Bursa
Parçalı Bulutlu
14.5°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

FETÖ yöntemleri ile adalet olur mu?

Gündem , 23 Ekim 2020 Cuma, 11:30

Haklının hukukunu, güçlünün hukukunun ezememesine en güzel örnek değirmenci öyküsüdür. Pek çok kişinin bildiği hikâye kısaca şöyledir.

FETÖ yöntemleri ile adalet olur mu?
Prusya Kralı II. Friedrich'in Berlin yakınlarındaki Potsdam'da yeni bir saray yaptırmak için beğendiği arazide bulunan bir değirmenci, kralın görevlendirdiği kişiler tarafından mülkünü satması için ikna edilemez. Değirmenci, mülkün ailesinden miras kaldığını ve asla satmayacağını beyan eder.

Bunun üzerine II. Friedrich değirmenciyi sarayına çağırır ve isteğini bizzat dile getirir. Yeniden ret cevabı alması üzerine ''Sen benim kral olduğumu bilmiyor musun?' diyerek hiddetlenir.

Bunun üzerine  değirmenci Kral'a şöyle cevap verir   ‘Biliyorum efendim, ama siz de biliniz ki; Berlin'de hâkimler var!’”

Ve hikâyenin sonunda krala hakkını yedirmeyen, hukukunun devlet tarafından korunacağına inanan değirmencinin yanına sarayını yaparak ona komşu olan kral da kazanır.

Peki! Gerçek hayatta durum böyle mi oldu?

Türkiye son yıllarda öyle akıl dışı şeyler yaşadı ki; bırakın güçlünün hukukunun üstünlüğünü, suçlunun hukukunun üstünlüğü alacakaranlık kuşağı gibi ülkemizin üzerine çöküverdi.

Arkasında koskocaman “Adalet mülkün (devletin) temelidir” yazan  mahkeme salonlarının kürsüleri FETÖ tarafından işgal edildi.

O günlerde hukuku katleden Ergenekon ve Balyoz davalarının hakim ve savcılarının bir bölümü bu günlerde katlettikleri adaletin kollarına sığınıyorlar.

Bir bölümü ise adalet kaçağı olarak yaşam boyu utançlarını boyunlarında yaşayacaklar.

FETÖ ile mücadelenin 17/25 Aralık’tan sonra kıyasıya yapıldığı söylenirken, 15 Temmuz’daki hain kalkışmaya cüret edilmesi FETÖ denilen mikrobun devletimizin hücrelerine kadar sızdığını göstermişti.

Günümüzde her gün ekranlara düşen FETÖ artıklarının temizlenme operasyonlarını takip ederken, Ak Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın “ Fetö borsası oluştu “ iddialarını da hüzünle okumuştuk.

Yine aynı dönemde Ak Parti Bursa İl Başkanı “görevden alınacağınızı bekliyor musunuz?” sorusuna  “ Bir il başkanının görevden alınması için olağanüstü  sebepler, yolsuzluk ya da seçim yenilgisi alması gerekir” diye cevap veriyorsa ve ortada seçim yenilgisi olmadığı halde görevden alınıyorsa sebebi ne olabilir diye düşünüyorsunuz.

FETÖ nün kendisini bir hizmet hareketi olarak gösterip büyük kitleleri kandırarak aldattığı gerçeğini unutmadan kimlerin inançları adına kullanıldıklarını, kimlerin kullandığını paranın ve kumpasların yolunu izleyerek bulmak mümkündür.

Bütün yaşananlar ışığında süreci değerlendirdiğimizde FETÖ nün varlığını ve etkisini sürdürdüğü gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz.

Mesela Mahkeme’ye intikal etmiş bir davayı irdeleyelim.

Taraflardan biri 15 Temmuz’da boğaz köprüsünde duruşu ile kişi ve kurum olarak safını belli etmiş ve darbe heveslilerinin karşısına dikilmiş saygın “alacaklı” bir iş adamıdır.

Diğeri ise FETÖ den 4,5 sene hüküm giymiş ve yurt dışına kaçmış 2 yıl sonra geri dönerek Şamil Tayyar’ın FETÖ BORSASI dediği etkin pişmanlıktan yararlanıp serbest kalmış borçlu bir işletmecidir.

Bu davayı kimin kazanması gerekir diye düşündünüz mü?

Sizin ne düşündüğünüzü bilmem ama bana göre geçmişine bakılmaksızın davada haklı olan kazanmalıdır.

Nitekim öyle de oluyor ve mahkeme kararı ile alacaklı taraf alacağının teminatı olarak malları haczediyor ve işyerinin bulunduğu AVM  depolarına yeddi emine bırakırken alacağının tamamı için borçlunun başka bir AVM deki dükkana da hacze gidiliyor.



İşte o noktadan sonrası karakterdir.

 Her davanın tarafları, avukatları ve sonucu vardır.

Avukatlık bir kariyer mesleğidir ve davaların tarafı değil vekili olduklarından aldıkları bir davayı kazanmak ellerinden geleni yaparlar ama kaderlerinde kaybetmek de vardır.

Eğer hukuki bir sonuç siyasi nüfuz ve bağlantılar kullanarak değiştirilmeye çalışılırsa, bunun için talimat veren kadar uygulayan da insanlığa karşı suç işler.

Buraya kadar her şey hukuka ve yasalara uygun bir şekilde haciz işlemi devam ederken İcra Müdürü olaya el koyduğunu icra memurunu görevden alarak yetkisiz kıldığını söyleyerek haciz işlemini durduruyor.

Ertesi gün ise haciz işlemini başlatan İcra Müdürlüğü Başsavcı vekili nezaretinde polis tarafından basılıyor. Yetersiz kadro nedeniyle  yoğun işlerin yürümesi için sürekli yapılan rutin yardımlaşma işlemi bahane edilerek icra müdürü, icra memurları ve avukat katipleri göz altına alınıyor.



Kısacası adalet ve hukuk katlediliyor.

 Bu ne ilktir ve ne de son olacaktır yanlış hesap Bağdat’tan döner diyebilirsiniz ama bu hesap dönmez gün gelir sizi vurur.

Sorunların çözüm yeri mahkemelerdir.

Mahkemede haksız çıkacağınızı bildiğiniz bir davayı lehinize çevirmek için seçeceğiniz yol ve yöntemin ahlakı olmaz ve mutlaka siyasi nüfuz ticareti yapan BROKER ların kucağına atar.

Bu yol da bizi sonunda FETÖ BORSASI aktörlerine kadar götürür.

Bir davanın takibini yapan hukukçulardan biri gereği yapılarak görevden alınan il başkanı, ortağı bakan yardımcısı ise karşı tarafın haklılığının ne hükmü kalır.

En az davanın seyri kadar yetki ve sorumluluklarını yerine getirerek görevini yapan insanlara aldıkları talimat gereği baskı yapmanın çok ötesinde muamele yapılarak derdest edilmesi de hazindir.

Bu konuda bilgisine başvurduğum “ Bursa Büro Memur Sen “ şube yetkileri üyelerinin bu süreçte yaşadıklarını kamuoyu ile paylaşarak kendi mağduriyetlerinin yanı sıra adalet sisteminin aldığı yaraya dikkat çekeceklerini ifade ettiler.

Atalarımız “Mahkeme Kadı’ya mülk değildir” derken hiçbir kimse, bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalmaz. Bir süre sonra bu işe başkası getirilir, kendisi ayrılır ama geride bıraktığı seda onun gerçek değerini gösterir.