Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

İş Dünyası “Adalet hanıma” sesleniyor!

Gündem , 26 Eylül 2020 Cumartesi, 22:11

Masumiyet karinesi, yargılama hukukunun yapıtaşlarından biri olarak kabul edilmektedir.

İş Dünyası “Adalet hanıma” sesleniyor!
Masumiyet karinesi, bir kişinin suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar “masum” sayılmasını ifade etmektedir. Tanımlanması bu kadar basitmiş gibi gözüken masumiyet karinesi, aslında kavramsal olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları ışığında Korunması için pek çok detaya ihtiyaç duymaktadır.

Ülkemizde 1982 Anayasası ile “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde düzenlerken, AİHS “bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” şeklinde düzenlemektedir.

Her ikisi de aynı ilkeyi ifade etmesine rağmen, AİHS sisteminde suçluluğu sabit oluncaya kadar bir kişiye “masum” denilirken, Anayasa sisteminde kişinin “suçlu sayılmayacağı” kabul edilmiştir.

Bu bilerek kurgulanmış yoruma açık maddeden doğan anlayış farkından dolayı AİHM’sinde ülkemiz aleyhine açılan davaları çoklukla kaybettiğimizi biliyoruz.

Benim güzel ülkemde yargılama sürecinde masumiyet karinesine uyulmadığı için tutukluluk hali devamı istisna olmaktan çıkarılmış ve savcının talebi üzerine hakimin tutukluluk devam kararı normalleştirilmiştir.

Geçtiğimiz hafta, kumpas davalarının kahraman(!) savcılarının ve heybetli (!) hakimlerinin müebbet hapis cezaları açıklandığında o dönemde ülkemizin kaybettiği değerler gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti.

Hukuk devletinde yargıda bir dönemin güçlüleri, sonraki dönemin suçluları olmamalıdır.

Bu yüzden savcının gücüne, hakimin vicdanına kurulacak en anlamlı terazi masumiyet karinesi olmalıdır.

Hukukun üstünlüğü ve adil yargılama için Adalet hanımın gözlerinin bağlı olması yetmez!

Yargının ayaklarının yere sağlam basması ve görevlerini yaparken ceberrut devlet anlayışından sıyrılmaları gerekir.

Başına ne işler açacağım diye verilen bir şikayet dilekçesi sonucunda ifadeye çağırılan muhtemel bir şüpheliyi ısrarla ayakta dikmek, duruşuna, konuşmasına, vücut diline müdahale etmek yeni nesil savcılarının tarzı olmamalıdır.

Bu hallerde elbette iddia edilen suçun "Niteliğine göre" yorumlar yapılabilir hatta yapılmalıdır.

İş dünyasının saygın isimlerinin sonucunda beraat ettiği iş ve iş güvenliği konulu iddialara cevap vermesi için Mobbing uygulamasına gerek yoktur.

Bir iş adamı hırsızlık yaptığı güvenlik kameraları ile sabit olan personelinin işine son verince, hakkında verilen şikayet dilekçesi ile savcıya ifade vermeye gidiyor.

Savcının sorularına cevap verirken; her zaman yaptığı gibi vücut dilini kullanarak elini kolunu sallıyor.

Savcı sözünü keserek konuşurken esas duruş istiyor.

İçinden La havle çekerek ve konuşmasına dikkat ederek devam ediyor.

Savcı birkaç soru sonra yine sallanma tutuklarım diye uyarınca;

Ben 68 senedir böyle konuşuyorum. Rahatsız olduysan elimi kolumu bağla ya da tutukla ben başka türlü konuşamam diyor.

Bana da haklı ya da haksız olmam fark etmez bir daha mahkeme ile işim olmaz dedi.

Bir başka örnek ise cezasını ödediği davanın devamında ifadeye çağırılan bir iş insanı yanına avukatını alıp gidiyor.

Savcı şüpheli sen misin diye soruyor.

Evet cevabını alınca “köşede ayakta bekle” diyor.

Avukatına da yer gösterip siz buyurun oturun diye yer gösteriyor.

Kendimi hiç bu kadar aşağılanmış hissetmedim dedi.

Bursa’da istihdam, üretim, vergi, ihracat listelerinin içindeyim.

Yatırım yapmaya devam ediyorum.

Yabancı yatırımcılar devir etmem için kapımda bekliyor.

Yasal bütün üretim ve çevre izin belgelerine sahip olmakla beraber kişisel olarak çevre hassasiyetim çok yüksektir.

Ancak sonunda insan ile çalışıyoruz onların yaptığı hatanın bedelini de ödüyoruz ama adalet karşısında bu muameleyi hak etmiyoruz dedi.

Adaletin gücü yumrukla değil evrensel hukuk kuralları ile adil yargılanma ile tecelli etmelidir.