Bursa
Parçalı Bulutlu
20.2°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Dibace*nin kurtuluş günü

Gündem , 11 Eylül 2020 Cuma, 11:03

Dibace*nin kurtuluş günü
Bu şehirde yaşayanlar 8 Temmuz 1920’de yani yüz yıl önce işgali, yağmayı yaşadı.

Kadınlar kızlar tecavüze uğradı.

Kutsal değerler aşağılandı, çiğnendi.

Bu topraklarda yaşamanın bedeli canla, kanla ödendi.

Bursa 100 yıl önce emperyalist güçlerin dolduruşuna gelen Yunan orduları tarafından işgal edildi. Bursalılar, 98 yıldır bu işgalden kurtuluşun sevincini yaşıyor.

Bursa’da yaşayan herkes o günleri ucundan kıyısından anlayabilsin diye kısa bir özet yaptım “Dibace’nin Ertesi Günü** adıyla Uludağ Üniversitesi’nce yayınlanan kitabımdan…

İstedim ki kıssadan hisse çıkarsın Bursa’da yaşayanlar. Kıymetini bilsinler bu kentin.

Bu kente ihanet etmek demek, sadece işgalde düşmanla işbirliği yapmak demek değildir…

Bu kentin toprağını, suyunu yağmalayanlar ya da yağmalanmasına göz yumanlar, havasını kirletenler ya da kirletilmesine göz yumanlar, verimli ovasını betonla dolduranlar ya da doldurulmasına göz yumanlar da 98 yıl önce kovduklarımız kadar düşmandır bize…

xxx

İşgal başladığında kucak açanlar da vardı, silaha sarılanlar da, çaresiz bekleyenler de…

Sayı ve güç olarak çok yetersiz olan Ankara Hükümeti’nin ordusu, sivil halka zarar gelmemesi için geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ama yeterli asker toplanamayınca Püskülsüz gibi bazı çete başlarının, adamlarıyla birlikte direnişe katılmaları sağlanmıştı. Amaç, bunlarla, şehirlere ve köylere baskınlar düzenleyip, işgalcilere güç kaybettirmekti.

Tüm bunlara karşın, milli mücadele yanlısı çeteler, Yunanlıların koruması altındaki Rum ve Ermeni çetelerine karşı pek başarı elde edemiyorlardı. Halkın morali son derece bozuktu.

O günlerde birçok söylenti yayılıyordu. Bunların ne derece doğru olduğunu belirlemek mümkün değildi. Bazen öyle oluyordu ki, işgalcilerin mağdur ettiği kimseler bile başına gelenleri inkâr edebiliyordu. Çünkü hiç kimse, tecavüzün, onur kırıcı davranışın duyulmasını istemiyor, bu utancı saklamayı tercih ediyordu.

Öte yandan, işgal yönetimi, direnişe ilişkin faaliyetleri duydukça halkın üzerindeki baskıları arttırıyor, yasak üstüne yasak koyuyordu. Vilayet binasının karşısındaki hapishane, bu yasaklara uymadığı gerekçesiyle toplanan insanlarla dolup taşmıştı. Nasıl taşmasın ki, evinde ya da üzerinde silah bulunduranları bile yargılıyorlardı. Eşkıyalığın kol gezdiği bir yerde insanlar silahsız gezebilir miydi?

Nihayet, 26-30 Temmuz 1922 tarihlerinde Batı Cephesi’nden peş peşe zafer haberleri gelmeye başladı.

Büyük Millet Meclisi’nin orduları, işgalcileri geri püskürtüyordu.

Yunanistan’ı kullanarak Anadolu’yu alma hayaline kapılan ülkeler, uğradıkları bu hayal kırıklığı üzerine, ateşkes istemek zorunda kalmışlardı.

Bu güzel haberlerin ardından, Bursa’nın işgali nedeniyle Meclis kürsüsüne serilen siyah örtü de kaldırıldı.

Yunan ordusunun geri çekildiği haberleri üzerine, Bursa’da yaşayan Rumlarda da bir hareketlenme başladı. Yedi bin dolayında Rum, evini barkını bırakıp, yüzyıllarca Türklerle birlikte yaşadıkları bu kenti terk etti. O günlerde Mudanya’dan kalkan gemiler, onları, acılarıyla, gözyaşlarıyla birlikte taşıdı Yunan limanlarına.

Kadınlar ise Türk askerlerini Bursa’da karşılarken asmak üzere, sabahlara kadar hiç uyumadan ay yıldızlı bayraklar dikiyor, beyaz çarşaflar üzerine, “Ya hürriyet ya mevd (ölüm)” yazıları işliyorlardı.

İşgalciler yurdu terk ediyorlardı, ancak giderayak yakıp yıkmaktan da geri kalmıyorlardı. Büyük Millet Meclisi, bu yıkımı önlemek amacıyla Başkan Vekili Adnan Bey’in imzasıyla uygar dünyaya bir çağrı yapmıştı. Ne yazık ki çağrının dikkate alınmadığı ortadaydı. Bursa’da da Umurbey, Mollaarap, Işıklar ve Yıldırım taraflarından dumanlar yükseliyor, zaman zaman silah sesleri geliyordu. Gece boyunca silah sesleri ve yürek paralayan çığlıklar kesilmemişti. Ama hiç kimse cesaret edip sokaklara çıkamıyordu.

Nihayet 10 Eylül akşamı Bursa’yı da terk etmeye başladılar. Terk ederken bir yandan da İnegöl tarafından gelen Türk kuvvetlerini top ateşine tutuyorlardı. Türk birlikleri ise sivillere zarar vermemek için top ateşine karşılık vermekten kaçınıyordu.

Bursa’yı terk eden Yunanlılar, yeni hapishanedeki mahkûmları, yakaladıkları askerleri ve sivil halktan dört yüze yakın kişiyi Timurtaş İstasyonu yakınlarındaki Böceklik’te yakmış, yakmadıklarını da sürükleyerek götürmüştü.

Irgandı ve Maksem köprüsü, Türk milislerin dağdan kente inmelerini engellemek amacıyla işgalciler tarafından giderayak ateşe verilmişti. Setbaşı Köprüsü ise Işıklar üzerinden akşam saatlerinde kent merkezine inen çeteler tarafından son anda kurtarıldı.

Şehirde katliamı önlemekle görevlendirilen yaklaşık 700 kişilik Türk milisleri, çarpışa çarpışa Bursa’nın dört bir yanına dağılmaya başladı.

Şehirde yaşayan yabancılar, korkularından Fransız ve İspanyol konsolosluklarına ya da Altıparmak’taki Anadolu Oteli’ne sığınmıştı. Fakat onlar için buralar da güvenli değildi. Çünkü Yunanlılar, yabancılara ait binaları da yakıyorlardı. Nitekim, Fransız Konsolosluğunun yanındaki binayı ve Hisar’daki Rum kilisesini ateşe vermişlerdi. Kiliseyle birlikte çevredeki 40 ev kül olurken, Konsolosluğun yanındaki binada ateşin erken fark edilmesi, faciayı önlemişti.

Çete reisi Abdürrezzak, akşam saatlerinde Belediye binasına Türk bayrağını asarak kentin geri alındığını ilan etti.

Çetelerden oluşan kuvvetlere komutanlık eden Püskülsüz İsmail, yabancıların sığındıkları Anadolu Oteli’ne giderek, müttefik temsilcilerinden oluşan heyetle görüştü, buraya da Türk bayrağı çekti. Daha sonra da Fransız Konsolosunun arabasıyla Türk öncü kuvvetlerine giderek, Bursa’nın Yunanlılarca boşaltıldığını haber verdi.

Sabah olduğunda Ankara tarafından gelen 3. Kolordu da halkın sevgi gösterileriyle Bursa’ya girdi. İki yıl önce şehri işgalcilere bırakıp geri çekilen askerlere kayıtsız kalan köylüler, bu kez ellerinde yiyeceklerle onlara kucak açıyordu. Çuvallar dolusu ekmek, kazanlarda pişirilen kuru fasulye ve kovalar dolusu ayran, askerlere ikram edildi.

Bursa Ovası, 11 Eylül sabahı güneşle sanki yeniden buluşuyordu. Belediye binasında Türk bayrağı dalgalanıyordu artık.

Hamdullah Suphi, şehrin düşman işgalinden kurtuluş sevincini şu iki cümleyle özetliyordu:

‘İlkbahar olunca, ovalarına şafaklar devrilmiş gibi, gelincik bulutlarıyla taraf taraf kızaran, tutuşan Bursa! Şimdi sevinç gözyaşları içinde kurtuluş bayramını yapıyordu.’

Halk, Belediye önünde toplanmış kurtuluşu kutluyordu.

İki yıl, iki ay, iki günlük esaret bitmişti sonunda. Ama fatura oldukça ağırdı. İşgal boyunca çeşitli olaylar nedeniyle 871 kişi ölmüş, 398 kişi yaralanmış, 750 kişi sürgünle cezalandırılmış, 128 kadın ve kız tecavüze uğramış, 5 bin 626 kişi dövülmüş ve işkence görmüş, çeşitli gerekçelerle 568 kişi tutuklanmıştı… Maddi zarar ise büyüktü. Ayrıca Bursa, savaş boyunca memleketin çeşitli cephelerinde 515 yiğidini de şehit vermişti. Üstelik tüm bu kayıplar, yangınlardan arta kalan belgelerden öğrenilebilenlerdi.

Yüreklerdeki diğer yangınların haddini, hesabınıysa bilen yoktu…

 

*Bursa’da 1855 yılında meydana gelen ve büyük yıkıma yol açan deprem ve yangından sonra Bursa’yı incelemeye gelen Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa, Osmanlı’nın bu ilk başkentinde gördüğü korkunç manzarayı “Eyvah! Osmanlı’nın Dibacesi (başlangıcı) zâyî (yok) olmuş!” diye özetlemiş.

**Sevinç Baysal (Feyzioğlu), Dibace’nin Ertesi Günü/Ergun Kâğıtçıbaşı’nın Anıları, Uludağ Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayın No: 10, 2010.