Bursa
Parçalı Bulutlu
6.4°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Böyle güzel anılmak her valiye nasip olmaz

Gündem , 20 Kasım 2020 Cuma, 14:47

Böyle güzel anılmak her valiye nasip olmaz
Sözcü gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, son günlerde gözleri dolu dolu, kendisine gelen iletileri takip etmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz ağabeyi, emekli vali - karikatürist Refik Arslan Öztürk'ün vefatından sonra gelen iletiler bunlar.

Vali bey ile anılarını paylaşıyor kendisini tanıyanlar.

Bilecik Şeyh Edebali Türbesini düzenleme çalışmalarında, sabahın ilk ışıklarından mesai saatine kadar, beton çatlamasın diye beton sulayan bir vali olduğunu anlatan da var,

"Ben ki İstanbul çocuğuyum ancak vali beyin efendiliği karşısında ezildim" diyen de ...

Refik Arslan Öztürk, Niğde Valisi'yken Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, Erzincan Valiliği yaptığı sırada Parlamento Dergisi ve  Manisa Valiliği sırasında da Meclis Dergisi tarafından "yılın valisi" seçilmiş; seveni, sayanı, "çok iyi insandı" diyeni bol bir bürokrat.

"İki ağabeyim valilik görevlerinde bulundu. İkisinin de görev yaptığı illere kardeşleri olarak bizler hiç gitmedik. Çünkü, otobüsle gidip demesinler ki, “Vali, kardeşini garajlardan devlete ait makam aracıyla aldırdı” diye. Onlara en küçük laf-söz gelmemesi her zaman önceliğimiz oldu." ifadeleriyle aslında her şeyi özetliyor Saygı Öztürk.

Öztürk'ün kendisinden hiçbir sohbetimizde, abisinin vali olduğunu duymamıştım.

"Tutumluluğuyla bilinen vali"

"Dolmuşa binen vali..." şeklinde anılmak her bürokrata nasip olmuyor.

Tatildeyken devletin aracına binmemesi, özel telefonlarını indirimli olsun diye mesai sonrasına bırakması, minibüste ayakta yolculuk etmesi çok manidar.

 Saygı Öztürk'e; "Bürokrat kimliği ile ilgili o kadar güzel şeyler okuyoruz ki... Peki aile içinde nasıl biriydi?" diye sordum.

Saygı abi; "Bürokratik hayatı gibi özel yaşamı da son derece sadeydi. Gülen... Güldüren... Saklısı gizlisi olmayan biriydi abim. Çok naif biriydi. Köyde yaşadığımız için o Yozgat'ta pansiyonda kalırdı. Akraba yanlarında okudu. Çok zayıfla gelirdi... Kendisi de zaten zayıf birisiydi.  Rahmetli babama söyleyemez, 5 dersten bütünlemeye kaldıysa, iki ders derdi. Yoksa kamçıyı yerdi..

Babam onun okumasını çok istiyordu. Çünkü köy hayatına hiç uygun birisi değildi. Ne ekin ekebilir, ne tırpan sallayabilirdi. Babam, köy hayatının zorluklarını yaşasın diye tarlada taş toplatır, ayrık yoldururdu, bağ belletirdi. Lise yıllarında, önündeki kağıtlara karikatür çizmesi  Resim öğretmeninin ilgisini çekiyor, “Sen iyi bir karikatürist olursun” diyordu.

Öyle de oldu. Hukuk fakültesine başladığında, Akşam gazetesinde karikatür çiziyor. Çetin Altan’ın “Şeytanın Gör Dediği” köşeye ayrıca karikatür çizip altına dörtlükler yazıyordu. Böylece okul harçlığını da çıkarıyordu. Babam onun çalıştığını bilmiyordu. Okul harçlığı diye gönderdiği paranın neredeyse tamamıyla kitap alıyordu. Okulu ikinci plana atmış olacak ki, 4 yıllık fakülteyi ancak 8 yılda bitirdi. Avukatlık-karikatüristlik arasında tercihini avukatlıktan yana yaptı.   

Hukuk Fakültesini bitirdi. Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde avukatlık bürosunu açtı. Ama avukatlık ona göre değildi. Neden mi? Ne yazdığı dilekçeden, ne girdiği davalardan para almıyor, para istemeye çekiniyordu. “Ne yaptım ki, iki satır dilekçeden para mı alınır” diyordu. Zaten yöre insanı da, “Hele harmandan sonra veririz” deyip gidiyordu. Avukatlık hiç ona göre değildi. Neyse ki köyümüz yakın olduğu için hafta sonları köye geliyor, akrabaların yanında yiyor-içiyordu.  Açıkçası köylülerimiz avukatın bu haline üzülüyordu. 

Baktı olacak gibi değil. Kaymakamlık sınavına girdi. Lice’de, Silopi’de, Reşadiye’de, Finike’de kaymakamlık yaptı. O yörenin insanı onu hep arardı. Sivas Vali Yardımcılığı döneminde makam aracı şoförü Latif Bey, “Onun gibi bir vali yardımcısı Sivas toprağına gelmemişti” diyordu.  Sonra Bilecik, Niğde, Erzincan, Manisa valiliklerinde bulundu.  Ne zorluklarla, ne sıkıntılarla okuduğunu bir o bilir, bir babam. 

O narin bedeni köyümüzde ne korkular yaşamıştı. Onlardan bazılarını "Corona günlerinde" öğreniyorum. "İnsan 'yaşanmış sıkıntıları niçin unutmuyor?' derseniz, sıkıntılar dalında olgunlaşmış meyvelere benziyor. Durdukça ballanıyor. Şimdi onlar, yüreğimde birer hatıra" diyor." ifadeleriyle anlattı ağabeyini.

 

Öztürk ailesi ve ülkemizin başı sağ olsun.

Makamları bırakıp, sivil yaşama geçtiğinizde nasıl anılacağınızdır esas olan.

Örneklerinin çoğalması dileğiyle.

Huzur içinde uyuyun Sayın Valim...