleri, mikro beden dilleri gerçek yönünü ortaya koyması ve tutarsızlıkların farkına varmanızı sağlarken ilişkiler yüzeysel olmaya başlıyor ve daha seçici oluyorsunuz.

Bilincimiz, bilinçaltımız ve mikro beden dili nedir?

Bilincimiz sayesinde çevremizdeki uyaranların yani gördüklerimiz duyduklarımız ve hissettiklerimizin saniyelik sürede ancak 3-5 ini algılayabilirken aynı sürece bilinçaltımız üç milyon civarı veriyi değerlendirebilmektedir.

Örneğin saniyenin onda bir sürede görülüp kaybolan bir cismi zihnimizin bilinçli kısmı fark ederken, saniyenin yirmide bir süreye kadar olan süreyle görülüp kaybolan cisimleri bilinçaltımız kaydeder. Bu anlamda karşımızdakinin asla kontrol edemediği duygularının ürettiği saniyenin onda bir süreden daha az zamanda görülen olumlu olumsuz tüm ifadelerimiz mimiklerin, yani yüz ifadelerinin belirip kaybolmasını (mikro beden dilini) bilinçaltımız kaydeder.

İletişim ve İnsan İlişkilerinde en temel konu hem kendimizin hem de karşımızdakinin duygularının farkına varmamız ve yönetebilmemizdir. Yani duygusal zekamızın yüksek olması sayesindedir. Duygusal zeka(EQ) akıl çapının geliştirilmesi, tutarlı olunması ve liyakatle de ilgilidir.

Akıl çapımızın gelişmesi ise, üst beynin sürekli devrede olması düşünme, sorgulama, okuma, araştırma, diyalektik düşünme ve sanatsal, bilimsel, felsefi alanlarda çalışmalarımız sayesinde gelişir.

Ayrıca bilmeliyiz ki, bir konuda ne kadar uzman olmuş olsak da gelişmiş bir akla sahip olmamız için yeterli değildir.

Beyin Kapasitemiz

Beynimiz tüm alanların disiplinini tüm yönleri ile kavrayacak ve bu alanlar arasında var olan bağlamları kurabilecek yeni çıkarımlar elde edebilecek kapasiteye sahiptir. Bilgi kaydeden çıkarımlarda bulunan sinir hücrelerimizin sayısı on üzeri 37 dir. Yani 10 sayısının önüne konulmuş otuz yedi tane sıfır rakamı ile elde edilen sayıyı saymak, onlarca insanın ömrü yetmez.

Ortalama üzeri zekaya sahip(Üniversite Mezunu) bir insan aynı anda tıp, hukuk, edebiyat, mühendislik vb alanlarda uzman olabilecek kapasitededir ancak zaman vb yetersizlikler buna engeldir.

Bu anlamda uzmanlık alanımızın dışında da elimizden geldiğince okuma ve araştırma içinde olmamız uzmanlık sahamızla ilgili edinilmiş bilgilerimizin hayatın diğer alanları ile olan bağlamını idrak edebilmeye başlaması bizi sadece mesleğinde uzman bir meslek robotu olmaktan kurtarırken akıl çapımızı genişletecektir.

Akıl çapı gelişmiş insanların çoğunlukta olduğu bir toplumu yönetenlerin hırsız olması mümkün değildir. Bu anlamda gelişmiş ülkelerce yönetilmesi, pazar haline getirilmesi ve sömürülmesi planlanan ülkelerde ajan danışmanlar, tamahkar yerli işbirlikçiler geri kalmış ülkelerin kısır döngüde kalmasını sağlayan çağdışı eğitim sistemlerini yüceltirler.

“Eğer hırsızlar yollarda güvende yürüyorlarsa, bunun iki nedeni vardır; ya rejim büyük hırsızdır, ya da halk aşırı aptaldır.” Lee Kuan Yew’in bu sözleri ile akla bazen her iki durumunda geçerli olabileceğini de hatırlatır.

Aslında temel konu, halkın bilinçli olmasıdır.

Halkın bilinçli olduğu yerde rejim daha çağdaştır, şeffaftır ve denetimlidir.

Özellikle yönetenler en hassas şekilde denetlenirler, hesap verirler ve sorumludurlar.

Halka Tabi Olan, Halk Hizmetçileri(kamu görevlileri)Halka Hizmet Etmek İçin Vardırlar

 

Gelişmiş ülkelerde Kamu Görevlileri (public servant) yani halk hizmetçileri en alt seviyede memurdan en üst yöneticiye kadar hepsi de halkın ekmeğine, aşına ve tükettikleri ürünlere yüklenmiş vergilerden aldığı maaşlarla halka hizmet etmenin görevleri olduğunun bilincindedirler.

Bu anlamda en gelişmiş ülkelerde en üst düzey yönetenlerinin metroda alışverişte tatilde alabildiğine sıradan bir vatandaş gibi davrandıklarını hep gözlemleriz.

Az gelişmiş ülkelerde ise durum tersine çevrilir. Halka hizmet etmek zorunda olanlar halka tepeden bakar emreder ve halkı kendilerine tabi kılar. Cezalandırırlar.

Bu yapı orta çağ dönemine özgüdür. Az gelişmiş ülkenin en alt seviye memuru dahi halkı azarlayabilir işini savsaklayabilir, evrakı imzalarken kaydederken vatandaşın yüzüne bile bakmaz.

“Özgürlüğün önüne eşitlik koyan bir toplum ikisini de elde edemez. Özgürlüğü eşitliğin önüne koyan bir toplum, her ikisinden de yüksek oranda yararlanacaktır. ” Milton Friedman.

Çünkü Özgür olabilmek, sınır ve sorumluluk bilinci gerektirir. Bunun içinde gelişim odaklı değerler kültüründe iç denetimi güçlü yetişmiş olmanın belirleyiciliği vardır. Yani davranışlarımızı kontrol eden biat kültürünün yücelttiği yasak, günah, ayıp korku ile sağlanan dış denetim yerine aklın vicdanın hür ve devrede olduğu iç denetimli yapı vardır.

Dış denetimin olmadığı yerde aklı ve vicdanı gelişmemiş olanlar yani biat etmesi sağlananlar dürtüleri ile hareket ederler. Bu yüzden insan doğasına aykırı biat kültüründe yetişenlerde taciz tecavüz hırsızlık suistimal gibi çürümenin işaretleri gözlemlenir.

İç denetim sağlayan akıl ve vicdan biat kültüründe değil değerler kültüründe gelişir.

Kısaca aklı hür, vicdanı hür ve bilimi rehber edinmiş olmak ile gelişen sınır ve sorumluluk bilinçleri sonucunda özgür davrananlar iç denetimleri gelişmiş olanlar hak hukuk adalet ve eşitliği içselleştirirler.

İslam’ı Doğru Anlamak Özgür Akıl Gerektirir

“Oku” diye başlayan “bilenle bilmeyen bir olur mu?” diyen ve yüzden fazla defa “düşünün” diyen bir inanç sistemi inanç sömürücüsü ticarileşmiş dünyevileşmiş çoğu kripto kişilere kurumlara ve biat kültürüne izin vermez. Allah’ın yetkisini alan birbirini şirke girmekle suçlayanların varlığı yozlaşmanın en temel nedenidir.

Yayınlanan makalelerde belirtilen görüşler ve fikirler sadece yazarın/yazarların görüşüdür. Yayınlanan içeriklerle ilgili bütün sorumluluklar yazarlara aittir.

Bu haber ilginizi çekebilir