Bursa
Çok Bulutlu
22.1°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Ev yapımı her şeye güvenmeli miyiz?

Yaşam , 09 Ekim 2020 Cuma, 11:34

Yaz aylarını genellikle Altınoluk’ta geçirip denizden ve güneşten mümkün olduğunca yararlanmaya çalışıyorum. Orada, pazarlardan alışveriş ederken de Kazdağları’ndaki köylerde yaşayan ve bahçesinde yetiştirdiği ürünleri satanlardan alışveriş etmeye özen gösteriyorum.

Ev yapımı her şeye güvenmeli miyiz?
Hesapta deniz, kum, güneş ve doğal beslenme kürü yapacağız… Altın madenlerinin kullandığı, kullanacağı tonlarca siyanürü düşününce hassasiyetimin hiçbir öneminin kalmadığının da farkındayım.

Onların etkisi ne zaman hissedilmeye başlanacak bilemiyorum ama şimdilik bu şıkkı eliyorum. Şu dönemde en azından köylülerin kendisi için yetiştirdiği ürünlerde hormon, ilaç vs. kullanmadığını varsayıyorum. Öyle ya kendisi de aynı ürünleri yiyeceğine göre, zararlı bir madde kullanmaz diye bakıyorum olaya. Daha doğrusu bakıyordum.

Epey bir zamandır güvenim sarsılmış durumda. Tabii bu tüm üreticiler için geçerli değil ama artık olaya kuşkuyla yaklaşıyorum. Yıllar önce güvenimi sarsan da Bursa/İznik’in köylerinde yaşayıp orta büyüklükte bile denilemeyecek çaptaki bahçesinde domates yetiştiren bir tanıdığımız oldu.

Konserve için bahçesine gidip domates toplayacaktık ki, tarlasında iki türlü üretim yaptığını gördük. Kendileri için ektikleri yerin tohumu doğal, satmak için ektikleri bölümün tohumları ticariydi. Tarlanın hangi bölümünden domates vereceği onun vicdanına kalmıştı. Yani artık köylü de bizim bildiğimiz eski köylü değil. En azından bir kısmı... Şimdi bu durumda ilacı, hormonu bilinçsizce kullanandansa, endüstriyel üretim yapanları tercih ederim, hiç olmazsa ziraat mühendisi vardır, ilacın vs’nin oranını belirliyordur.

Şimdi nerde köylü görünümlü olup bir şeyler satan birini görsem, gözüm kapalı alışveriş edemiyorum. Hele hele köy salçası, köy eriştesi, ev bilmem neyi diye ortalıkta satılan işlenmiş gıdalara itibar edemiyorum. Amacım, herkesi karalamak, köylünün ya da ev hanımlarının üç beş kuruş kazanmasını engellemek değil, sadece bu konudaki deneyimimi anlatıp sizlerin de bundan kendinize pay çıkarmanızı sağlamak.

Biliyorsunuz artık her yerde üzerinde doğal ya da organik yazan,  keten çuval parçası ya da renkli pöti kareli bezlerle örtülüp kapakları kınnapla bağlanmış kavanozlarla çok sık karşılaşıyoruz. Görüntü güzel ama ya içindeki? Hijyen şartlarına uygun mu üretilmiş yoksa merdiven altında tozun toprağın içinde mi yapılmış bilen yok. Bunun için iyi araştırıp, güvenilir bir üretici bulmak gerek.

Şimdi size tanık olduğum bir olayı anlatayım bana hak vereceğinizden eminim. Anlatayım da, önüne organik görünümlü işlenmiş gıdalardan koyup satanlardan alışveriş ederken yahut biri size salça hediye ederken veya size pestil ikram ederken aklınızdan çıkarmayın. Yine bir kez daha söylüyorum, herkes böyle yapacak değil elbet, kimseyi ekmek parasından etmek gibi bir niyetim yok.

Benim oturduğum yerde bir komşu var, yaz başından beri ha bire bir şey kurutuyor. Binanın güneş gören her yeri kesilmiş meyveler, pestil ve salça dolu… Büyük ihtimal bunları kaynatıyor, kurutuyor ve satıyor. Yoksa yaptıkları bırakın yedi sülalesine, mahalleliye bile yeter de artar.

Yapıyor ama nasıl? Gece ve gündüz o tepsilerin üstü hep açık. Kuşlar konuyor, kediler meraklı, kendisi de dahil komşular silkelenmeyi çok seviyor, üstüne üstlük koronalı günlerdeyiz ve herkes evine girmek için merdivenlerden geçmek zorunda… Bir gün “pat pat” bir ses duydum. “Eyvah!” dedim, “kadının kuruttuklarını görmeyen veya görüp de aldırış etmeden biri silkeleniyor!” Hemen balkona koşup baktım, kim bu komşusunun ürünlerini sabote eden diye… Bilin bakalım kim? Ta kendisi! Ortalık Kazdağları’nın güneşine kucak açmış salça, pestil ve meyvelerle dolu ama kadın, onların yanı başında kocaman bir kilimi silkeliyor.  Silkeliyor da silkeliyor, kilimin canını çıkarıyor. Toz, duman, kıl, tüy havada uçuşuyor.

Bir daha “ecele derman” olacağını söyleseler, ev yapımı salçaymış, pestilmiş, meyve kurusuymuş evime bile sokmam. Aranızdan belki de, “kimyasal katkılı fabrikasyon ürünler yine de onlardan daha zararlıdır” diyen çıkabilir, olsun, hiç olmazsa iyi kötü bir denetimi vardır, standardı vardır. Ona da güvenmezsem kendim yaparım. Nitekim, yaptım da… Giderek ürün çeşitliliğini de artırıyorum. Yapabildiğim kadar, korunabildiğim kadar…

Gıda denetimleri daha sık, daha güvenli olana kadar, kendimi ve ailemi (mümkün olduğunca) bu tür besinlerden uzak tutacağım. Zaten bilmeyerek kim bilir neleri yiyoruz, hiç olmazsa bile bile böyle ürünleri yemeyeceğim.

Benim manifestom böyle. Sizinkini bilmem…