Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Cumhuriyete dair notlarımdan…

Gündem , 28 Ekim 2020 Çarşamba, 10:33

*Mondros' dan Cumhuriyet'e

Cumhuriyete dair notlarımdan…
30 Ekim 1918'de çöküşün bitişin belgesi Mondros’u imzalayanlara cevap olarak tam beş yıl sonrasından özellikle bir gün öncesi 29 Ekim 1923'de ilan edilerek saltanatın iradesi ile imzalanan Mondros yok sayılmıştır.
Mondros, ihanetin ve teslimiyetin belgesidir.
Milletin iradesi ile ilan edilen cumhuriyet ise, dili tarihi kimliği yüzlerce yıl baskılanmış ve “etrak-ı biidrak Türk” denilerek aşağılanmış ve Anadolu’dan Balkanlara göçe zorlanmış insanlarımızın yeniden diline tarihine kimliğine kavuştuğu rejimdir.

Cumhuriyetle birlikte Türk milleti saltanat halifelik kaydı ve şartını yok ederek egemenliğin tek sahibi olmuştur.
Atatürk’ün ifadesi ile “Egemenlik ve saltanat hiç kimseye tarafından hiç kimseye bilim icabıdır diye görüşmeyle münakaşayla verilmez. Egemenlik ve saltanat kuvvetle kudretle ve zorla alınır.”

Cumhuriyet demek, milli egemenlik demektir, laiklik demektir ve demokrasi demektir. Bu kavramlar bütünün birbirini tanımlayan, olmaz ise olmaz parçalarıdır
En kritik günlerde kerhen de olsa “egemenlik milletindir” diyenlerin diğer taraftan laiklik ve cumhuriyet karşıtı duruş sergilemeleri tezatlığı tarif eder.

*97 yıl önce ilan edilmiş cumhuriyetimizin gerçek yaşı 1923-1945 arası sadece 22 yıldır.

1923-1938 arası 15 yıl ve 1945 e kadar toplam 22 yıl süren demokrasiyi hedeflemiş bir cumhuriyet dönemi var.

1945 sonrasında ülkemizde özellikle ABD vb küreselcilerin etkisiyle son 75 yıldır devam eden karşı devrim sürecini görmezden gelemeyiz.

“90 yıllık reklam arası bitti” diyenler bilmezler mi sürekli ABD destekli darbelerle iktidarı gasp eden sözde “Atatürkçü” vesayetçi generallerin Atatürk ün en kritik TDK Ve TTK'nin kapatmaları ve “yeşil kuşak projeleri” ve BOP'un uygulayıcılığına soyunmaları ile cumhuriyeti geriletme gayretleri aşikardır.

Burada altını çizeceğimiz konu, Atatürk Cumhuriyeti’nin 22 yılda başardıklarıdır. Aydınlanma devrimleri ile aklın bilimin rehber edildiği o Türk Rönesans'ı(yeniden doğuş) bugün yine bizim için rehberdir, motivasyon kaynağıdır.

*İngiltere’de 1215’de saltanatın egemenliğini vatandaşın lehine değiştiren “Magna Carta belgesi” ile başlayan süreç ve 1789 Fransız İhtilali sonrasında kurulan Fransız Cumhuriyeti monarşik yönetimlerin imparatorlukların sona erdiğini müjdeler.

Topraklarının bir bölümü Avrupa’da yer alan Osmanlı imparatorluğunu Avrupa’da esen cumhuriyet rüzgarlarından etkilenmemesi mümkün müdür?

Nitekim Türklerin ilk anayasası olan ve 1215 Magna Carta’ya benzeyen 1808 Sened-i İttifak ve sonrasında gelen Meşrutiyet rejimleri, 1865 Osmanlı entelektüellerinin yer aldığı “Genç Osmanlılar” Milli egemenlik ve cumhuriyet kavramını yüceltirler.

Cumhuriyet kavramından ilk bahseden Namık Kemal ve Tevfik Fikret eserlerini okuyarak yetişen Mustafa Kemal, aynı zamanda Avrupa'da yayınlanmış cumhuriyetin evrensel tanımlarını içeren kitapları incelemesi sayesinde cumhuriyetin fikri altyapısını oluşturur. Atatürk’ün en çok benimsediği “Fikri Hür, Vicdanı Hür ve İrfanı Hür Nesiller” cümlesi Tevfik Fikret’e aittir. Atatürk cumhuriyet kavramından ilk defa 1905 te bahseder.

*Yörük Türkmen kültürü ve birçok farklı etnik inanç kökeninden birlikte yaşama kültürünü geliştirip yüceltmiş sevgi, hoşgörü, yardımlaşma ve danışmanın dayanışmanın sembolü olmuş Anadolu halkı ile cumhuriyet rejimi konusunda neler söyleyebiliriz?

*Yörük Türkmen gelenekleri bugün tanımladığımız cumhuriyet değerleri ile tam bir uyum içindedir. Kadını yücelten öz kültürümüz, birden çok kadınla evlenebilmeyi hiçbir zaman kabul etmemiştir. Çanakkale’de, Milli Mücadele de en çok emeği geçen kadınlarımızın, en gelişmiş ülkelerden bile çok önce hayatın her alanında eşit yurttaşlar olarak sahnede yerini almasının temeli binlerce yıllık özgün kültürümüz ile ilgilidir. Cumhuriyet demek kadın demektir.

Bu anlamda Cumhuriyetin ilanı Türk tarihindeki en büyük devrimdir.

Atatürk’ün “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında, “Türk milleti en eski tarihinde meşhur kurultaylarıyla devlet başkanlarını seçmeleriyle demokrasi düşüncesine ne kadar bağlı olduklarını göstermişlerdir.” der.

*Atatürk 1923'te kurduğu cumhuriyeti “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” diye tanımlar. Isparta İslam köyden sıradan köylü çocuğu Süleyman Demirel'in, Afyonkarahisar’ın bir ilçesinde doğmuş yoksul köylü bir ailenin çocuğu olan Ahmet Necdet Sezer'in vb imkansızlıklar içinde olanların cumhurbaşkanı olabilmesi, başbakan olabilmesi cumhuriyetimizin sağladığı imkanlar sayesindedir.

Cumhuriyet tarihi boyunca memleketin en ücra köşelerinden, köylerden, mezralardan fakir fukara çocukları bilim adamları, sanatçılar, siyasetçiler, iş adamları, sanayiciler, akademisyenler, öğretmenler, bürokratlar ve her alanda dünyada ödül alabilmişlerdir. Özellikle bulundukları yerleri cumhuriyetin olanakları sayesinde elde edenlerin cumhuriyete çok borçları vardır.

 

*Atatürk, Cumhuriyet'imize ilişkin, “Cumhuriyet en faziletli rejimdir”

Cümlesi ile Saltanatın korku kültürü yerine demokratik cumhuriyet değerler kültürünü yüceltir.

Değerler kültüründe, baskının korkunun olmadığı sevgi-disiplin dozunun iyi kurulduğu sınır ve sorumluluk bilinci gelişmiş insanların, aklı hür vicdanı hür olması, aklı bilimi rehber edinmesi sayesinde yetişen nesiller cumhuriyeti geliştirirler.

Değerler kültürünü benimsenmesi ile adaletin, liyakatin, dürüstlüğün yüceltildiği Cumhuriyet rejiminde yetişen idealist ve çalışkan nesiller, onun deyimi ile “aklı hür vicdanı hür, irfanı hür bilimi rehber edinmiş nesillerdir.” Aklı ve vicdanı ile hareket edenlerin davranışı iç denetimlidir. Yasaklar cezalar ve ödüller devre dışıdır. İç denetimi güçlü olan ahlaklı olandır

Saltanat rejimlerinde hakim olan korku kültüründe yetişenlerin sürekli baskı ve denetim altında yetişmesi, disiplin adına şiddet uygulanması ile biat ettirilenler aklını, vicdanını teslim etmişlerdir.

Onların tüm davranışları ceza-ödül ile yönetildiği için gelişim sorunu yaşayan, kendilerine yabancılaşmış, aklı ve vicdanı gelişemediğinden dürtüleri ile davranan, fırsatçılık yapan, yaranma davranışları sergileyen, fırsatını bulunca dürtü kontrol sorunu yaşarlar. Sonuç yozlaşmadır çürümedir.

-Türk Mucizesinden bahsedersek-

1923 şartlarında ortalama yaşam 45 yıl, bebek ölümleri %50 civarındadır. 13.5 milyon hasta, yaşlı, sakat ve bulaşıcı hastalıklarla boğuşan, yokluklar içinde cahil 15.yy şartlarında yaşayan bir nüfus!

Genç nüfusunun çoğunluğunu savaşlarda kaybettiğinden ekilemeyen topraklar, açlık çeken insanlar, yanıp yıkılmış, harap olmuş bir ülkeyi anlamaya çalışarak cumhuriyeti yorumlamalıyız

 

Her şey bir tarafa, Milli Mücadele'yi gerçekleştiren kadrolar 22 yılda Türk aydınlanması yeniden doğuş (Rönesans) devrimleri ve sanayileşme hamleleri ile tüm dünyanın “Türk Mucizesi” ile adlandırdığı hamleler yaparlar. Ekonomik alanda 1923-1938 arasında onca olumsuzluklara ve dünya ekonomik krizlerine rağmen TC tarihinin en yüksek kalkınma hızına ulaşılır. İçinde bulunduğumuz süreçte cumhuriyet devrimlerini çok iyi incelersek yeniden doğuşu, “Yeniden Türk Mucizesi” ni gerçekleştirebiliriz.

-Bugün yaşanılan ekonomik sorunların aşılması

1923'te batılı ülkelerin ortalama kişi başına geliri 6000 dolar, Türkiye'nin aynı standartlara göre düzeltilmiş geliri ise 700 dolardı.

Osmanlı'dan devralınan borçlar 145 milyon Osmanlı altın lirası tutarındaydı. Bu da o dönemin milli gelirinin yaklaşık yüzde 65'i ediyor. Bugüne kıyaslarsak 750 milyar dolar civarında olan milli gelirimizin %65'i 488 milyar dolardır. Yani 2020 itibari ile ödemekte zorlandığımız borç tutarı kadardır.

Osmanlı'dan devralınan borçların bir bölümü 1942 yılında yürürlüğe sokulan varlık vergisiyle ödenmiştir.

Bonoya bağlı borçlar 1989'a kadar ödenmeye devam etmiş ve son ödeme o tarihte yapılarak Osmanlı borçları dosyası tümüyle tasfiye edilmiştir. (Bkz: Mafi eğilmez "Osmanlıdan devraldığımız borçlar")

Yani ilk dış borcu 1854'te alan Osmanlı maliyesinin iflas ettiğinden el konulduğu tarih, 1880 Osmanlının yıkıldığı tarihtir.

Sömürgecilerin 1683'ten beri "hasta adam" diyerek ayakta tuttuğu ve kendi aralarında paylaşım süreci anlaşmazlıkları nedeniyle suni teneffüsle yaşatıldığı 1880'in başlangıcında, henüz Gazi Mustafa Kemal Atatürk doğmamıştı bile.

1923 koşullarında onca borca ve 15.yy koşullarında yaşayan, hiçbir geliri olmayan, tüm tesislerinin, bankalarının, demir yollarının yabancı şirketlerin elinde olduğu bir ülkeden bahsediyoruz.

Ancak her şeye rağmen 1923-1938 arasında TC tarihinin en yüksek kalkınma hızına ulaşacaksın, fabrikalar, limanlar, bankalar, sigorta şirketleri kuracaksın, 4000 km'lik demir yollarını satın alarak, 10 yılda 3000 km daha demir yolu yapacaksın, denizaltını imal edecek, ürettiğin uçakları ihraç edeceksin. Cumhuriyet devrimlerini yapacaksın...

-Özetle Türk Mucizesi yeniden yaratılabilir.

Tek yolu tıpkı 23 Nisan 1920'lerdeki gibi, egemenliğin sözde değil özde millete devredilmesi, milli iradenin mecliste, yargıda ve yürütmede temsil edilmesi ile mümkündür.

Demokratik ve laik cumhuriyetin kurulması ile mümkündür. Tüm sorunların tek çözüm yeri demokratik bir meclistir.

Kaldı ki ülkemizin gerek insan kaynaklarının gelişmişliği, her alanda kazanılmış tecrübesi ve potansiyeli 1923'lerin Türkiye’si ile asla kıyaslanamayacak ölçüde ileridedir.

-Laik Demokratik Cumhuriyet ile İslam İnancı arasında var olan uyum.
İslam inancını doğru anlatan tek kaynak, Kur’an-ı Kerimdir.
Allah Rızası için yapılması istenilen ibadetlerin takdiri sadece Allah’a aittir. Hiçbir kişi bu ibadetler konusunda tek kelime etme yetkisine sahip değildir.

Kur’an-ı Kerim’in çoğunlukla ve önemle adalet, emniyet, liyakat, maslahat ve meşveretten bahseder.
Yani insanın diğer insanlarla, toplumla, çevreyle ve kendisi ile olan ilişkilerinin nasıl olması gerektiği üzerine yol gösterici davranır.

“Oku” diye başlayan “bilenle bilmeyen hiçbir olur mu?” diyen ve yüzden fazla yerde “düşünün” diyen bir kitap, akla, bilime, öğrenmeye ve liyakate önem vermiştir.

Yüce Allah dahi yarattığı kullarının iradelerine, akıllarına ve vicdanlarına hiçbir ipotek koymamışken ve bu durumu, Isra suresi 13. Ayetinde “Biz Her İnsanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık” ve Bakara 256 da “dinde zorlama yoktur…” Kafirun Suresi 6. Ayet “Sizin dininiz size benim dinim bana” vb diyen Ayetler bize bir gerçeği açıklar.

-Medine Sözleşmesini İnceleyiniz.

Medine Sözleşmesi İslam’ın gerçek yönü saygı hoşgörü ve laik demokratik yaklaşımını ortaya koyar.

622 de Medine’ye hicret eden Hz. Muhammed, Medine’de var olan birbirinden farklı birçok inanç ve mezhepten insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamaya yönelik bir formül arayışı içinde olur.
O yöre insanlarını temsil edenler ile bir sözleşme imzalanır. Bu sözleşme demokratik bir sözleşmedir. Dayatma zorlama baskı şiddet savaş yoktur. Bu sözleşme Medine Sözleşmesi olarak bilinir.

Tüm İslam dünyasına örnek olabilecek demokratik yönetimin şu an günümüzde var olan ne Şii imamet mitolojisi ve Sünni saltanat ideolojisi ve devrede var olan kripto yapılar nedeniyle aşılamadı. Şu an dinin afyon yüzünü kullanmaktalar.

Medine Sözleşmesi ve birçok ayet, aklı bilimi düşünmeyi, bilmeyi öne çıkartan kulun kula biat etmesini şirk olarak kabul eden, İslam’ın gerçek yönü saygı, hoşgörü ve laikliği yanında bir arada yaşama kültürü olan demokratik yaklaşımını ortaya koyar.
Bu yüzden kendilerini vazgeçilmez gören çoğu kripto yapılar ve küreselciler için laik demokratik cumhuriyet en büyük tehlikedir.

Ve kendinden menkul birbirlerini şirke girmekle suçlayan ticarileşmiş dünyevileşmiş cemaat ve tarikatların şeyhleri ve liderleri kendilerini mehdi, kainat imamı vb ilan ederlerken müritlerini ve talebelerini biat kültürü ile robotlaştırarak onları mantık muhakeme analitik düşünme yeteneklerini yok ederler. Kısır döngüyü yüzlerce yıl devam ettirmek isterler.