Anadolu’nun güzellikleri saymakla biter mi? Uçsuz bucaksız ovaları, altın sarısı başakların ufka uzanan umutları, sırt sırta vermiş dağları, derelerin ırmakların coşkusu, kıvrımlı yolların birbiriyle olan dansı, yeşilin kahverengiyle buluştuğu o huzur, alın terinin kıymeti en güzel ne anlatabilir, nerede anlatılabilir? Her bir karış toprağı tarihe şahitlik eder, her taşın her kovuğun içinden medeniyetin izleri dolup taşar. İnsanın içini ısıtan samimiyet akar görünen her yüzden, kendin olur onlardan biri olur, gördüğün her yüze karışırsın. Evladını bağrına basan ‘’Ana’’ gibidir Anadolu. Kucaklar, sarıp sarmalar. Koruyan hep bir yanı vardır ‘’Baba’’ gibi. Köklerinle bağlısındır, nereye gidersen git gövdenle oraya ait olduğunu bilirsin.

Anadolu’ya ilk defa yola çıkmışsanız yabancı hissettirmez Anadolu insanı. Misafirperverliğin muhteşem detayı orada saklıdır. Paylaşmanın verdiği haz, birlik beraberliğin sağladığı kuvvet, doğallığın pekiştirdiği sevgi dünyanın hiçbir yerinde görülemez yaşanamaz.

Evet Anadolu’daki güzellikler, içtenlikler saymakla bitmiyor. Her karış toprağın kendisine özgü yerleri ve alanları bulunmakta. Bu güzelliklerin bazıları, farklı nedenlerden dolayı türdeşlerine nazaran öyle bir ön plana çıkıyor ki kendini ön plana çıkartan o özel ve güzelliklerinden bahsedeceğim….

Güneşi, bulutu, yaylası, ovası, ekmeği, suyu, havası, toprağı üzüm kokan memleketim; Yaprağın başkenti şirin Gökçeli’m. Anadolu’nun bütün ruhunu, tarihini, gelenek göreneklerini, örf adetlerini tüm bağlılık ve sadeliği ile yaşayan ve kültürünü yaşatmaya devam eden bağlar için güzel bir beldedir. Doğallık ve samimiyetten yana ülkemizin en zengin kasabasıdır. Gökçeli’nin eski ismi arşiv kayıtlarında Kılavuzlu, Ladincik ve Ladik şeklinde geçmektedir. Belde, Niksar ilçe merkezine 30 km uzaklıktadır. Niksar önünde akmakta olan Kelkit Irmağı’nın batısında, Dönekse dağlarının doğu yakasına düşmektedir.

Gökçeli Kasabasının ilk fethi Danişmend Ahmed Gazi (Ö.1085 M.) tarafından Niksar’ın fethinden sonra gerçekleştirilmiştir. Tokat, Amasya ve Niksar gibi şehirler birkaç defa Türklerle Bizanslılar arasında el değiştirmiştir. Danişmendli hükümdarı Nizameddin Yağıbasan (1142-1164-65) zamanında ise Niksar ve Gökçeli’de bu sıralarda tekrar Türklerin kontrolüne geçmiştir. Gökçeli önlerinde ve düz bir ovayı ikiye bölerek akmakta olan Kelkit Irmağı üzerinde Melik Nizameddin Yağıbasan tarafından (1142-1164-65) kurulan Yağıbasan (Talasan) köprüsü bu dönemde önemli bir geçit noktası üzerinde bulunmaktaydı. Bu köprüden geçen haramiler bölge halkına çok zarar vermeye başlamışlardır. Bu nedenle Gökçeli önlerinde olan bu köprü önemli bir geçit merkezi olarak bulunmuştur. Fatih Sultan Mehmed Trabzon Seferine giderken Gökçeli’de Şeyh Murad adına bir türbe ve çeşitli vakıflar tahsis edildiği vakıf kayıtlarından anlaşılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında gene Gökçeli Kasabası önünde türbesi bulunan Şeyh Hacı Bayram adına Gökçeli’de Zaviye, han, hamam, aşevi ve cami gibi hayır kurumları ile daha birçok vakıflar kurdurmuştur.

Bu vakıfların varlığı hâlen Gökçeli Kasabasının içinde bulunan çeşme kitabesinden de anlaşılmaktadır. Gökçeli Cumhuriyetin ilanından önce ve sonrasında Nahiye olarak yapılanmış 1992 yılında Belediye olmuştur. Çok eski devirlerden beri Bağları ile meşhur olan bir beldedir. Her yıl yayla şenlikleri, Narince Üzüm Festivali yapılmakta. Gökçeli beldesi ‘’ Bağ Bozumu Etkinliği’’ kapsamında bu sene Anadolu’nun sıcak ve samimi insanları ile doğal güzellikleri TRT ekranlarına taşıyan Kıvanç Kasabalı ile ‘’Şehirden Uzakta’’ ekibine ev sahipliği yaptı. Üreticilerin yetiştirdiği birbirinden güzel sapsarı damarsız salamura yapraklar, yöreyle özdeşleşmiş ve etli toprağın verdiği lezzetle farklı bir aroma bal gibi bir tat taşıyan üzümlere değer biçildi.  Belde halkının katılımı ve ozanların müzik dinletisi eşliğinde köy meydanında Narince Üzüm Yarışması gerçekleşti. Üzüm her yerde yetişen bulunan bir ürün değil. Üzümün ve yaprağın başkenti Gökçeli demek dünyanın en önemli merkezlerinden biri olması bu gerçeği doğruluyor ve de bunu hak eden bir bölgedir.

Ceviz, Bat, Keşkek, Etli yaprak dolması, Leylek giliği, Kuşburnu marmelatı, Üzüm pekmezi, Katmer, Pişi, Bayram çörekleri, Köy somunu, Ayran-Buğday Tarhanası, Ata tohumlu yassı acısız soğan, Mahlep, Gökçeli halkının severek üretip tükettiği ve geçim kaynağı olan doğal ürünler. Yöre kadınlarının basma entarileri, oyalı yazmaları, erkeklerin başına taktığı kasketleri, kendilerine özgü şiveleri ile öz kültürlerini yaşamaya devam ediyor, düğün-derneklerini, imecelerini, kayıplarını birlikte aşıyor, geleneklerini ileriye taşımak için gayret gösteriyorlar. Geçim kaynağı tütün, şeker pancarı, bağcılık ve hayvancılık olan belde şeker ve tütün fabrikalarının kapatılması üzere tamamen bağcılık ve hayvancılığa yöneldi.

Tüm Türkiye’nin yaşamış olduğu işsizlik ve kadercilik Gökçeli’yi de etkiledi. Her geçen gün nüfus düşmekte. Genç çiftçiler göç etti, köyde kalanlar yaşlılar. Belde de yaşayanlar çocuklarını tutamıyor. Çünkü giderler çok fazla. Ürettiği giderlerini karşılamıyor. Çalışarak geleceklerini göremiyorlar. Köylerde yeterli okul, sosyal tesis yok. Köylerin şu an ki tablosu hem ekonomik hem sosyal olarak boşaltılmış durumda. Çiftçiler şu anda büyük sorunlar yaşıyor! En fazla fiyat artışı yüzde 62,43 ile gübre ve toprak geliştiricilerde yaşandı. Elektrik, su, mazot, gübre her şey çok pahalı. Çiftçi ürünü satınca bile maliyetlerini karşılayamıyor. Çiftçiden yana bir üretim politikasının olmaması, tarımsal desteklerin yetersiz kalması ve ithal girdiler yüzünden çiftçinin yüksek maliyetlere ürettiği ürününü zararına satmak zorunda kalması tarımdan kopuşu hızlandırdı. "Kölelik düzeninde yaşıyoruz’’ diyerek çiftçiliği bırakıyor insanlar, bırakmak zorunda kalıyorlar.

40 yıl öncesine kadar nüfusun kayda değer bir bölümünün köylerde yaşayıp çiftçilikle, hayvancılıkla geçindiği, kendi kendine yetebilen 7 ülkeden 1'i olmakla övünülen Türkiye'de halen bu işten geçinen binlerce aile var.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın açıkladığı tarım alanları da azalmaya devam ediyor. Buna göre tarım alanları ise son 10 yılda yüzde 5; son 19 yılda ise yüzde 12 azaldı.2001 yılında tarım alanları 26 milyon 350 bin hektar iken 2010 yılında bu miktar 24 milyon 395 bin hektara geriledi. Türkiye'de 2009 yılında 1 milyon 16 bin 692 çiftçi varken, bu sayı 2021'in Haziran ayı itibarıyla 541 bin 346'ya düştü. Gelinen noktada, ocak ayı itibarıyla da 500 bin kişinin altına düşmüş oldu. Pandemi sürecinde önemi en çok hissedilen alanlardan biri de sağlıklı gıda üretiminin gerekliliği oldu. Sanayii de teknolojide ne kadar ilerlersen ilerle şayet yeterli gıda üretemiyorsan toplumsal sıkıntı hatta kaos kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla dünyada bir zamanlar önemsenmeyen tarım artık stratejik sektörler arasında görülüyor. Tarım deyince de hiç kuşku yok ki ilk akla gelen çiftçiler oluyor.

Çiftçi, Türkiye'de itibarı olmayan bir kesime dönüştüğünü düşünüyor ve bu sebeple üretim yapmakta ki hevesi, hedefi, gücü, eli-kolu, umudu kırılmış halde son demlerini yaşıyor!

Hiçbir ülke çiftçisini uluslararası tekellerle rekabete sokmadı ve destekledi. Türkiye ise çiftçilerini uluslararası tekellerle karşı karşıya getirdi. İklim değişikliği ve artan dünya nüfusu ile birlikte gıdanın öneminin arttığı bir dönemde bu durum Türkiye’de gıda güvenliği tartışmasına yol açıyor günden güne gıda krizi artan enflasyonla yüzünü gösterip hem çiftçiye hem dar gelirli vatandaşa her seferinde birer tokat atıyor. Eyvah demeden, gelecek için, çocuklarımız için gençleri çiftçiliğe çağırmak, özendirmek ,kazandırmak gerekli hem de acilen!

Çiftçiler öncelikle önünü doğa koşullarına bağlı olarak göremiyor. Genç çiftçilerin köylere dönmesi için sadece kazanması yetmiyor. Tarım sektörü bir planlamaya bağlı olmalı, destekleri net olmalı ve bir reel sektör olarak görülmeli. Tarım yapanların zorunlu olarak yaptığı, fırsat bulunca kaçtığı bir alan olmamalı aksine severek hedef belirleyerek ilerleyeceği meslek olarak gördüğü benimsediği yer olmalı. Bunun için köyde sosyal yaşamın ve sağlık hizmetlerinin de yeterli olması, gelişmesi lazım.

Örneğin köyde kalmayıp ilçede bile kalacaksa o ilçede sinema, tiyatro vb. gibi sosyal etkinliklerin ve hayatın olması gerek. Sosyal yaşamın zayıf olduğu yerlerde hele ki teknoloji çağında gençleri artık tutmak kolay değil. Hem ekonomik sıkıntı hem de toplumsal sosyal faaliyetler açısından yetersizlik ortadan  kalktığı vakit bizim ülkede yaşlı tarımın gençleşmesi, gençlerinde çiftçiliğe kuşanması kolay olacaktır. Yeter ki gençlere fırsat verilsin önleri açılsın.

Dünyada dağı-taşı altın, dört mevsimi yaşayan tek ülke olarak parmakla gösterilen ülkemiz vatandaşına yetecek kadar bereketli,  kültürel zenginlikler anlamında da medeniyetlerin beşiği sayılan güzel yurdumuzun her karış toprağı değerli ve paha biçilemez özellikte. Unutmayalım ki en son çare ve kurtuluş hep Anadolu olmuştur ve Anadolu insanı tarihe ismini kazıtmıştır. Gelecekte de toprağın, çiftçinin, tarımın önemi büyük olacaktır. ‘’Gökçeli de Bağ Bozumu’’ diye başladım söze; Mutlu olduğum, gururlandığım, hayıflandığım, umutsuzluğa kapıldığım ve umutlandığım konulara deyindim. İstiyor ve diliyorum ki, bize armağan edilmiş bu cennet vatanın her karış toprağı kıymetiyle bizde kalsın, insanı bizimle olsun, bir olsun birlik olsun. Şirin memleketimin ilerlemesinde; tarlasına, bağına, bahçesine, dağına, yaylasına, ovasına, emeği geçen, geçmişleri yad ederek, yöre halkına ve Gökçeli Belediye Başkanı Mustafa Koyuncu’ ya teşekkürlerimi sunuyorum. Köy ve kasabaların emekçi, yılmaz-yorulmaz, vefalı, saygıdeğer bekçilerine, bir ülkenin kalbi, milletin efendisi olan doğal, duru çiftçi neferlerimize selam, sevgi, hürmetler olsun. Samimiyetle kalın…