Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Eve geç gelen kocasını hastanelik etti

Gündem , 17 Temmuz 2020 Cuma, 19:04

Hiç duydunuz mu yukarıdaki başlıkla verilmiş bir haber? Duymadınız tabii, çünkü ülkemizde hatta dünyada, “erkeğe şiddet” ya da “erkek cinayeti” diye yaygın kullanılan bir kavram yok.

Eve geç gelen kocasını hastanelik etti
Bir önceki yazıda, kadınlara yönelik şiddetten ve kadın cinayetlerinden söz etmiş ve yaşanan sorunun temelinde erkeklerin, karşı cins ile eşitliği hazmedememesinin yattığını savunmuştum.

Bilinçaltı, iktidarı paylaşmayı kabul etmiyor diye de yorumlayabiliriz bunu.

Şiddet gören kadınların en çok karşılaştıkları birkaç örnek vererek ironik tavsiyelerde bulunmuştum yazıda.

Medeni dünya artık cinsiyet eşitliğini ve farklı cinslerin, ırkların hak eşitliğini tartışma aşamasını çoktan geçmiş, bunu ihlal edenleri yola getirme derdine düşmüş. Biz, şort giyen kızları sokak ortasında pataklamakla meşgulüz.

Kavramsal açıklamalara girip bildiklerinizi tekrarlamayacağım merak etmeyin. Bu yazıyı yazma nedenim, önceki yazımı okuyan bazı okurların, “Kadınların hiç mi hatası yok?” sorusunu yanıtlamaktır.

Cesaretsizliklerinden mi desem yoksa bir kadını muhatap almak istememelerinden mi bilemedim ama soruyu Genel Yayın Yönetmenim Osman Gürçay’a yöneltmişler. Bana öyle geliyor ki bu ürkek okuyucum muhtemelen bir erkek

Demiş ki, “Sevinç hanımın tespitleri doğru ama eksik, umarım bir dahaki yazısını kadınların hataları üzerine yazar. Ayrıca bu erkekleri kim yetiştiriyor?”

Kadının hatası olmaz olur mu hiç, elbette var ama hatası karşılığında şiddet görmeyi hak ediyor anlamına gelmez bu.

Kadın hatalı olabilir, yanlış yapmış olabilir, hatta bunlarda ısrar da etmiş olabilir. Uslanmıyorsa gebertin gitsin öyle mi?

Sadece erkekler hatalı değil elbet.

Ama hatalı erkekler hoşgörülü kadınlar sayesinde hatalı yaşamlarına devam edebiliyor. Erkekler hatalarının bedelini kadınlardan şiddet görerek mi ödüyor?

Siz kaç kere duydunuz “Yemeği beğenmeyen kocasını ekmek bıçağıyla doğradı” diye bir haber?

Ya da “Kendisini sürekli şişko diye taciz eden ve aşağılayan kocasının yüzüne kezzap attı” diye bir haber duydunuz mu?

“Kendisini aldatan kocasını sokak ortasında vurdu” diye bir habere rastladınız mı?

Burada asıl sorun kimin daha az veya çok hatalı olduğu değildir? Hataya tahammülsüz davranıp onu suça dönüştüren taraf hep erkektir. İşte bu nedenle “kadına şiddet”, “kadın cinayeti” diye kavramlar kullanılır olmuş zaten.

“Kadına şiddet uygulayan bu erkekleri de kadınlar yetiştirmiyor mu?” içerikli soruya gelince…

Hayır, kadınlar yetiştirmiyor; onlar sadece doğuruyor. Kadınlar doğuruyor ama ataerkil düzenin egemen olduğu toplum yetiştiriyor erkek çocuklarını da…

Kadın bu sisteme istediği kadar karşı çıksın, erkek çocukların pipilerinin gösterilerek övünüldüğü hatta kutsandığı, kız çocuklarının ise her bir şeyini saklaması gerektiğinin öğretildiği bir toplumda, cinsiyet eşitliğinin tohumları atılabilir mi?

Bir kere, ailede ilk gördükleri erkek olan babalarını örnek alıyor erkek çocuklar. Bu sistem öyle işliyor ki, çocuklar beğenmediği babalarını bile taklit ediyor büyüdüklerinde. Psikiyatristler bu yüzden bilinçaltının kilidini açmaya çalışıyorlar yıllardır.

Baba figürü çok önemli çocuklar üzerinde… Hele erkek çocuklar için en önemli örnektir baba… Bu yüzden babalık tutarlılık gerektirir, sabır gerektirir, sevgi gerektirir, en önemlisi vicdan gerektirir.

Etrafta pek çok baba görüyorum çocukların sevgisini kazanma uğruna, annelerini ya da varsa kız çocuklarını ötekileştirip üçüncü kişi yapan…

“Annenizi sevmeyebilirsiniz ama saygı göstermek zorundasınız” diyebilir mi hiç, kadının toplumda saygı görmesini isteyen bir baba? Sevgi olmadan saygı olur mu?

Babalar, basmakalıp erkeklik davranışlarını benimseyip “Biz oğlumla erkek erkeğe…” diye başlayan cümleler kurarken hiç düşünüyorlar mı acaba bunun ne anlama geldiğini? Bu gruplaşmanın cins ayrımcılığının sevimli yüzü olduğunu? Bilinçaltındaki ataerkilliği okşadığını?

Sakın, bunu kadınların “Kız kıza…” yalnızlıkları ile kıyaslamayın, çünkü bu durum farklı. Onlarınki, erkek egemen dünyadan bir nebze uzaklaşıp nefes almaktan öte bir anlam içermiyor.

Erkek çocuklarını yetiştirirken, kendi ezilmişliğinin farkında olmadan oğlunu da bu zincirin bir halkası yapmaya hizmet eden kadınlar da az değil tabii.

Kendi konumunun bilincinde olmayan bu kadınları ben, her yerde başörtüsü takabilmek için mücadele ederken, “Türban bizim özgürlüğümüz” diyenlere benzetiyorum, kendi kendinin ipini çeken…

Başını kapatmak isteyebilirsin, mücadele de edebilirsin, bu senin tercihin ama keşke bunu “özgürlük” olarak görmeseydin!  A benim kız kardeşim.

Öyle olsaydı, İran ve Suudi Arabistan özgür kadınlar ülkesi olurdu.