Bursa
Parçalı Bulutlu
20.4°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Bir Bursa değeri: Hasan Bilin

Bursa , 16 Kasım 2020 Pazartesi, 12:20

Bir Bursa değeri: Hasan Bilin
Keles'in Yağcılar köyünden, Adapazarı Arifiye Öğretmen okuluna bir genç, öğretmen olmak için yola çıksın.

13 yaşındayken çizdiği simitçi resmini, öğretmeni ondan habersiz UNESCO'nun düzenlediği bir yarışmaya göndersin ve 13 yaşındaki Hasan, Hindistan'da haberi bile olmadan girdiği yarışmada derece alsın.

Hayır efendim, bir Amir Khan senaryosu değil bu yazdığım. Uzun yıllardır tanıdığım, ne zaman Heykel'e çıksam mutlaka yanına uğradığım; Hasan Hocamın hikayesi . 32 yıllık öğretmenlik ve idareciliğin ardından gelen yirmi yıllık sanatkarlığın öyküsü.



Öğretmenlik Yılları

"Biz iki arkadaş, aynı köyden Arifiye Öğretmen Okulu'ndan mezun olduk. Hatta ikimiz aynı kumaştan takım elbise diktiriyorduk. Terzide prova olurken, köyün öğretmeni geldi; "Hasan tayinleriniz çıkmış" dedi. Müdür yardımcımıza sorduk sonra, bana aynen şöyle söyledi; "Sen bir şemsiye bir de tabanca al doğru Rize'ye." Arkadaşıma da ; " Sen de bir kepenek al, doğru yörük köylerine..." Tabi genciz, deneyimsiziz, öğretmen olacak olmanın heyecanıyla da daha Rize'ye varmadan paralar suyunu çekti. Çayeli ilçesi, Kaptanpaşa nahiyesi, Uzundere Köyü'ne çıktı tayinim. Yola çıktık, işlemlerim yapıldı, maaşımı aldım, o zaman sistem öyle işliyor. Gittik Rize'ye. Kahvede bir çay içerken, konuşmalara kulak misafiri oldum. " Bizim köye Bursalı bir uşak gelecekmiş..." Döndüm, "aradığın uşak benim amca..." dedim. Rize'de yabancıya karşı müthiş bir ilgi var. Severler misafiri. Sahip çıktılar bana. Köye doğru bir ecel teknesine bindik. O zaman Rus arabalarından bozma arabalara öyle denirdi.  Dere boyu gidiyoruz, gidiyoruz her taraf ev. Bizim Bursa'ya hiç benzer yanı yok. Köye yakın bir yerde mola verdik. Yaşlı bir adam; "Uşağım hoş geldin nerelisin?" dedi. "Bursalıyım..." dedim... "Bursa'nın neresinden" dedi... "Keles" dedim. "Keles'in neresinden" dedi. "Yağcılar" dedim... "Hacı Yusuf sağ mı?" dedi.

 

1600 kilometre öteden, dedemi soruyor bana. "Rahmetlinin çok ekmeğini yedim, onun bir yayla evi vardı, ben her sene hızar (tahta) biçmeye gelirdim" dedi. Çok şaşkınım tabi ben. Nerede nereye...

Tekrar yola çıktık giderken; "hooop" dediler "yol kapalı." İndik yayan devam ettik. Vardık köye. Bakıyorum bir okul var. Uzundere İlkokulu yazıyor kötü bir yazıyla. En yakın ev dörtyüz - beş yüz metrede. Yaşım 19. Akşam bir eve misafir oldum, yemek yedik. Evin damadıymış, sırtında silahıyla geldi. O da nerelisin diye sordu, Bursa'da Nalbantoğlu'nda bir fırın vardı o zamanlar, benim de bacanağımın babasının. "Hocam benim orada nüfus kağıdım kaldı, bir daha gelişte getirir misin?"  demez mi... (Burada kocaman bir kahkaha atıyor Hasan Hocam) Velhasıl askere gidene kadar, iki sene kaldım Rize'de..."



Şehit Öğretmen Ferit Özdemir

Okullar açılmadan eve geri döndüm. Anneme görev yerimi anlatıyorum. Annem rahmetli hüzünlendi. Sebebini sordum; "Oğlum, onlar bizim köye bir kurban verdi... Sende ya oralarda kalırsan..." dedi. Meğer bizim köyde Rizeli bir öğretmen kalp krizinden ölmüş, iki gün sonra lojmanda bulmuşlar. O öğretmenin acısı hiç dinmedi, 60'lardan beri. Adına türküler yakıldı, TRT'de söylendi hep. Ferit Özdemir, Yedek Subay Öğretmendi, ne yakışıklıydı ama... Düğünlerde öyle bir oynardı ki.. Herkes hayran kalırdı. Türk ordusunda çok rastlanan bir olaydır, şehit olunca bayrağı da yere düşer. Pazartesi günü okula bir gittik, bayrak kendiliğinden yere düşmüş... Rahmetliyi bizim köye defnettik. Mekanı cennet olsun.."

İki seneyi Rize'de tamamladım. Askerlik celbim geldi. Ama Rize'de bir kız sevdim, aşık oldum. Ya isteyeceğiz ya da kaçıracağım. Kul sıkışmayınca hızır yetişmez derler. Baba gibi sevdiğim, modern bir imam vardı. Ona anlattım meseleyi.

Yağcılar Köyü'nde Rizeli Gelin

"Derken nişanladık, iki üç gün sonra Manisa'ya askere gittim. Sonra düğün vakti geldi. Tabi Karadenizliler silahı sever. Bizim köyde gelini evin merdivenlerine çıkarttılar. Tak tak tak tak saydırmasın mı? Köyde kadınların silah atması alışılmış bir şey değil tabi.

Evlendik. Bu sefer tayinim Çorum'un Kargı ilçesine çıktı. Okullar açılmak üzere... Düğünün üç gün sonrası balayı niyetine Çorum'a gittik. Kargı arabasına biletimizi aldık, yabancı görünce soruyorlar tabi. Kargı'nın Akçataş Köyü'ne öğretmen olarak atandım deyince, demesinler mi; "hocam o köy yandı!" İlk şoku yaşadım o an... Neyse, köyü bir görelim dedim yine de. Araba gitmiyormuş tabi. Kiremit taşıyan bir kamyona bindik o da yarı yola kadar götürdü bizi. Hanımı yolda bir ninenin yanına bıraktım, ben yayan devam ettim. Köye daha varmadan, is kokuları geldi. Millet elinde kazma, yangın kalıntılarını temizliyorlar. Okul yok, lojman yok. İlk defa halleri, vakitleri düzelince bir öğretmen istemişler oysa... Yatak, yorgan, kilim ve birkaç kap kacakla yollara düşüp, eşimle yeni bir hayata merhaba dedik burada. Bir göz odada, dışarıda kar varken, köylülerden biri misafir etti bizi.. Somun ekmeğe alışmışız biz, onlar lavaş ekmek yiyor tabi. Beceremiyoruz da onunla yemeyi, alışkın değiliz derken tek göz odayı bize verdiler gece. Dışarısı buz gibi. Çocukları düşünmekten, aileyi düşünmekten bir de tahta kurularından sabaha kadar uyuyamadım... Ertesi gün okula bakıyoruz. Bir köy odası ağaçtan yapılma, birkaç peyke, bir göz pencere yani köy odası burası... Okul olacak! Öğretmen gelecek diye bir hazırlık yapmışlar. Ustalar geldi, harçlar karıldı derken atıyla bir ormancı geldi. Allah'tan korkar gibi de korkuyorlar ormancıdan... Ormancı, bütün köyü seferber etti, okul inşaatı için... El birliğiyle... Cam yok tabi. Gübre çuvallarından perde yaptık. Tahtaları çaktık yatak yaptık. Bir de soba getirdiler bize orası da bizim evimiz oldu. Oh be dedim saray gibi. Ertesi gün okul başlıyor... Bir mührüm var bir bayrağım... Bir de ders defterim... Başladık öyle... Sıra yetmedi çocuklara, ertesi gün de ustalar gelmedi. "Haydi çocuklar" dedim "iş başa düştü." Yeni sıralar yaptık...  O çocukları çok özlüyorum... Bu köyde altmış günlük çocuğum vefat etti. Çok hüzünlüdür ayrılışımız. Vedalaşırken de bütün köy halkı, köyün dışında uğurlama yaptı. Çoluk çocuk hepsiyle sarılıp ağlaştık... O zamanları tekrar yaşamayı çok isterim. Tam otuz sene sonra, Zekai Gümüşdiş Okulu'nda müdürken, bir telefon geldi ve düğüne davet ettiler. Kalktım gittim. Gidilmez mi hiç?"

...

Sonra Bursa defteri açılmış Hasan Hocanın hayatında yeniden. Nilüfer Korubaşı'nda görev yapmış, sonrasında ise tam on altı sene Fadıllı'da... Hani şu küçük Almanya dedikleri Fadıllı... Sonrasında Beşevler İlkokulu ve Zekai Gümüşdiş Ortaokulu'nda yöneticilik.

Kozacılık Günleri

Fadıllı'da bir dut bahçesi alıp, ayrıca ipek böceği yetiştirmiş Hasan Hoca. Kozahan'a gidip altmış kilo kozayı, kilosu bin liradan sattığı günü ayrıca hiç unutamıyor. (Lekeli, bozuk kozalara da "çipez" dendiğini laf arasında öğreniyorum hocamdan)

Kıbrıs'a Yerleşmem İstendi

Kıbrıs'ta Rauf Denktaş'ın eşi tarafından organize edilen bir sergi açmış Hasan Hoca. Oldukça ilgi görmüş ve eserlerinin tamamı satılmış sergide. Daha sonraları Kıbrıs'a yerleşip, orada hocalık yapması istenmişse de memleketini bırakıp gidememiş.



Emeklilik ve Sanat Yaşamı (Ebru-Hat-Tezhip Hocalığı)

Daha öğretmen okulundayken ebruyla tanışmış Hasan Bilin. Öğretmeni, atölyenin anahtarını verir, o da hafta sonları gider ebru yaparmış atölyede.

Ebru, geleneksel sanatlarımızdan biri ve bir takım kurallara bağlı. Mesela öd kullanılıyor (öd: karaciğer sıvısı) ve mezbahalardan temin ediliyor. Öd sayesinde boya suya karışmıyor ve suyun üzerinde yüzüyor. Su ise kitreli olacak. Kitre ise geven otundan elde ediliyor. "Biz" adı verilen, boyalara şekil vermek için metal bir çubuk ve de gül ağacıdan fırçalar kullanılıyor. Fırçalar sürekli suda durduğundan, gül ağacı da suya dayanıklı olduğundanmış. Hasan Hocam, sanatla hep iç içe yaşamış ancak emekli olunca bu işlerle uğraşmayı çok öncelerden planlamış. Bildiği halde tekrar kurslara gitmiş, eğitimler almış. 9 Eylül'den bir hocadan ebru, Topkapı Sarayı'ndan bir hocadan ise tezhip kursları almaya devam etmiş. Şimdilerde hocalık yapan pek çok sanatkarı yetiştirmiş. Eskişehir Tepebaşı Belediyesi'nde ilk ebru kursu veren hoca olmuş. Bursa'da ise Halk Eğitim ve Uludağ Üniversitesi'nde uzun yıllar eğitimler vermiş. Şimdi ise onu bulacağınız adres, Balibey Han - Asude Sanat Evi.



Yerli, yabancı her yaştan insana ebru öğretiyor, kurslar veriyor. Üstelik sadece ebru değil, hat ve tezhip hocası kendisi. Atölyesinde, Hacıvat ve Karagöz'ü tokalaştırdığı bir tablosu var. Bu onun naif ve barışçıl ruhunu gösteriyor. Bir de köylerde öğretmen yaparken geceleri hat ve tezhip çalışırken kulandığı kandil asılı...



Eski bir öğrencisi diyor ki; "Hocam yıllar önce bana okuma yazma öğrettiği gibi, şimdi de kızıma ebru öğretiyor. Anlatılamayacak bir mutluluk bu..."

İyi ki Bursa'nın Hasan Hocası var.