Bursa
Çok Bulutlu
14.6°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Son pişmanlık…

Gündem , 08 Eylül 2020 Salı, 11:32

Son pişmanlık…
Yunanistan 100 yıl önce birilerinin dolduruşuyla Anadolu’yu işgal ederek haksız bir savaşın kucağında buldu kendini. Yaklaşık iki yıl süren saldırı ve işgal sürecinde binlerce evlâdını kaybetti. Vatanını savunan binlerce Türk evlâdı gibi Anadolu toprakları onların da kefensiz mezarı oldu.

Sonra ne oldu?

Pişmanlık!

Acı!

Yunan halkı,  ülkeyi savaşa götürenlerden üç gün sonra hesap sordu.

Kralı tahttan indirdi.

Yunan Mahkemesi, Anadolu’yu işgal eden üç hükümetin başbakanını ve iki bakanını “vatana ihanet”ten suçlu buldu ve kurşuna dizerek idam etti. Suçlu bulunan prens ise kaçtı.

Askerlerini geri çekerken Uşak’ta esir alınan Yunan Orduları Başkomutanı General Trikopis ise yargılamalar sırasında suçsuz bulunmuş ve kendisine ordudan emekli olmak kısmet olabilmiş.

Trikopis, savaştan çok sonra, 1952 yılında, yaptıklarının yanlışlığını şu sözlerle ifade etmiş:

“Bizim Anadolu'da işimiz ne idi?” 

Hıfzı Topuz, “Eski  Dostlar” adıyla kitaplaştırılan anılarında Trikopis’in böyle dediğini yazıyor.

Karşılaşmalarını da şöyle anlatıyor Hıfzı Topuz:

“1952 Martı'nda Vali ve Belediye Başkanı Ord, Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay'la birlikte Atina'ya gitmiştik… Atina Büyükelçimiz Ruşen Eşref Ünaydın da elçilikte bir kokteyl düzenledi. Kimler yoktu o kokteylde? Bütün ünlü parti liderleri, bakanlar, gazeteciler. Bir ara yaşlı bir kişiyle tanıştık.

‘General Trikopis!’

‘Nee...’ dedim, ‘Siz İstiklâl Savaşında esir düşen General Trikopis misiniz?’

‘Evet’ dedi, ‘benim!’

Bu benim için bulunmaz bir olaydı. Hemen kendisinden bir randevu aldım. Ertesi gün de kalkıp emekli başkomutanın evine gittim. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra, ‘İstanbul'dan mı geliyorsunuz?’ diye sordu.

‘Evet’, diye cevap verdim.

Daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:

‘54 sene evvel İstanbul'dan geçmiştim’, diye devam etti. ‘Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler hey...’

‘Generalim’, dedim, ‘nasıl oldu da, Ankara'nın kapılarına kadar geldikten sonra savaşı kaybettiniz?’

Trikopis bir süre düşündükten sonra,‘Bizim Anadolu'da işimiz ne idi?’ dedi. ‘Bizim menfaatimiz Balkanlar'da, Makedonya'da, Adalar'da olabilir, amma Anadolu'dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti, şimdi insan geçmişi daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum, bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hata idi Anadolu hareketi. Hem de muazzam bir hata...’

Trikopis yine bir müddet susuyor. Emekli General'in duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan askerleri, zavallı İstiklâl Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski büyük düşmanımızın duyduğu pişmanlık. Ne büyük çelişki Trikopis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanlarımızla sulanması gerekmiş.

Sonra devam ediyor.

‘Bundan sonra bizi Kayseri’nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevk ettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda 4 general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri birkaç gün içinde Anadolu'yu terk ettiler. Fakat barış antlaşmasının imzalanması kolay olmadı. Bir seneye yakın bir süre Kayseri kampında yaşadık. Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı değişimi konusunda anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük, İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi!

Fakat bu hikâye henüz bitmemişti. Yunanistan halkı kendisini bu maceraya sürükleyen insanlardan hesap soracaktı. Memleket karışıklık içindeydi. Anadolu harbine sebep olanlar kurşuna dizildiler’.”

Hıfzı Topuz’un anılarını okuduktan sonra bugüne dönüyorum.

Yunanistan, Ege’yi barış sularına döndüren tavizlerimizi, anlaşmaları görmezden gelip irili ufaklı birçok adaya el koyuyor, geçmişte silahsız olmak kaydıyla kendilerine verdiğimiz adaları silahlandırıyor, yine birilerinin dolduruşuna gelip ortalığı kızıştırıyor.

Türkiye’nin elini kolunu bağlayıp Ege ve Doğu Akdeniz’de boğmaya çalışıyor. Neredeyse savaşın eşiğine geldik.

Umarım tarih tekerrür etmez de bir kez daha sonradan pişman olacakları bir savaşa yol açmazlar.