Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Devletin valisi olmak…

Bursa , 13 Ekim 2020 Salı, 10:06

Son zamanlarda bazı valiler partizanlıkta sınır tanımıyor. 

Devletin valisi olmak…
Oysa ilin en büyük amiri iktidarın valisi gibi davranınca, diğer kamu görevlileri de aynı yolu izleme cesareti buluyor. Büyüğü küçüğü böyle yapınca da bir süre sonra partizanlık olağan görülmeye başlanıyor ve devlet-iktidar ayrımı yok oluyor.  Bu da, kayırmacılık olarak karşımıza çıkıyor.

Kamu görevlilerinin iktidar temsilcisi gibi davranması zaman zaman eski dönemlerde de yaşanırmış, ancak bu dönemler tarih kitaplarında “demokrasiden uzaklaşılan dönemler” olarak yerini aldı.

Partisiz Cumhurbaşkanı seçtiğimiz dönemlerde kamu görevlileri daha devletçi davranır, aksi durum dikkat çeker ve demokrasi ayıbı olarak eleştiri konusu olurdu.  Şimdi ise Cumhurbaşkanı aynı zamanda iktidar partisinin başkanı ve bu da kamuda görev yapanları, partizanlığı normalleştiren bir ruh haline soktu.

İhsan Sabri Çağlayangil’i bizden öncekiler iyi bilir. Bizim nesil de çocukluk ve gençlik yıllarında adını sıkça duymuştur. 1965-80 arasında çeşitli bakanlıklar yapmış biri. Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi’nde siyasetçi. Bursa Valiliğine 1949 yılında CHP iktidarı döneminde atanmış ve Menderes’i idama götüren 1960 ihtilali sonrasına kadar görev yapmış.

Merkez sağ eğilimine karşın, Bursa’da hele ki Menderes’in başbakan olduğu o partizanlık döneminde devletin valisi olabilmeyi başarmış bir devlet adamı Çağlayangil.

1993 yılında ölmeden önce anılarını Gazeteci Tanju Cılızoğlu’na anlatmış. 1990 yılında “Anılarım” adıyla basılan kitabın genişletilmiş üçüncü baskısında Bursa’da yaşadığı ilginç olaylara yer veriyor.

İşte bunlardan biri, günümüzün valilerine, savcılarına, kamu görevlilerine ibret alacakları önemli bir ders niteliğinde…

27  Mayıs 1960 öncesi… Adnan Menderes başbakan… Muhalefete yani CHP’ye karşı müthiş bir düşmanlık var. Baskı ve hoşgörüsüzlük hâkim. Bazı kentlerde sıkıyönetim ilan edilmiş. CHP kurultay yapmak istiyor. Ama Ankara’da sıkıyönetim var. Düşünüp taşınıyorlar ve sonunda sıkıyönetimin olmadığı Bursa’da CHP kurultayı yapmaya karar veriyorlar. Genel Başkan İsmet İnönü de gelecek. Ancak olay çıkması istenmiyor.

Şöyle anlatıyor o günleri Çağlayangil:

“Devir nazik. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun hükümleri lastikli. Parti genel başkanları bir yere gidecek olsa, karşılama ve uğurlamada tören düzenlemek yasak. Üç arabadan fazlasına izin yok. Öyle kafilelerle gitmek mümkün olmuyor. Toplantının Bursa’da yapılması kararından-Allah bilir ya- hiç memnun olmadım. Durup dururken başımıza dert açıldı.  İnönü nereye giderse orada olay çıkıyor. Bu işi nasıl olaysız atlatacağımızı kara kara düşünüyorum.

Bursa il yönetimi ile konuyu tartıştık ve anlaştık. Üç otomobille karşılanmasına, vilayetin de bir trafik arabasını kafilenin önüne koyarak kuralları kontrol etmesine karar verildi.

Emniyet Müdürü’nü (Şekip Karamolla) çağırdım, kendisi CHP’ye yakın, sonradan milletvekili de oldu. Ama mert kişiydi. Kararımı bildirdikten sonra, Mudanya ile Bursa arasının 25 kilometre olduğunu, yol üzerindeki köylerden kafileye katılanlar olursa ne yapacaklarını sordu?  Onları engellemeye kalksak dinlemeyecekler ve olay çıkacak, dedi.

Ben de, yol Allah’ın yolu, kafilenin arkasına düşenin kendi işine mi gittiği yoksa yasaya aykırı iş mi yaptığı bilinmez, bu sübjektif bir iştir, idare edeceksiniz, olay çıkmasına meydan verilmesin, yeter ki trafik akışı engellenmesin, dedim.

Öyle de oldu. İnönü sessiz sedasız Altıparmak’taki parti merkezine geldi, kafileye katılanlara müdahale edilmedi, olay da çıkmadı.

İnönü’nün toplantının yapılacağı yere gitmesini beklerken telefon çaldı. İçişleri Bakanı beni arıyordu. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-Vali Bey, İnönü geldi mi?

-Geldiler efendim. Şu anda Halk Partisi merkezinde bulunuyor. Yakında çıkacak. Toplantı yerine gidecek. Onu bekliyoruz. Her şey normal geçiyor. Bir olay çıkmadı.

-Siz olay çıkmadı diyorsunuz ama parti merkezi önüne ahali birikmiş, genel başkanı alkış yağmuruna tutuyormuş. Gösteri Yürüyüşleri Kanunu nerde kaldı? Bunlar yasak değil mi? Tabii Vali Bey makamında olursa böyle olur?

Anladım ki bazı işgüzarlar arayıp, ileri geri laflar söylemişler. Alındım. Şu cevabı verdim:

-Parti merkezi önünde bazı kişilerin alkış tuttuğu gerçektir fakat trafik açıktır. Kanun hükümlerine aykırı bir cihet bence yok. Şu noktayı hatırlatmak isterim. Zat-ı aliniz bakansınız. Şu anda beni görevden almaya yetkilisiniz. Ben yasaların kurallarını uygulamakla görevliyim. Nasıl uygulanacağı bana ait bir haktır. Ben emniyet müdürlüğünden, kaymakamlıktan geçerek bu makama geldim. Derece derece yükseldim. İşimin ayrıntılarını başkalarından öğrenmek istemiyorum. Memnun değilseniz yerimi terk etmeye hazırım, dedim ve cevap beklemeden telefonu kapattım.

Aradan beş on dakika geçti. Santraldeki kadın, ‘Sizi Ankara’dan arıyorlar’ dedi. Arayan Menderes’ti.

-Kara gözlerinden öperim. Biraz evvel yapılan telefon konuşması yanımda geçti. Galiba seni kızdırdılar.

-Bakana kızmak haddim mi? Yeter ki ben onu kızdırmış olmayayım. Bana, ‘İsmet Paşa’yı alkışlayanlar var, Gösteri Yürüyüşleri Yasası nerede kaldı?’ dendi. Buralarda sıkıyönetim yok. İstanbul’da maç yapılamadığı için Bursa’ya kaydırıyorlar. Geçen hafta Fenerbahçe’nin maçı vardı ve karşı takımı yendiler. On beş bin kişi stadyumdan havaalanına kadar Lefter’i omuzlarda taşıyarak uğurladı. Gösteri Yürüyüşleri Kanununa göre kim olursa olsun uğurlama da yasak, karşılama da! Ama Bursa’daki güvenlik kuvvetlerinin sayısı elvermedi, hiçbir şey yapamadık. İsmet Paşa Lefter de mi değil? Koca Bursa şehrinde CHP’nin binlerce oyu var. Elbette iki yüz-üç yüz kişi alkış tutar. Herkes Demokrat Partili olmaya mecbur mu? Bakan, Gösteri Yürüyüşleri Kanunu nerde kaldı derken bunu düşünmüyor mu?

Menderes güldü.

-Alındığın anlaşılıyor. Bildiğin gibi yapman için telefon ediyorum, dedi.

Fakat olay kapanmadı. Aradan bir süre geçti bu sefer İsmet İnönü karşımdaydı.

-Sana teşekkür için telefon açtım, dedi. Örnek valisin. Kanun adamı böyle olur. Hiçbir olay çıkmadı. Arkadaşlar arzu ediyor, akşam bizimle yemek yer misin?

Hoppala, kurt politikacı beni valiliğimden edecek…

-Tebriklerinize teşekkürler, dedim. Ben görevimi yaptım. Davetinize gelince, şartları biliyorsunuz. Demokrat Parti’nin yemeğine gitmedim ki sizinkine geleyim.

Diyeceğim şu. Yöneticiler yasaları uygularken yansız olmayı unutuyorlar bazen! Bugünkü meslektaşlarımın da çektiklerini biliyorum. Amerika’da valilerin seçimle gelmesine gıpta ediyorum. Seçim bize uygun bir sistem olduğu için değil, belki bu yolla tarafsızlık daha iyi sağlanır diye.”

Kıssadan hisse çıkarmayı sevenler için aktardım. Kitabı okumaya devam ettikçe kim bilir karşıma neler çıkacak?