Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Kentin tanıkları

Gündem , 21 Temmuz 2020 Salı, 19:34

Gazeteciler, yaşadıkları kentin en önemli tanıkları aslında. Bir kenti her yönüyle tanıyan, kentteki ilişkiler yumağını bilen, masummuş gibi gösterilen şeylerin aslında hiç de öyle olmadığının farkında olan, öncesini bildiği için sonrasını daha net görebilen…

Kentin tanıkları
Tabii gerçekten gazetecilik yapabiliyorlarsa geçerli bu durum…

Gazetecilik mesleği, hemen hemen her dönemde birtakım kısıtlamalarla karşılaşmıştır. Kısıtlamaların bir kısmı yasalardan kaynaklanırken bir kısmı da “aba altından sopa gösterme” şeklinde olmuştur.

Ama tüm bunlara rağmen gazetecilik eskiden keyifli bir meslekti.

Şimdi bakıyorum da birçok şey çok farklı.

Teknolojik kolaylıklar, gazetecinin haber heyecanının kalmaması, sansürler, otosansürler ve bunun gibi şeylerden söz etmeyeceğim. Sadece bir gözlemimi paylaşacağım ki bu da aslında gazeteciliğin geldiği noktayı özetleyen en temel nedenlerden bir tanesi.

O da şu.

2000’li yıllara kadar Bursalı gazeteciler, çalıştığı gazeteye “gazete” derdi. Şimdilerde artık “şirket” diyor. “Şirkete gidip haberi yazmam gerek” diyor mesela… Gazetecilerin bilinçaltı diyor ki, “biz ticari bir kuruluş için çalışıyoruz”.

Ticari bir amaçla kurulan şirketin de kâr ederek ortaklarını memnun etmesi gerekir. Kâr-zarar kaygısına düşüldüğünde ise gerçek gazetecilik yapılmaz. O zaman da gazeteciler, ne belediyelerde dönen dolapları haber yapabilir ne de diğer kamu kurumlarındaki ayrıcalıklı işleri…

Ne yapsınlar, eskiden gazete sahibi ve yöneticiler her kötü olayda kapı gibi arkasında dururdu gazetecilerin…

Şimdi bütün sorumluluk gazetecinin üstünde…

Gerçi o zamanın siyasileri de, gazetecilere karşı daha hoşgörülüydü. Onlar, basının dördüncü kuvvet olduğunun farkındaydı. Dava etseler bile en fazla para cezası gelirdi ki onu da gazete öderdi, hapis pek olmazdı.

En azından Bursa basını için durum böyleydi.

Bursa’da uzun yıllar gazetecilik yapan birini alın karşınıza, bu kentin kirli ilişkiler ağının haritasını çıkarır size. Çünkü her dönemde bilgiler akmıştır ona. Titiz bir hekim, adaletli bir hakim gibi çalışırsa, hastalıklı durumu ortaya çıkarır. Çıkarır ama her zaman gerçekleri bütün açıklığıyla yazamayabilir. Ama bilir ve belleğinde saklar bunları. Bu bilgiler gün gelir bir şekilde değerlendirilir.

Herhangi biri baktığında temiz yüzlü birini görür karşısında ama gazeteci baktığında temiz yüzün arkasındaki kiri de görür.

Bir gazeteci, herkesle oturur konuşur, “o ocu”, “bu bucu” demez.

Bu yüzden kendine gelen bilgileri her açıdan görme, değerlendirme şansını bulur.

Dedim ya!  Hakim adaleti ve hekim titizliğiyle yapıyorsa işini, yazabildikleriyle kentin tarihini yazar, yazamadıklarıyla da kentin belleğinin bir parçası olur... O artık yaşayan bir kadı sicili gibidir Bursa için. Ben böyle meslektaşlarıma, ÇÖSTK (Çok Önemli Sözlü Tarih Kaynağı) gözüyle bakıyorum.

Gazetecilerin bu türden sıkıntılarını, ikilemlerini başka meslekler de yaşamıyor değil.

Mesela hukukçular

Size yaşadığım bir olayı anlatayım. Yıllar önce Bursalı bir kadın avukatla söyleşi yapıyorum. Söyleşinin sonuna doğru, “Meslek etiğinizle karşı karşıya geldiğiniz durumlar oluyor mu?” gibi bir soru sordum. “Elbette” dedi, “ama bunu yazmanızı istemiyorum” deyip teybi kapattırdı.

Başladı anlatmaya…

“Dağ ilçelerinden bir kız vardı, sevgilisi tecavüz etmiş. Ama sevgilisi askere gittiğinde bunu terk etmiş. Kızın annesi tecavüz davası açtı, oğlan inkâr etse de ceza aldı ve hapse gönderdik.

Aradan 5-6 yıl geçti.

Bir gün kapımı bir kadın çaldı.

Gelen o kızın annesiydi.

Kadın, soruları yanıtlamaksızın, kendisini takip eden varmışçasına sağa sola bakınıyor, ıkına sıkıla bir şey söylemeye çalışıyordu.

Derin derin nefes alıp cesaretini topluyor ama bir türlü çözülemiyordu.

Vicdanının ağır yükü karşısında iyice ezilmiş olan kadın, gözyaşları eşliğinde, kısık sesle konuşmaya çalışıyordu.

Ama önce benden söz aldı, kimseye anlatmayacağıma dair…

Avukat Hanım, aslında o çocuğun bir suçu yoktu. Kızıma o tecavüz etmedi!’ demez mi?

Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bu itiraf aynı zamanda ‘seni de kandırdık’ anlamına geliyordu.  Kimin tecavüz ettiğinin hiçbir önemi yoktu artık benim için. Bu benim meslek kariyerinde affedilmez bir hataydı.

O gencecik çocuğun başını neden yakmışlardı, neden?..

Sonunda ağzındaki baklayı çıkardı.

Meğer kıza tecavüz eden öz babasıymış yani kadının kocası…

Sen nasıl bir annesin! Kendi öz kızına tecavüz eden adamı nasıl korursun’ diye bağırdığımı hatırlıyorum.

Kadın, duyulursa utançlarından kimsenin yüzüne bakamayacaklarını söyledi ağlayarak.

Bir zamanlar hafif ti’ye alarak izlediğimiz Türk filmlerinin oyuncusu gibi hissettim kendimi.

‘Demek ki, bu kadarı da olmaz dediğimiz şeyler gerçekten oluyormuş’ dedim.

Ve o olay mesleğimi yaparken zor durumda kaldığım yegâne olaydır.

Tecavüz dosyasını yeniden açtırıp bunların ipliğini pazara çıkarabilirdim.

Ama yapamadım.

Kızına tecavüz eden adam zaten ölmüştü. Delikanlıyı kara bir lekeden kurtarmak uğruna dosyayı tekrar açtırsam, hem olayı yeniden tazeleyecektim hem de kızın hayatını bir kez daha karartacaktım. Kadın vicdanını rahatlatıp gitti ama ben bu olayı büyük bir yük olarak hâlâ taşıyorum.”

Dedim ya avukatlar da gazeteciler gibi…

Kimi zaman bildiklerini belleğinin karanlık dehlizlerine gönderebiliyor.

Ne var ki bu dehlizlerde hiçbir şey yok olmuyor.

Belki bir köşe yazısının satır aralarında, belki bir öyküde, belki de bir romanda ortaya çıkıveriyor.