Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Her işin başı empati

Yaşam , 20 Ekim 2020 Salı, 10:39

Empati yani duygudaşlık, bir başkasının duygularını, davranışlarındaki motivasyonu anlama yeteneği olarak tanımlanıyor.

Her işin başı empati
Bu yetenek doğuştan var olmasına rağmen, uygun şartlarda sonradan kaybedilebilen bir yetenekmiş. Aynı zamanda sonradan kazanılabilen bir yetenek...

Bu yeteneğin nasıl kaybedildiğini anlamak için en yakın bir parka gidip, çocukları ve anne-babaları izlemeniz yeterli.

Yetmezse bir gün sırf bu amaçla evden çıkıp, sokakta bir tur atıp sonra da toplu taşıma araçlarına binmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Bir gün ailenizi alıp bir piknik alanına da gidebilirsiniz. Unutulmayacak(!)  bir gün geçireceğinizi garanti edebilirim.

Bu yeteneği kazanmak içinse öncelikle hızlı yargılara varmaktan kaçınmak gerekiyor. Geçmişten ders çıkarabilmek, yavaş hareket etmek, kendi davranışlarımızı ve düşüncelerimizi anlamak, kendimiz ve karşımızdakiler için belli sınırlar koymak da empati yeteneğini kazanmanın şartlarından.

Bu yeteneği kazanmakla iş bitmiyor tabii.

Empatinin hangi amaçla kullanılacağı çok önemli.

Empati öyle bir şey ki, iyi niyetle kullanılırsa mutluluk, kötü niyetle kullanılırsa mutsuzluk getiriyor.

Biz bugüne kadar insanlığın mutluluğu için iyi bir şey olduğunu düşündüğümüzden empatiye hep sempatiyle yaklaştık.

Ne yazık ki, dünyada insanlığın bulduğu her iyi şeyi iyi amaçlarla kullanmayan insanlar da var. Bu gruptakileri bir başka gün ele alırız deyip, empatiye tekrar güzelleme yapmaya dönüyorum.

Bizim meslekten bir örnekle empatinin önemini izah etmeye çalışayım.

Gazetecilikte habere başlık atmak çok önemlidir.  Kimi başlık haberin özeti gibidir, haberin ne olduğunu hemen anlarsınız. Kimi başlık da yorum içerir, asıl haberi okuyunca anlarsınız. Kiminde eleştiri vardır kiminde ise âlâkaya çay demlersiniz.

Bir de ipe sapa gelmeyen başlıklar vardır. Konuyu dağıtmış gibi olmayayım ama aklıma bir örnek geldi, söylemeden geçemeyeceğim. Yerel gazetelerden birinin  ekonomi sayfasından… “İşsizlik arttı mı yükseldi mi?” Bu tür başlıklara, son yıllarda herkesin her işi yapacağını sanan gazeteci olmayan gazete sahipleri sebep oluyor. Çünkü bu patronlar, üç günlük gazetecileri yazıişleri müdürü yaparak gazete çıkarabileceklerini sanıyor. Evet çıkarıyorlar ama işte böyle… Bu en zararsızı, daha neler var neler.

Biz yine empati konusuna dönelim.

Bazen böyle ilginç başlıkları keser ya da fotoğrafını çeker saklarım.

İşte size birkaç yıl önce Bursa yerel gazetelerinden birinden kesip sakladığım bir kupür.

“Bu ne aymazlık!” başlığıyla verilmiş. Haberi okuyunca sayfanın editörünü arayıp tebrik ettiğimi hatırlıyorum. Gerçekten de bu habere ancak böylesine eleştirel bir başlık atılabilirdi.

Haberi söyleyince siz de bana hak vereceksiniz.

Küçükbalıklı’da bir eve üç hırsız girmiş. Odadaki çelik kasayı gören hırsızlar, hiçbir şeye dokunmayıp kasayı götürmekle yetinmişler. Ama kasayı götürebilmek için önce araba kiralamışlar. Araba da, gece 23.00’de evin önüne dayanmış. Ev sahibi işte olduğu için rahat çalışmışlar ve 200 kilo ağırlığındaki çelik kasayı balkona kadar taşımışlar. Sonra da kasayı büyük bir gürültüyle ikinci kattan aşağı atmışlar. Ve sonra arabaya yükleyip oradan uzaklaşmışlar.

Böyle bir habere “Kasayı alıp kaçtılar” da diyebilirdi sayfanın editörü değil mi? Öyle dememiş ve “Bu ne aymazlık” diye başlık atmış. Bizim gazetecilik terimiyle bir de “uydu” çıkarmış, başlığı tamamlayan. “İnsan, nedir bu gürültü diye merak edip bakar!” şeklinde. Ellerine sağlık sevgili meslektaşımın… İşte gazetecilik budur. Habere yorum katmak bu işte. Ama evrensel insanlık değerleri dikkate alınarak yapılan bir yorum. Herhangi bir din, etnik köken, sınıf farkı vb. herhangi bir koku yok.

Gerçekten de gazetede okuduğumuz durum, büyük bir aymazlık. Yahu insan, bir gürültü duyunca kapıya, pencereye koşup etrafına bir bakmaz mı? Bu kadar mı vurdumduymaz olduk? Bu kadar mı ödlek?..

Tamam, yine aynı gazete sayfalarında belki daha önce şöyle başlık atılmış bir haber de okudunuz: “Meraklı komşu canından oldu”. Ya da ne bileyim, “Kavgayı ayırmak isterken canından oldu” şeklinde... İyi güzel de, insan perdenin altından bakar, polisi arar, yine olaya müdahil olur. Ya biraz empati yapsan, “benim de evime bir gün böyle hırsız girerse” diye düşünsen ne olur?

İşte zaten bütün mesele bu! Empati kurabilmek…

Yani her şeyde, bir de karşı tarafın gözüyle olaylara bakabilmek. Bunu başarabildiğimiz takdirde daha anlayışlı insan, daha insancıl insan, daha iyi vatandaş, daha iyi kadın, daha iyi erkek, daha iyi komşu, daha iyi yolcu vb… olacağımız kesin.

Bir empati alışkanlığı kazanmak o kadar önemli ki insan hayatında, ömrümüz boyunca kazanabileceğimiz tüm nitelikleri konsantre hale getirip bize enjekte etseler yine de empatinin yerini hiçbiri tutmaz.

Büyüklerimiz der ya, “Her işin başı sağlık” diye… Yüzyıllarca ve milyonlarca yaşam birikiminden çıkarılan önemli bir sonuç bu.  Ben de bunu biraz geliştirerek diyorum ki, “Toplumsal ruh sağlığı için her işin başı empati”…