Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

İnsandaki erken uyarı sistemleri

Gündem , 04 Eylül 2020 Cuma, 11:57

İnsandaki erken uyarı sistemleri
Koku konusunda hassasiyetiniz var mı? Benim var. Bir apartmana girdiğimde merdivenlere taşan kokudan, ne yemeği pişirildiğini anlarım meselâ…

Asansöre benden önce binen kişinin sigara içen biri olup olmadığını, kabine sinen kokudan anlarım.

Herhangi bir ortamda, aşırı yüklenmeden veya başka nedenden dolayı ısınan ve tehlike arz eden kablo olup olmadığını, kablonun o kendine özgü yanık kokusundan hemen teşhis ederim.

Size garip gelecek belki ama temiz insanın ter kokusu ile kirli insanın ter kokusunu da ayırt edebilim. Bir kişinin, terliyken mi yoksa banyodan hemen sonra mı deodorant ya da parfüm kullandığını anlamada da pek zorlanmam.

Dumanı etrafta görülmese bile, yakın bir yerde anız yakıldığını, o kesif kokudan bilirim meselâ...

Bir apartmana girdiğimde doğalgaz sızıntısı olduğunu anlarım hemen... Anlarım anlamasına ama yöneticiyi ikna edemem mesela… Yok efendim o koku sığınaklardan geliyormuş… Yok asansör bakımı için gelenlerin kullandıkları alet-edevattan kaynaklanıyormuş… Muş da mış mış… Doğalgaz ihbar hattını aramaktan başka çare yoktur öyle zamanlarda. Gelip ölçerler ve gaz kaçağını bulurlar.

Yakın çevremde bir yangın çıksa ilk benim alarmım çalar. Nitekim geçen gün, karşımızdaki sitede sabah 06.30 sularında çıkan yangını radarlarım sayesinde yine ilk ben fark ettim ve yöneticiyi uyandırdım. Allah vergisi bu alarm sistemim sayesinde, yangın kısa sürede söndürüldü.

Benim bu koku radarları çocukluktan beri iyi çalışıyor.

Bulgaristan’da henüz anaokuluna giderken bile, Bulgar öğretmenimiz Atanaska’nın tuvalette su kullanmadığını kokusundan anlardım. Atanaska’nın ancak bacağı kadar boyumun olması da kokuyu almamı kolaylaştırırdı tabii.

Oysa tuvaletlerimizde su da vardı sabun da… Ama Bulgarlar'da taharetlenme diye bir şey yoktu, onların kültüründe kuru temizlenme vardı.

Bir ekmeğin veya meyvenin soğan bıçağıyla kesilip kesilmediğini de ne yazık ki şıp diye anlarım, anlamaz olaydım. Soğan yemeyi sevmeme rağmen soğan bıçağıyla kesilmiş ekmeği yiyemem.

Kimi zaman iyi kimi zaman kötü bir şey olsa da, burnum iyi koku alır velhasılı…

Keşke bu yeteneğimi, profesyonelce kullanabileceğim bir mesleğim olsaydı.

İyi bir parfüm koklayıcısı olabilirmişim meselâ. Bu konuda eğitim alma şansım olsaydı, Türkiye’deki dört koku uzmanından biriydim şimdi belki de. Ne var ki o zamanlar öyle bir eğitim yoktu.

Gerçi gazetecilik mesleği de “iyi koku almayı” gerektiriyor ama artık bu yetenek gazetecinin başına bela getirdiği için birçok meslektaşta “dumura uğramış” vaziyette. Kullanılmayan yeteneklerin körelip yok olması kaçınılmaz.

Gazeteciler artık “belâ” kokusunu hissettiği anda, “haber kokusunu” duymazdan geliyor.

Bir de ilk görüşte bir kişinin nasıl bir insan olduğunu anlama gibi bir özelliğim var.  Mecazi anlamda ifade edersem, insanın hasını ya da adam olmayanını bir bakışta anlarım. Yanıldığım da oldu tabii, hem de burnumun dibindekilerde… O da yüzünü ve hareketlerini yanlış okumaktan değil, fazla güvenmekten kaynaklanıyor. Eh, nihayetinde ben de insanım ama değil mi, zaman zaman kendi söküklerimi dikememiş olabilirim.

Bir kimsenin yalan söyleyip söylemediğini anlayabilmem için yüzüne bakmam yeterli. Mimiklerini izlemem ve gözlerine bakmam yeterli. Şimdi bu işi profesyonelce yapıyorlar. Yıllardır iletişimde, insan kaynaklarında, yayıncılıkta, güvenlikte, eğitimde yararlanılan beden dili, şimdilerde daha da gelişmiş ve yüzdeki mikro ifadeler, mimikler, jestler ve yüzün açığa vurduğu anatomik işaretleri bilimsel verilerle değerlendirerek profil tanımlaması yapıyorlar. Bu konuda eğitim almış bir arkadaşımın “yüzkitabı-profiling” bilgilerini merakla okuyorum bu yüzden.

Bir gün arkadaşıma, benim ilk bakışta insanlar hakkında iyi-kötü yargıya varabildiğimden söz edince, bunun bilimsel bir yanı olduğunu söyledi.

Arkadaşımın dediğine göre, ilk kez karşılaştığımız biri hakkında 10 saniye içinde olumlu ya da olumsuz yargı oluşturuyormuşuz. Biz farkında olmadan limbik sistem denen bir mekanizma bizi korumak için devreye giriyormuş. Bu mekanizma, bilinçdışımızda hazır bulunan büyük veri bankasından geçmişte yaşanan deneyimlerle eşleştirme yaparak bizi uyarıyormuş. Karşımızdaki kişinin göz, burun, ağız yapısı, kaşları veya gülüşü, çocukluğumuzda hatta bebekliğimizde bizi korkutan, sevdiğimiz birine zarar veren birininkilere benziyorsa, limbik sistem saniyeler içinde taramasını yapıp “dikkatli ol!” uyarısını yapıyormuş.

Tüm bu özelliklerin, hayatıma nasıl yön verdiğine gelecek olursak…

Allah vergisi erken uyarı sistemlerim sayesinde, olası tehlikelerden, hayal kırıklıklarından, zaman kaybından, pişmanlıklardan, sinir bozucu ilişkilerden, sırtımdan bıçaklanmaktan kurtulmuş oluyorum.

Amaaaa… Bazen sol gösterip sağ vuranlar yüzünden yanıldığım da olabiliyor yukarda değindiğim gibi. O da benim sistemin arızasından değil; karşı tarafın fırıldaklarının iyi çalışmasından kaynaklanıyor.