Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Medya aşkının hurmaları…

Bursa , 06 Temmuz 2020 Pazartesi, 23:10

Siz bakmayın şimdilerde solcu takıldıklarına medyanın ulusal halinin ihale aşkı Tuncay Özkan ile Can Ataklı döneminde zirve yapmıştır.

Medya aşkının hurmaları…
Biri Karamehmet diğeri ise Uzan grubunun şövalyeleri olarak ömürleri TBMM de ve Bakanlıklarda geçmişti.

Farkında mısınız?

Şimdi o ikisi de yok ama şövalyeleri kimlik değiştirmiş ‘Giyom Tell’ cilik oynuyor.

Daha önceki devlet medya ilişkisi SEKA‘dan kağıt tahsisi istemekten öteye geçmezdi ama 90’lı yılların başında özel televizyonların gücü ile devletten alınacak her şeyin mubah olduğu döneme girilmişti.

Kime hayır etti?

Haramilere ilerde kat kat acısı çıkacak şekilde etmiştir de kamu vicdanı olarak görülen ve halkın en güvendiği kurum olan medyanın geleceğini yedi bitirdi.

Yerelde de durum farklı olmadı.

Bursa özelinde siyaset ile işi olanlar önce medya patronu oldular, ardından milletvekili hatta bakan oldular. Bu işin gideri vardı, zaten de kimse bu konuya kafayı takmadı.

Özal döneminde belediyelerin cebine para girip, İller Bankasının eline bakmadıkları süreçte hizmet satın alma yöntemi tavan yapınca Bursa’da 5’i geçmeyen gazete sayısı bir anda 10’ u geçti.

Medya sahipleri çöp işinden başlayıp her ihalede boy göstermeye başladılar ve servetlerine servet kattılar.

Kimsenin yediğinde içtiğinde kazancında gözümüz yoktur.

Yeter ki; her fırsatta dediğim gibi kazanırken Bursa’ya cırmık atmayın.

Bursa’da kentsel dönüşüm denince hepimizin hatta Türkiye’de herkesin aklına Doğanbey TOKİ konutları ve 0,50 ye kadar emsal artışının sorumlusu Recep Altepe geliyor. Oysa kararları BŞB Meclisi aldı.

Recep Altepe o dönemde dünyada hiçbir zaman başarılamamış olan‘ herkesi mutlu etmek‘ gibi bir yola çıkıp hataya düştü.

0.50 emsal artışı aynı şekilde hak sahiplerinin cebinden para çıkmadan binalarını yenileme mantığı ile yapıldı ama daha fazla kazanma hırsı aklın önüne geçerek Yeşil Bursa’yı beton kuleler şehrine dönüştürmeye başladığında iş işten geçti ve Cumhurbaşkanı tarafından Recep Altepe’nin istifası istendi.

O dönemin faturasının tamamının Recep Altepe’ ye  kesilmesi bence doğru değildir.

Benim en büyük eleştirim Atatürk Stadının yenilemesi ve kapasite artırımı için bütün etütleri yaptırdığı halde dik durup stadı yenilemek yerine gelmeyen YHT gibi bitmeyen bir stadın yapılmasına rıza göstermesidir.

O günlerde yolum İnegöl’e düşünce İnegöl Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a bir çay içmek için uğramıştım.

Recep Başkanın yerine kim gelir üzerine kapalı bir sohbet yaptık. Ben kafadan siz geliyorsunuz masanızı toparlamaya başlayın dediğimde zor abi dedi ama görev verilirse layıkıyla yapacağımdan kimsenin kuşkusu olmasın dedi.

Bu kısmını dediğim gerçekleşince yazmıştım ama yazmadığım bir şey vardı.

Ağabey ‘ görelim hak neyler neylerse güzel eyler’ hakkımızda hayırlısı olsun. Ben İnegöl defterini kapattım. Bursa’da devam etmem emredilirse ederim ama İnegöl’den adaylığım söz konusu olursa affımı isteyeceğim. Zaten üç dönem barajına da takılıyorum dedi ve

Ben Bursa’da işimi, şirketimi kurdum ve sade vatandaş gibi devam edeceğim diyerek noktayı koydu.

Şimdilerde ticaret sicilinden herkesin öğrenebileceği bir şirket ortalığını olayları kendi dünyaları olan puslu vadiye çekmek için sorgulanma çabası beni şaşırtmıyor ama onu da şimdi sordum.

Bursa’yı bir daha yaralayacak rant projesine sadece bir imza atsa ortalık güllük gülistanlık ve taraf ile canciğer kuzu sarması olacakmış ama ben bu imzayı atmam ve Bursa’yı yakmam dedi.

Bütün kavganın elde edilemeyen ranttan çıkarılmak istendiğini ve dört yıl görev yapacak olan Belediye başkanlarının birbirlerine kırdırma çabalarını kınıyorum.

Seni çok Alinur Başkancı gördük diyenler vardır ama Alinur Başkanın seçim çalışmalarında mikrofon şehvetine kapılıp söylediği sözleri hem yazarak hem konuşarak çok eleştirdim.

Yıkılmış bir Atatürk stadının yerine elbette bir şey yapılacaktı.

Kültür park varken daha büyüğünü içerde yapma şansı varken millet bahçesi olmasını gereksiz bulduğumu da yazdım.

Atatürk Kapalı Salonuna gitmeden konuşmayalım. Tavanlarından sular akan, parkeleri bozulmuş yeni nesil salona uygun olmayan iki tribünlü yapısı ile hizmet veremiyordu. Bence en doğrusu yıkılıp yenisinin yapılmasıydı.