Bursa
Çok Bulutlu
12.4°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Ben bir göçmen kızıyım…

Yaşam , 22 Eylül 2020 Salı, 11:10

Ben bir göçmen kızıyım…
Türk vatanına geldiği için trenden iner inmez bastığı toprağı öpen Bulgaristan Türklerinden birinin kızıyım…

Karı-koca işi gücü varken, kocaman bahçenin içine evini yeni yapmışken, yaşam standartları iyiyken üç çocuğunu alıp, geriye dönüp bakmadan “anavatan”larına göç etmeyi tercih eden Kınalı Mümin ve babası yakıldığı için altı yaşında ailesinin sorumluluğu üzerine kalan Kör Mehmet Ali’nin kızı Hasine’nin kızıyım.

Türk oldukları için Balkan savaşından sonra, çevre köylerin hocalarıyla birlikte Postallar’daki evinin samanlığında cayır cayır yakılmış din adamı Mehmet Hoca’nın torununun kızı…

Kocası samanlıkta yanarken evin diğer erkeklerini saklayıp vermediği için kılıçla bütün kaba etleri kesilip öldü diye bırakılan ve aylarca koyun postuna sarılarak yeniden hayata döndürülen Mehmet Hoca’nın karısı Hafize’nin torununun kızıyım ben.

Türkiye’ye geldiğimde sekiz yaşında bir çocuktum. Sokakta oyun oynarken “Sen Bulgar mısın?” diye sorardı diğer çocuklar. Belli ki evlerinde konuşuluyor bizim kimliğimiz, yoksa o yaşlardaki bir çocuk ne bilir Türklüğü, Bulgarlığı…

“Biz Türk olduğumuz için Türkiye’ye geldik” derdim, büyüklerimizden nasıl duyduysam.

Onlar kendilerinden farklı göründüğümüz için bizi merak ediyorlardı belki de. Çünkü Bulgaristan’dan gelen çocukların saçları genellikle kısacık kesilmişti. Köyde yaşıyorduk ve anaokuluna, ilkokula gidiyorduk. Köy koşullarında herhangi bir haşerata ev sahipliği yapmamak için ailelerin ve okul yöneticilerinin tercihiydi kısa saç. Kişisel temizliğini yapmayı öğreneceği yaşa gelinceye kadar çocuklar hep kısa saçlıydı. Köyün merkezinde yani Maşkılı dediğimiz mağazanın, sinemanın, restoranın, tamircinin, fırının vs’nin olduğu yerde erkek berberi de vardı. Tüm çocuklar o berberin müşterisiydi.

Farklı görüntü sadece saçtan dolayı değildi tabii ki. Bizler renk renk çiçekli basmalardan yapılmış konfeksiyon ürünü şirin elbiseler giyerdik. Tabii ki çocuk olduğumuz için bu elbiseler kısacıktı. Misafir edildiğimiz Davutkadı mahallesinde, sonrasında ev tutup yaşadığımız Sıracevizler’de kız çocukları öyle giyinmiyordu. Onlar pantolon veya evde dikilmiş pijama benzeri bir şeyin üstüne etek veya elbise giyiyorlardı. “Aouuk aouk” diye ses yapıp bizi ayıplıyorlardı, kısa kısa elbiseler giydiğimiz için.

Kimi acımasız çocukların “Bulgar gavurları!” diye arkamızdan atıp tuttuğunu duymazdan gelirdik. Ama Türk olduğumuz için geldiğimiz Türkiye’de bizim için söylediklerine çok üzülürdük.

Elli yıl oldu bu memlekette yaşıyoruz hâlâ Türklüğümüz tartışılıyor. O günlerde sokakta konuşanlar çocuktu hadi diyelim, bugün koca koca profesörler televizyonlara çıkıp fütursuzca konuşabiliyor.

Suriyelilerin mülteci, Bulgaristan Türklerinin muhacir olduğunu bile bilmiyor profesör Ahmet Uysal, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkanı zat… Biliyordur da Ortadoğu gibi kafası fazla karışık…

Yok efendim,  Türk olduğumuz için gelmemişiz, sığınmak için gelmişiz. Türk değilmişiz.  Haa, bu profesör bizim Türk olmayışımızı problem yapmıyormuş, önemli değilmiş bu. Türkleştiğimiz için kardeşi sayıyor yine de bizi. Gün gelecek Suriyeliler de Türkleşecekmiş.

Ne diyor Balkan Göçmenleri Derneği (BALGÖÇ) Başkanı Veli Öztürk?

“Biz Balkanlara git dediler, Türk gittik. Gel dediler, Türk döndük.”

Ne diyor Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Dr. Kader Özlem?

“14. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu'dan Rumeli'ye yönelik yapılan Osmanlı fütuhatıyla birlikte Balkanlar'ı ‘vatan yapmak’ ve ‘şenlendirmek’ için bizler Anadolu'daki Oğuz Türkleri olarak Balkanlar'a yerleştirildik. Kökenimiz Anadolu'ya dayanan Oğuz'dur, Evlad-ı Fatihan'dır, Yörük'tür, dolayısıyla Türkoğlu Türk'tür.”

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın bu konuda onlarca yazısı, bir o kadar da videosu dolaşıyor, keşke birini tıklayıp izleseydi çıktığı televizyon programında ahkâm kesmeden önce.

Suriye’den gelip Türkiye’ye sığınan mültecileri Balkan göçmenleriyle bir tutmaya mı çalışıyorsunuz aklınızca?

Onlar ülkelerindeki savaştan dolayı Türkiye’ye sığınan mültecilerdir, Bulgaristan göçmenleri ise yüzyıllarca Osmanlı’nın uç beyliğini yaptıktan sonra artık orada yaşamanın şartları kalmadığı için anavatanlarına geri dönen Türklerdir.

Ne demiş Mustafa Kemal Atatürk?

“Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar yani ‘Düşmanla sonuna kadar dövüşenler’ çekilen ordunun ri’cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir. Muhacirler, kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.”

Ne diyor Prof. Dr. İlber Ortaylı?

“Balkan göçmenleri bu ülkeye geldikten sonra ziraat, sanat, bürokrasi ve akademik hayat gelişmiştir.”

Ey Ortadoğu gibi kafası karışık profesör? Senin Balkan göçmenleriyle aynı kefeye koymaya çalıştığın Suriyeliler bu ülkeye geldiğinde ne olmuştur, devletin sırtına büyük bir yükten, toplumsal hayatta büyük bir yaradan başka!..