Bursa
Çok Bulutlu
11.1°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Liyakat diye bir şey…

Gündem , 03 Kasım 2020 Salı, 10:20

Liyakat doğru bir ölçüme ve değerlendirme ile gelir.

Liyakat diye bir şey…
İngilizce ‘merit’, Fransızca ‘mérite’ asalet, değer, kıymet, kapasite gibi olumlu ve kalite göstergesi bir kelime. Bakıldığında, asaletin, bir şeyin değerinin ve kalite miktarının ölçüsü şeklinde görülmektedir…

Bazı ülkelerde onursal liyakat ödülleri de verilir. Liyakat ödülü bir konuda önemli ölçüde bilgi, görgü ve yararlılık sahibi bireyler arasından en iyilerine seçilerek verilen değeri ifade eder.

Liyakat, yani bir rütbeye, makama getirilme, aslında bir başka tamamen tarafsız kurum veya kurumların tayin ettiği bir heyet tarafından, somut kriterler ile yapılır. Yani aslında kendi kendine layık olunmaz, liyakat kendi kendinize verilemez. Onu hak etmeniz gerekir.

Layık olduğunu düşünenler ruh hastasıdır veya patolojiktirler.

O zaman neden önemlidir liyakat?

Liyakat önemlidir çünkü herkes hak ettiği yerde ve uygun olduğu yerde olursa, yapılan işten verim alınır, verim alınınca refah olur ve sonunda sağlık ve mutlulukla yaşanır. Gelecek yeşerir. Umutlar gerçekleşir.

Yani liyakat için hangi iş olursa olsun, o işe en uygun insanı seçmeniz gerekir. Bu arada, ‘yalvarıyorum Allah’a ne olur gelsin o günler’ diye… Hayatımız geçti, bir türlü göremedik liyakati maalesef…

 

İşte kritik kelime seçmektir. Seçmek için, yani uygun olanı, layık olanı, nihayetinde liyakat sahibini bulmak için bir şey yapmak gerekir. Bu şeyin adı da ölçmektir.

Yıllardır bu ölçme konusunda çalışıyorum. Bizim laboratuvar deneyleri iyi ve ince ölçüm gerektirir. Mikrogram ve nanogram düzeyinde ölçeriz. Uygun yöntem, uygun malzemeler ve uygun kimyasal ve ekipmanlar kullanmazsanız deneyden ölçüm sonucu alamazsınız veya aldığınız sonuç yanlış olur. Yani prodüktivite ve verim olmaz.

Sonunda bir deneyde ölçtüğünüz şeyin doğruluğunu değerlendirmek de bize düşer ve eğer biz çıkan sonuçları değerlendiremezsek, yine bir anlam ifade etmez. Bu nedenle bir deneyden verim alabilmeniz için demek ki ilk olarak doğru ölçüm yapacaksınız ve sonra da çıkan sonuçları değerlendirebilme yetkinliğinde olmalısınız. Hem ölçümü hem değerlendirmeyi doğru yaptığımızda başarı ile işe yarayan bir sonuca varırız.

Şimdi bizim bu deney işlerinde anlattığım ölçme ve değerlendirme konusunu da liyakate, yani layık olanı seçmeye uyarlarsak, aşağıdakileri sizlere söyleyebilirim.

Devletler, bir ülkedeki insanlar tarafından sağlıklı, mutlu, refah içinde ve huzurlu şekilde yaşamak amacıyla kurulurlar. Ve kendilerini yönetecek, eğitecek tüm bürokratik ve etkin kadroları bu nedenlerle devlet içinde istihdam ederler.

Örneğin, en iyi bildiğim devlet organizasyonu üniversiteler olduğu için, buradaki liyakat durumunu ve liyakatin ölçüm ve değerlendirmesini kısaca size aktarmak istiyorum. Tüm üniversiteleri içine alan yüksek öğretimin topluma sağlık, mutluluk ve huzur verebilmesi için tanımlanan görevlerini ve bunları hangi elemanlarla yapacağını değerlendirmek ve bu amaçlara ulaşmak için kullandığı insanların liyakatlerini ve nasıl ölçülüp değerlendirildiklerini kısa soru/yanıt yaparak sadeleştirmek istiyorum.

Ülkemizde yüksek öğretime giriş lise eğitiminden sonra öğrencileri seçerek başlar. Burada öğrenci seçiminde layık olanları hassas bir ölçümle seçmek gerekir.

Peki, acaba üniversite sınavları üniversiteye giriş için uygun ve hassas bir yöntem midir? Bence değildir. Hadi diyelim ki uygun bir yöntemdir, peki seçme sınavları liyakatle yapılmakta mıdır? Bence hayır. Tartışmalıyız…

Peki üniversitelere giriş nasıl olmalıdır? Çok basit: Batı’da gelişmiş üniversitelerin seçme sistemleri gözden geçirilmeli ve ülkemize uyarlanarak, en iyi ölçme ve seçme yöntemi uygulanmalıdır. Gencecik fidanlar olan çocuklarımızı doğru bilim alanlarına yönlendirmek milli bir görevdir ve ülkenin varlığı ile kritik bir konudur.

Üniversite adlı kurumların global konjonktürde o kadar çok tartışılacak yönü var ki, burada sadece bazı kesitlerinde liyakati konuşmak istiyorum.

Örneğin, öğrenci üniversiteden mezun oldu ve doktora yapmak istiyor. Doktora eğitimi bir önceki yazılarımda tartıştığım gibi, ülke biliminin temelini oluşturmalıdır. Doktora eğitimi, bilimsel araştırmaya dayandığı için, üniversite hocalarının kalitesi ve liyakati çok önemlidir.

Peki, uluslararası anlamda doktora ve bilim kültürü oluşmuş bir sistemimiz var mıdır? Yoktur… Oluşturulması için oturup, layığıyla, korkusuz ve özgürce tartışmalıyız.

Öğretim üyeliği üniversite eğitiminin en önemli komponentidir. Bu komponent onu diğer eğitim ve öğretim kurumlarından farklı kılar.

Peki, nedir bu öğretim üyesi? Öğretim üyesini, diğer eğitimcilerden ayıran en önemli farkı bilimsel araştırma yapması, bireysel olarak araştırma yapan özgün bir araştırma laboratuvarına sahip olması, bu laboratuvarında doktora eğitimi verebilmesi ve özgün bir araştırma konusunda ekol oluşturarak, ilgili konuda uluslararası ölçekte bilgiye katkı koyan makaleler yayınlaması ve sonunda elde ettiği bilgileri aynı zamanda ders verdiği lisans ve yüksek lisans öğrencilerine derslerine yansıtmasıdır.

Peki, bu bahsettiğim öğretim üyeleri nasıl seçilmektedir, seçimlerinde kullanılan kriterler yeterli midir? Seçilen öğretim üyeleri yeterli özgürlükte, yeterli finansla ve yeterli ekonomik destekle yaşayabilmekte midir? Hayır… O zaman, mutlaka tüm bu süreçler değiştirilmelidir?

Saymakla bitmeyen bu ölçme yanlışları ile layık olanı bulamayız ve liyakati sağlayamayız. Sonuçta liyakatsiz bireyler ile yönetilen sistemlerden verim alamayız.

Bu yazımı yazarken aniden İzmir depremini yaşadık. Yapılan mühendislik ve bürokratik hataları ve can kayıpları düşünüldüğünde, liyakat sorunu değil de, ne akla gelir ki…

COVID-19 salgın yönetimi ile mücadelede yaşadığımız yaklaşık 10 ay sürecinde, salgının epidemiyolojik, bilimsel ölçütlerde değerlendirme ve kontrol sorunları, liyakat problemi değildir de nedir?

Çok şey düşünmeliyiz çok… Tabi, vakit çok geç olmadan…

Üzülerek, ama çok üzülerek söylemem gerekir ki, daha çok salgın hastalık ve deprem yaşar ve canlar kaybederiz, eğer devletin tüm kurumlarının yönetiminde liyakati sağlamazsak…

Şapkayı masaya koyup, düşünme zamanı gelmedi mi liyakati sağlamak için?

Ülkesini çok seven bir birey,

Atatürk’ün öğretmenleri olan anne ve babanın çocuğu veAtatürk’ün okulu, ‘Atatürk İlkokulu’ndan gururla mezun olan bir Türk çocuğu olarak liyakat diyorum,

başka da  bir şey demiyorum…

Esen kalın…