Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Bilim mi ve Film mi?

Gündem , 02 Ekim 2020 Cuma, 14:20

Bilim ve filmi bir yazıda bir araya getirip tanıtmak zor iş, ama yine de sizlerle bu konudaki genel bilgilerimi bu yazımda paylaşmak istiyorum.

Bilim mi ve Film mi?
Televizyonlarda, sosyal medyada, yazılı ve görsel basında ve uzun yıllar toplantılarda ‘bilim’ adı altında programlar yapılır, bilim tarif edilmeye çalışılır, yazılar yazılır ve ben hayretle dinler, okurum bu ülkede.

Herkes birbirini aldatır, herkes memnun hayatını yaşayıp gider…

Yaşar da nasıl yaşar: sosyal adalet olamadan, kişi başına milli gelir bir türlü yükselemeden, yüksek gibi gözüken kişi başına milli gelir ortalaması ülkenin yüzde biri nüfusunun serveti olarak…

Aslında bilim aktüel olarak yapıldığı veya olduğu ülkelerde, toplum refahı ve milli gelir çok üst seviyelerdedir.

Gerçekten bilim olan ülkelerde, kişi başına milli gelir zirvededir. Gerçekten bireyin cebine gidendir bu milli gelir; yani bu ülkelerde vatandaşın cebine milli gelir hakça paylaştırılır.

Yıllar önce bir yazıda küçücük coğrafyası olan  ‘Hollanda’da milletvekili maaşları asgari ücretin hemen üzerinde tutulmaktadır’ şeklinde okumuştum. Bunun nedeni ‘ülkenin ekonomik durumu kötüye doğru giderse, vekiller hemen etkilensin ve ülkenin ekonomik durumunu hassas bir şekilde yukarıya çekmenin yollarını arasınlar’ diye açıklanmıştı. Hollanda’daki bu durum gerçekten bizim zor anlayacağımız bir konudur diye düşünüyorum. Neden zor anlayacağız? Çünkü yıllar boyunca bilim kavramının en entellektüel denen zihinlerde bile doğru dürüst, parça pürçük algılandığına şahit oldum. Doğru öğretilmemiş bizlere bu bilim kavramı veya öğrenmek işimize gelmemiş bir şekilde…

Önce ‘bilim nedir?, Neden yapılır?’

Bu konuyu iyi içselleştirmeliyiz ki, onun ülke ekonomisine ne denli büyük katkı yaptığını ve birey mutluluğu ve refahını nasıl yükselttiğini anlayalım. Sonra da ülkede bilim yapmaya başlayalım. E tabi, bir şeyi yapmak için önce onu tanımak gerekir.

İşte her şey insanın ‘bilmek arzusu’ ile başlar. Olayları, neden veya niye diye sorgulamaya başladığınızda, bu soruların gerçek yanıtına modern bilim yoluyla yaklaşabilirsiniz.

Bilmek fiilinin nesnel hali ise bilgidir. Bilgi akla dayalı ise ‘bilim’ adını alır. Akıl yani diğer adıyla ‘us’… Yunanca ‘logos’ kelimesi akla dayalı bilgi, bilgiye dayalı konuşma anlamlarına gelmektedir.

Bilimsel ürünler ise aklın yolunda yürünerek alınan ürünlerdir. Aslında evrende her bilgi mevcuttur ve insanlık bu bilgileri bulmaktadır ve bu bulma işlemine bilim denmektedir.

Örneğin, Çiçek Hastalığı aşısı yüzyıllar önce Anadolu topraklarında uygulanıyor, fakat onun insanları nasıl ve ne şekilde koruduğu bilinmiyor ve bu sebepler ortaya konulmadığı için bilim adını almıyordu.

Çiçek Hastalığı aşısı ile nasıl korunma sağlandığı, geliştirdiği hipotezler, yaptığı laboratuvar deneyleri, gözlemlerle ortaya koyan ve onu modern bilimin ölçütleriyle yazıya dökerek yayımlayan, İngiltere’li bilim adamı Dr. Edward Jenner’dir. Bu buluşu Dr. Jenner’e modern immunoloji’nin (bağışıklık bilimi) kurucusu ünvanını getirmiştir. Çiçek Hastalığı aşısı üretiminden sonra Çiçek Hastalığı’nın dünyadan kökü kazınmıştır; tıbbi terminoloji ile eradike edilmiştir ve hastalık dünyada olmadığı için de artık çocuklarımıza bu aşı yapılmamaktadır.

Şu anda da Dr. Jenner adına Oxford Üniversitesi’ndeki Enstitüde bilim insanları güncel COVID-19 pandemi etkeni olan SARS CoV-2’ye karşı en üst genetik teknolojilerden biriyle aşı geliştirmekte ve üretmektedir. İşte modern bilim ürünü en somut örneğiyle bu şekildedir.

Peki bilim bir ülkede nasıl yapılır? Aslında temelde bilim bir ülke için değil, insanlık için yapılır. Ancak bilim üretimi ilkin hangi ülke kurumlarında yapılırsa, tabi ki orada ilk ekonomik, sosyal, eğitimsel ve psikolojik yararlı etkilerini gösterir.

Bilim nerede yapılır? Bilim ismen bakıldığında, başta üniversiteler, teknoloji enstitüleri, araştırma merkezlerinde ve kurumlarında yapılır. Bu kurumlar özel sektöre veya devlete bağlı olarak çalışırlar.

Bilim aslında, modern bilim kurallarına uygun oldukça, istenilen her yerde yapılır. Yani bilim yapmak için ille de üniversite hocası olmanıza gerek yoktur. Her birey bilim yapabilir.

Ancak birazdan anlatacağım gibi modern bilim yapma işi doktora eğitimi ile öğretilir. Yani doktora eğitimini alan bir birey araştırma yapma yetkinliğine sahiptir. Bu yetkinliğin unvanı ‘PhD (Doctor of Philosophy)’dir. Ülke bilimi işte bu eğitim üzerinden üretilir. Bu üretimin kaçınılmaz parçası, üretim için büyük bütçeli projelere sahip akademik personeldir (hocalar). Burada ne kadar modern bilim eğitimi yapılırsa yapılsın, aslında bu ilişki tipik bir usta çırak eğitimidir. Tüm dünyada, bilimin en üst düzey olduğu ülkelerde, bu iş bu şekildedir.

Aslında modern bilim üretimi çok sayıda birbiriyle iyi entegre edilmiş, sürekli iletişim halinde, işletmeleri güçlü, liyakatin hakim olduğu, özgür ve özerk kurumlarda yapılabilmektedir. Devletin memur, ast üst ilişkisi içinde dizayn edilmiş, dikey yönetim biçimli, emir alan beyinlerle bilim yapmak olanaklı değildir.

Bilim aslında kendine has kültürü geliştikçe verim veren bir süreçtir. Bilim ekolleri ve kültürlerinin oluşumu yüzyıllar alır ve bu birikim parayla satın alınmayacak kadar değer biriktirir. Kültür ve bilim bağlamında kültür gelişiminin çok ileri projeksiyonlu planlanması ülkelerin gelecekleri için çok kritiktir.

Yani devlet, siyasal olarak, bilim kültürünü ve bilim üretim kültürünü yukarıdaki bahsettiğim taban üzerinde inşasını garantilemezse bilim üretilemez. Bilim yapmanın birinci önceliği, liyakat ve düşünce özgürlüğünün teminat altına alınmasıdır.

Uygun bilim atmosferinin sağlandığı ülkelerde bilim üretimi için, üç temel ayak bilim üretimi için gereklidir. Bunlardan ilki bilim üretim kabiliyetine sahip donanımlı akademik ve ikincisi teknik personel ve üçüncüsü iyi bir doktora eğitimi. Modern dünyada bilimin yapıldığı mutfak, yukarıda da belirttiğim gibi doktora eğitim sürecidir. Bu 5-7 yıl alan uzun süreç hocanın laboratuvarında geçer. Doktora eğitimi çok kritiktir. Bunun için doktora eğitimi veren kurumların, özgür araştırma yapma potansiyelleri, donanımlı, deneyimli, yüksek bütçeli projelere sahip akademik kadrosu olmalıdır. Bu bağlamda, akademik personelin değeri yükseltilmeli, yaşam kalitesi, onların akademik araştırmalarını düşünmeleri ve doktora öğrencilerinin eğitimlerini düşünmelerini sağlamak için kaçınılmazdır.

Doktora eğitimi, yüksek lisans eğitimi diye günümüzde verilen eğitimler, bireylerin mesleki kariyerlerini yükseltmek ve kişisel hobi ve egolarını tatmin için değil, ülkenin ve dünyanın kritik beklentileri konusunda bilgi, bilim üretimi yapan araştırmaları yapmak amacıyla kurgulanmalı ve oluşturulmalıdır.

Bilimsel üretiminin ilk çıktıları, akademik araştırma makaleleridir. Dünya’da gerçekten bilimsel üretim yapan ve kendini kandırmayan kurumlarda her akademik personelin, yaptırdığı doktora eğitiminin bir göstergesi olarak, araştırma üretimi yılda ortalama 5-10 arası değişmektedir. Şunu iyi anlamak gerekmektedir. Bu araştırma makaleleri o ülkelerdeki akademik kadrolar tarafından doğal bir ürün olarak yazılmaktadır. Yani bilim iyi kurgulanıp, tesis edildikten yıllar sonra, somut örneği olan ilk çıktılarını yani, makaleleri vermektedir. Sürekliliğin sağlanması durumunda makale üretimi ile birlikte, hayatımıza giren diğer bilim çıktıları, ilaç, aşı vs gibi sağlığımıza ve mutluluğumuza katar. Bu donelerle ülkemiz bilim durumuna bakarsak, bilim üretimimiz yok denecek kadar azdır ve ne yazık ki bilim kültürü oluşturulamamıştır. Dünya’da saygın, bilimsel araştırmalar yapan sürdürülebilir kurumlarımız, ismen ve cismen olsa da, bilimsel ölçütler içinde ne yazık ki yoktur. Ne demiş Aristoteles ‘kendini bilmek bilgeliğin başlangıcıdır’… Yine aynı şekilde Yunus Emre’nin büyük sözü de ne güzel özetler konuyu: ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır'

Akademik yapımız ve alt yapımız tümüyle sorgulanmak ve değiştirilmek zorundadır. Akademik ve araştırma birimleri gerçekten uzman bireylerin görüşleriyle tekrar kurulmalı ve organize edilmelidir. Ülkenin gerçek bilim üretimi için, sürdürülebilir bir özgürlük ve özerklik atmosferinde, alt yapıları ile birlikte, tüm akademik personelin ekonomik yönden desteklendiği, doktora eğitiminin gerçek anlamda yapılması için akademik kalitenin yükseltilmesi gerekmektedir.

Üniversiteler ve araştırma kurumları özerk hale gelmeli, özgün konularda araştırmaları ile ön plana çıkan eğitim kurumlarına dönüşmeli ve akademik personel yetiştirilmesi, atanması ve liyakat meseleleri üniversitenin kendi otonomisi içinde gerçekleştirilmeli, bu işlemlerde uluslararası kriterler gözetilmelidir.

Bilimsel liyakat bilim üreten kurumların yönetim atamalarında da tek kriter olarak izlenmelidir. Ancak bu şekilde çağdaş uygarlık yolunda, çocuklarımızın, gençlerimizin beyin gücü bilim üretimine aktarılabilir ve aklın yolunda yürüyerek sağlıkla ve mutlulukla dolu bir gelecek yaratılabilir. Bilimin yol göstericiliği çağdaş uygarlığın yolunu aydınlatır. Umarım Atatürk’ün şu sözünü biraz da olsa anlatabilmişimdir: Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir…

Film ise hareketli resimlerin seri şekilde gösterilmesi ile ortaya çıkan bir yapıttır ve filmler, gerçek insan ve objelerin kamerayla kayıt edilmesiyle veya animasyon teknikleri, özel efektler gibi teknikler ile her iki unsurun yaratılmasıyla ortaya çıkar.

Öte yandan; Film oyuncular, senaryo, seslendirme gibi unsurların, senaryo yazarı, yapımcı ve yönetmenin dokunuşları ile şekillendirilmesiyle meydana gelir. Film sanaldır ve seyredilmesi ile algılanan sonuçlar da bireyler arasında farklılıklar gösterir. Bir film insanı duygulandırabilir, güldürebilir, bir diğeri ağlatabilir ve onu başka hayallere, geçmişe götürebilir. Yani film aslında her sanat dalında olduğu gibi duygulara ve estetiğe yöneliktir.

Filmlerin sanatı sinema muhteşemdir ve hayatta olması gerekenleri, güncel yaşadıklarımızı ve gelecek yaşantılarımızı estetik açıdan bizleri kırmadan, kimi zaman güldürüp, kimi zaman ağlatarak ve özgürce sergileyen bir güçtür. Filmlerin sergilendiği yerler olan sinemalar veya Amerikan tabiriyle tiyatrolar çok muhteşem yapılardır. Çünkü sanat insan hayatında çok önemli bir unsurdur ve filmlerin sanatı sinema da bunun bir koludur. Sinemada senaristler, yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ve bir çok emekçi sanat ve benzeri dallarda çok önemli eğitim veya farklı alanlarda eğitimler alırlar. Aldıkları eğitimin kalitesi ve eğitildikleri mutfakta usta çırak ilişkileri ve tabi ki kendilerinin genetik yaratıcılık kapasiteleri ile gelişir ve mesleklerini edinirler. Görülüyor ki bilim ile film aslında ikisi birbirinden tamamen farklı ve hiç kesişmeyen iki alandır.

Ancak bir film bilim adamının öyküsü çekilirken, bir bilim alanında deney veya ders anlatılırken faydalı olabilir. Ama ne bir bilim bir film gibi, ne de bir film bilim gibi yapılamaz ve yapılmamalıdır.

Filmi bilim gibi yaparsak, aslında onun inanın bir tane bile seyircisi olmaz. Tamamen estetikten uzak ve sadece bilgiyi yansıtan sıkıcı bir derse benzer.

Bilim film gibi yapılırsa, bugün içinde bulunduğumuz trajikomik tablo ortaya çıkar. Büyük çoğunluğu liyakat olmadan yönetilen, kayırılan, rol icabı akademisyenlerin bulunduğu üniversiteler, bilim ve bilim destek kurumları ancak bozuk çekilecek bir filmin senaryosu olurlar. Bilim kurumları adı altındaki yapıların çıktıları ile ne yazık ki gerçek, modern bilime ulaşmak, bilim kültürünü oluşturmak, çağdaş dünya ile birlikte bilim tartışmak ve bu bilimin ürünlerini hakça paylaşarak sağlıklı, mutlu ve huzurla yaşayacağımız günlere ulaşmak zordur. Ancak televizyonlarda, sosyal medyada, basılı basında ve sonuçta yaşamımızda bilim yerine sadece ‘mış gibi’ filmini yaşayıp gideriz.

Filmin sadece sinema sanatı içinde, bilimin de  üniversiteler ve ilgili üst ve alt kurumlarda yapılacağı günlerin acilen tesisi dileği ve umuduyla, saygılarımı sunuyorum…