Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Cumhuriyet’in kaderi…

Gündem , 29 Ekim 2020 Perşembe, 12:15

Bugün Cumhuriyet’in kuruluşunun 97. yıldönümü. Yani egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçmesinin üzerinden neredeyse bir asır geçmiş…

Cumhuriyet’in kaderi…
Cumhuriyet, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bize armağanı… Biz onun değerini bugün daha çok anlıyoruz.
Ama anlamayanlar var biliyoruz.
Kuruluşundan bugüne dek onlarca olay çıkarılmış Cumhuriyet’in varlığına kasteden…
Bursa da bu olaylardan nasibini alan illerimizden biri… Payitahtın ilk başkenti olmak gibi bir özelliği olduğu için sanırım, zaman zaman bu türden gövde gösterilerine sahne oluyor.
İhsan Sabri Çağlayangil de Bursa Valiliği yaptığı dönemde bu olaylardan birini yaşamış.
İşte 14 Haziran 1957 günü gerçekleşen olayı “Anılarım” adıyla basılan kitapta şöyle anlatıyor ünlü devlet adamı ve siyasetçi:

“Bursa’da Hükümet Konağı’nda oturuyorum. Yanımda Rahmetli Turan Kapanlı var. Kapanlı, Bursa Cumhuriyet Savcısı. Birden bir gürültü koptu. Pencerelere koştuk. Bir kamyonet Vali Konağı’na yanaşıyordu. Kamyonetin içinde başlarından kanlar akan beş altı kişi ve polisler. Emniyet Müdürü’ne hemen sordum:
‘Bunlar Ulu Cami’de olay çıkardılar,’ dedi.
Günlerden cumaydı. Cuma namazı kılınıyor. İmam, cuma hutbesini okumak için minbere yönelmiş. İçlerinde ‘ben mehdiyim’ diyen bir zat imama mani olmuş. Bu sırada cemaatin içinden tekbirler başlamış. Maşlahlılar (bir çeşit Arap giysisi) zuhur etmiş. Kılıçlarını da çekmişler.
‘Ben mehdiyim’ diyen zat minberde hükümet ve Atatürk aleyhine sözler sarf etmeye başlamış. Cemaat şaşkın, donup kalmış. O gün izinli olup da cuma namazını kılmaya giden bir polis memuru, çekmiş tabancasını minbere doğru yürümüş. Cemaat galeyana gelmiş. Mehdi ve takımını dövmüşler, yaralamışlar. Polis güç yetişmiş. Hepsini derleyip toplayıp benim odama getirdiler.
Turan Kapanlı gelenleri sorgulamaya başladı. İşin aslını öğrenmek istiyordu. Bu arada polis, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, Emniyet Genel Müdürlüğü İçişleri Bakanlığı’na da bildirmiş. İçişleri Bakanlığı, Başbakan’ı haberdar etmiş. Daha biz işin aslını öğrenemeden telefon çaldı. Reisicumhur Celâl Bayar’ı karşımda buldum:
‘Ne oluyor İhsan Bey,’ dedi.
‘Basit bir zabıta vakası. Meczupların işi,’ dedim ve vakayı anlattım. Tesadüfen odamda savcının olduğunu ve tahkikatın yürütüldüğünü söyledim. Celâl Bayar ciddileşti.

Bana:
‘Basit bir zabıta vakası değildir. Yapanlar meczup dahi olsalar, bir teşkilatın adamıdırlar. Türkiye’ye ne gelirse irticadan gelir. Bir gerici hareketi karşısındayız. Vaka sizin anlattığınız gibi basit bir hadise değildir. Muhakkak arkalarında bir teşkilat vardır. Menemen olayı gibi bir hadise ile karşı karşıyayız. Şimdi İçişleri Bakanı’na özel bir uçakla Bursa’ya gitmesi için talimat verdim. Bir buçuk saat sonra oradadır. Her işi bırakınız ve bu olayı ortaya çıkarmaya bakınız,’ dedi.
Ben de kendilerine cevaben:
‘Sayın Reisicumhurum siz telaşlısınız. 'Benim ne yapmamı emredersiniz' diye sordum.
‘Siz Atatürk olsaydınız ve Atatürk sağ olsaydı ne yapardıysa, öyle hareket ediniz ve olayın gerçek yüzünü ortaya çıkarınız.’
Celâl Bayar’ın olayı bu denli ilzam(yanıt veremez duruma getirme) etmesine şaşırdım. Hadiseyi birkaç meczubun düşünmeden yaptığı hareketler sayıyordum.
Bu arada Savcı Kapanlı da soruşturmayı yakalananları sıkıştırarak sürdürüyordu… Bütün aradığı da bu olayın çıkarılması için nerede toplanıldığı ve karar verildiğiydi. Bir ara Kapanlı bunları dövmeye başladı. Şaşırdım. Valilik makamında böyle bir davranışı uygun bulmuyordum. Ama bir şey de söyleyemiyordum. Bir de tutukluya bu tür bir davranış benim insan ve demokrasi anlayışıma sığmıyordu pek.

Ama Kapanlı, biraz daha kendi anlayışı ve metodları içinde, sanıkları sıkıştırınca bu olayın Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde tarikat mensubu bir tren makasçısının evinde planlandığını öğrendik.
O arada süratle Namık Gedik (dönemin içişleri bakanı) geldi, olaya el koydu, savcıyla konuştu. Hemen Kütahya Valisi’ne telefon ettik. Biz de uçakla Tavşanlı’ya hareket ettik ve daha Kütahya Valisi Tavşanlı’ya varmadan makasçıyı yakaladık.
Rahmetli Celâl Bayar haklı çıkmıştı. Bu olay, bir örgüt işiydi ve örgüt tarafından planlanmıştı. Sanıklar toplandı, tutuklandı ve muhakeme edildiler. Mahkûm oldular.
O gün Celâl Bayar’ın irticaya karşı ne kadar hassas olduğuna tanık oldum. Olayın içindeki bir yetkili olarak aldanmıştım? Ama Celâl Bayar, bizi harekete geçirerek olayı ortaya çıkardı. Bu da bana meslek hayatımda büyük ders oldu.”

Sonraki yıllarda da bu tür gövde gösterileri oldu Bursa’da. Kimisi türbanın kamu kuruluşlarında da serbest bırakılmasına yönelik eylemlerdi, kimisi de Çağlayangil’in tanık olduğu türden mehdi olaylarıydı. Olaylar aynı, sadece mehdiler farklıydı.

Diyeceğim o ki, bu Cumhuriyet 97 yıldır her şeye rağmen ayakta duruyorsa, vatanını seven dirayetli yöneticiler ve Ata’sına minnet duyan bu halk sayesindedir. Cumhuriyet’i bugünlere getirenlere, onu canla başla savunanlara sonsuz teşekkürler…