Bursa
Açık
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Bu kriz, başka kriz

Hayat , 26 Ekim 2020 Pazartesi, 19:28

Ekonomiden anlamam, cebimdeki para kadar konuşur, harcadığımla yaşarım.

Bu kriz, başka kriz
Amma ve lakin, sokağı iyi görürüm.

Caddeye çıkınca, esnafın yüzüne bakarım, rafına değil...

Çocukluğumdan beri, sokakta insanları izlerim.

Yürüyüşlerini, gülüşlerini, düşünceli hallerini, konuşmalarını, uzaktan, kendi hayal gücümle seslendiririm.

Yaş itibarı ile, çok ekonomik kriz gördüm, ilk defa bu kadar eğlencelisi çıktı karşıma. Öyle böyle değil.

Tüp, yağ, çay, sigara yokluklarına tanıklık etmiştik, "varsıllık krizi"ni ilk görüşümüz, heyecanlıyım.

Toplumun bir kesimi, çok ciddi şikayetçi.

Bir kısmı, müzmin rahatsız. Öyle bir kısmı var ki, kriz derinleştikçe, mutlu mesut yaşıyor ki, ne yaşamak.

Askıda ekmek kovalayan ile, altın soslu, ördek kanadı yiyen, aynı sokakta oturuyor.

Hatta, kentsel dönüşüm komşuluğundan, aynı binada oturan bile var.

Bir evde, yemek pişmiyor, motosikletli kuryelerin biri gidiyor, diğeri geliyor, diğer evde de yemek pişmiyor, askıdan  ekmek bölüşülüyor.

2. El araba bile, değerinin 4 katına satılıyor.Sıfır araba için, sıraya girmek şart.

Hatta çok lüks markaların 2021 satışları dolmak üzere. Trafik felç, hiç kimsenin yakıt ve araç giderinden şikayeti yok sanki...

Ortalık lüks arabadan geçilmiyor...

Tünelin ucundaki ışık bu olmalı.

En azından öndekiler bu ışığı görüyorlar ki, market rafında kilosu 400 TL lik peynir rafı sürekli dolduruluyor.

Lüks tüketim, ihtiyaç tüketiminden hızlı.

Market içinde, alış veriş arabalarına göz atmak yeterli.

Terlik, domates, viski...

Eh, bu tutarsızlığın bir nedeni vardır elbet...

En azından, önümde sepetini boşaltanla göz göze gelmemek için mücadele veriyorum...

Kasiyerin, şiir gibi sesi "DÖRT YÜZ YETMİŞ SEKİZ LİRA"...

Cepten çıkan sarı renkli kart, pos cihazına uzaktan bir koklatma, cırt işlem tamam...

Arkasından gelen, ucuz ekmek almış teyzeye aldırmadan, poşet istemeden, viski sağ koltuk altına, domates ve terlik bir elde çıkıp giderken, arkasından bakıp düşündüm, " düşünmediğimizi, düşünmeden günü yaşadığımızı"...

Dedim ya!

Aynı adreste, uçurum hayatlar sürüyoruz birbirimize aldırmadan.

Nereye kadar gider, nereye kadar sürer?

Kafeteryalar dolu, sosyal mesafe hak getire.

Adını bilmediğim hatta çoğunun adını bir türlü öğrenemediğim içecekler masada.

Bardakların üzerinde isimler yazılı, belli ki ortanın üstü kalabalık.

Değil aslında, görüntü öyle. Grup kalabalık ama, ellerde bilmem kaç bin liralık, telefonlar, kafalar gömülü.

Eh be insan, madem muhabbet yok, on, oniki kişi ne diye parsellediniz orayı?

Bilmem ne marka için mi bu işkence.

Ah gençler, ah...

Akşam her biri bir başka konutun yolunu tutacak.

Hangisi tok, hangisi aç bilinmez...

Masadaki telefonlar, bir kasabanın geçimi...

Çarşı pazar desen, öyle. Ana baba günü her yer... Eller dolu, yüzler maskeli seçilmiyor ama, mutludur zahar.

En azından ben öyle diliyorum. Çünkü, devlet yönetimleri mutlu. Zenginler, görünüşte mutlu ama, TV dizilerinin zenginleri çok mutsuzlar.

Hepsi acıklı hayat sürüyor, izleyin görün.

Zengin olmayanlar hallerine şükrediyorlar...

Bir garip kriz işte...

Bildiklerimizden değil...