Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Salkım Söğüt

Yaşam , 10 Kasım 2020 Salı, 13:53

Salkım Söğüt
99 depreminde ailemizin kayıplarından sonra duyduğum,

Ağlamalardan, feryatlardan olsa gerek;

Her depremden sonra sessizleşiyorum.

Eğer çok yakınınızı kaybetmişseniz;

Ve depremin değil de bir ihmalin, yani bir vebalin gerçekliği içinize işlemişse,

İsyan boyutunu aşıyorsunuz.

Bugün bir bilim insanı, "depremle ilgili ilk söylediklerim ve bugün söylemek zorunda olduklarım aynı şeyler.  Oysa o zaman 20. yüzyıldı ve şimdi 21. yüzyılın beşte biri bitiyor." diyorsa,

Taa Babil Kralı Hammurabi, düzgün inşaat yapın demişken,

Ülkemizin tarihi depremlerle doluyken,

Bunun adı, "bir arpa boyu yol alamamaktır."

Yazıktır.

Saniyelerle ifade edilen bir doğa olayının, bir felakete dönmesi ya da dönmemesi;

Bu sadece bir sorumluluk meselesi!

Traşlanan kolonlarıyla, bu ülkenin asıl meselesi;

Ahlak ve vicdan.

Akıl ve bilimle, kendini aşmış bir ülke olabilmeliydik oysa.

Bilimle, üretimle, geleneksel & teknoloji harmanıyla, ahlakla...

Günlük siyasetin, basiretsizliğin, çözümsüzlüğün gölgesinde yaşamaktan çok sıkıldık.

Dünyayı esir alan pandeminin ortasında, ne açıklanan sayılara güvenebiliyoruz,

Ne de çizilen ekonomik tablolara bakıp gülümsüyoruz.

Biz köydeki evimizde hissetmedik depremi.

Birkaç ay önce, iş makinelerinin bizi selden çıkardığı köyümüzde,

Tam karşımızdaki çam ormanlarının yangından sonraki haline bakarken,

Köyümüzün mezarlığına da Covid-19'a bağlı ilk defin yapılıyordu.

Köyümüz sakinlerinden, Şevket Koyuncular vefat etmişti.

Sel, yangın, pandemi, deprem, enkaz bir ekonomi...

Oysa ben, Nisan ayında Köyceğiz'e yerleşecek,

Yaşayacağım köye, Dalyan'dan kayıkla geçecek,

Bir köy cafe & müzesi işleterek, Muğla'da yaşama hayalimi gerçekleştirecektim.

Köye gelen turist sayısı da fena değildi hani...

Baharda Likya turları yapacakken, Mudanya'da sahile bile inemedim.

Jose Saramago'nun Körlük kitabında;

Bir akıl hastanesinde karantinaya alınan, aniden körlük salgınına yakalanan insanların,

Kendilerine gelen kısıtlı sayıdaki yiyecekler ve verdikleri mücadeleyi okuduktan yıllar sonra;

Bir maske uğruna, ne karmaşaların olacabileceği gerçeğini yaşadık.

Derken, Trump'ın danslarında "8" çizmesini izledik.

Anladık, kur hayalimiz falan yok da...

Slovenya Yeşil Başkentler rotasıyla, Slovenya’nın ekoturizm merkezlerinin birbirine bağlanması hedeflenirken;

"Yeşil Başkentler" Ljubljana (Lübliyana), Kočevje ve Bela Krajina bölgesini, bisikletle dolaşma hayalimiz hala var.

Nehir kıyısında, hafif yağmurlu bir günde;

Kahvelerimize düşen yağmur damlalarının ardından şehri izlemeyi pek sevmiştim Ljubljana 'da,

Acaba bir daha ne zaman gideriz planları yaparken;

Şimdi şehri koruduğuna inanılan ejderhalar, köprünün başından

Bana sanki gözlerinden "8" çıkararak bakıyorlar.

Neyse!

Hayat öğretiyor ki;

Ayakta kalabilmenin ön koşulu; esnek olup, şartlara uyum sağlayabilmekmiş.

Esnek olmak gevşek olmakla aynı şey değil tabi.

Esnek olunca, mesela pandemiyle yaşamayı kabullenip, önlem alıyorsun.

Gevşek olunca ise vaka sayıları döviz kuruna dönüyor.

Hani bugün İstanbul'un deprem toplanma alanları bir faciadır ya;

Dünyanın en önemli mimarlarından sayılan Corbusier; “İstanbul, insanoğlu ve tabiat arasında baştan çıkartıcı bir ortaklık ürünüdür.” demiş bir zamanlar.

İnsan ve doğa arasındaki baştan çıkartıcı ortalık fikri aklımı başımdan alırken;

Charles Aznavour şarkıları eşliğinde bile baksam yeni Galata'ya,

O hiltinin vurulduğu ilk anı hiç unutmadım!

Yani, uzayda hücre bazlı et yetiştirmeye hazırlanan dünyada,

Henüz güvenli bir evde oturma sorunun da aşılamadığı ülkemizde,

Yaşayıp gidiyoruz işin özü.

Ben yapmak istediğim işi, klasik bir öğrenim sürecinde olduğu gibi,

Rehber öğretmenlerimin yönlendirmeleriyle seçmedim.

Bir dedem, kendimi hatırladığım en küçük yaşımda elime "gazete ve kalem" verdi,

Hep bulmaca çözdük beraber.

Diğer dedem ise,

Henüz beş yaşındayken, Konak Meydanı'nda gevrekle,

Antalya'nın portakal bahçelerinde "yola çıkmanın büyüsüyle" tanıştırdı beni.

Derken, "hayata dair söyleyecek sözü olan insanlar" tanıdım.

Hepsi bir araya gelince de güzel oldu!

İnanmaktan asla vazgeçmemek, annem demek benim için.

Her durumu olduğu gibi kabul ederek, sakin karşılamak ise babam.

"Kurudu ama dur bakalım" dediğimiz;

Birkaç hafta sonra da yemyeşil bulduğumuz salkım söğüt ise,

Umut demek.

Umudu topraktan öğreniyorum.

Elbette enkazdan günler sonra çıkan, dünya güzeli çocuklar hepimizi çok sevindirdi.

Ama ben bu haberlerin haddini aşan boyutlarını sevemedim hiç.

Hayatta olmaları tesellimiz olsa da, birileri bir çocuğun annesiz kalma sebebi oldu.

Mucize değil felakettir bu...

Eğer Halikarnas Balıkçısı, okaliptus ağaçları dikerek bataklıkları kurutmak yerine,

Ölen sivrisineklere sevinseydi;

Bodrum'da bataklık kurumaz, sıtma salgını bitmezdi.

Demem o ki;

Eylemle gelen umut sarsın dünyayı.