Bursa
Çok Bulutlu
11.4°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Spor Sağlıktır…

Spor , 22 Eylül 2020 Salı, 10:16

Spor Sağlıktır…
Spor ilaçtır ve hayattır. Eğer sabah kalktığınızda derin bir nefes alıyorsanız ve bir ağrınız yoksa,  dünyanın en büyük hazinesine sahipsiniz: Hayat sizin…

İlk karşılaşmamızda kısa ama içinde spor olan bu yazımla sizle tanışmak istedim. Ben sporun büyülü ve sağlık veren aşısıyla yıllar önce aşılanmış ve o aşıyla başkalarını da aşılamaya çalışan gönüllü bir hocayım. Maratoncuyum ve maraton koçuyum. Kısacası koşmaya aşığım ve onu çok incelemiş biri olarak yazıyorum.

Sporun ansiklopedik/sözlük anlamanı tartışmaksızın ve sizi sıkmadan, sporu modern (çağdaş) uygarlık dediğimiz ülkeler nasıl ve ne için yapar diye bakmak gerektiğini düşünüyorum. Spor konu olunca da, örnek olarak atletizmi ve uzun mesafe koşuları üzerinden konuya yaklaşmak ve zaman zaman da diğer bazı spor branşlarına dokunmanın konuyu aktarma açısından daha anlamlı olduğu görüşündeyim. Ne de olsa hayatımdaki yegane aşkım maraton ve biraz da uzun mesafe koşuları olunca bu kaçınılmaz tabi.

Maratonu size bir başka yazımda özel olarak tanıtmak isterim. Çünkü hayalim bir gün herkesi maraton koşturmak.

Konuya şuradan bakarak girersek tabloyu daha iyi analiz edebiliriz: Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde bir yılda koşulan sadece tam maraton (42 Km 195m) yarış sayısı 300’ün üzerindedir. Örneğin, Almanya’da bu sayı 250 civarındadır. Peki neden bu kadar çok maraton koşulmaktadır? Herhalde örnek verdiğim bu iki ülkenin olimpiyatlarda en çok madalya alan ülkeler olduğu konusunda da bir şüpheniz yoktur. O zaman ‘bu ülkeler olimpiyatlarda çok şampiyonluklar kazanmak için mi bu kadar çok maraton düzenlemektedir?’ sorusu akla gelir. Aslında bu tip bir ilişki kurulabilse de, esas amaç bu değildir.

Esas amaç toplumun düşünsel ve fiziksel sağlıdır. Yani Modern ülkelerde devletler sporu bir hobi, bir eğlence, kapitalist düzenin bir para kazanma şekli olarak düşünmemektedir. Tabii ki spor branşları ile uğraşan kulüplerin, amatör takımların ve federasyonlar gibi organizasyonların bütçeleri vardır ve ciddi paralar yönetmektedir. Ama devletin spor yoluyla ana amacı bu kurumların üzerinde denetleyici olarak bir ‘toplum sağlığı’ hesabı yapmasıdır. Yıllık ve ileriye yönelik 5-10 yıllık, spor yapılmadığı taktirde insan kaybını ve spor yapılmaması nedeniyle buna bağlı hastalıklar sonucu ilaç, hastane vb sağlık masrafları hesaplanmalıdır. Bu hesabı yapan ülkeler şunu görmüşlerdir ki, sporun topluma mal edilmesi ile sağlık ve hastane masraflarında büyük bir ekonomik kazanç sağlanmaktadır. Bu nedenle bu ülkelerde tüm kamu kuruluşlarında spor yapanlara bu yönde her türlü önceliği yaratma ve destekleme sorumluluğu kazandırılmıştır. Bu kamu kuruluşlarına ek olarak, özel sektör kuruluşları da örneğin, kendi koşu takımlarını kurarak, sosyal sorumluluklarını yerine getirmekte ve birbirlerine rol model oluşturmaktadırlar.

Yıllar önce ABD’nde standart bir devlet üniversitesinin spor salonuna kaydolmaya ve spor yapmaya ilk gidişimdi. Üç yüz bin nüfuslu bir şehirde bulunan bu üniversitenin spor kompleksini görünce başka bir gezgende olduğumu sandım. Kapıdan girişte karşımda duran resepsiyon modern bir otel resepsiyonu gibiydi. Sterilize edilmiş havlular raflarda resepsiyon görevlisinin arkasındaki raflarda duruyordu ve birini güler yüzüyle bana uzattı. Havlumu ve dolap anahtarımı alarak soyunma odalarına geçince, yüzlerce giyinme dolabı, soyunma odalarına bağlı yüzlerce duş gördüm. Yine soyunma odalarından iki adet yarı-olimpik yüzme havuzu, yan yana standart ölçülerde kapalı ve parke zeminli 5 adet basketbol ve 5 adet voleybol sahasına rastladım. Tenhaydı, insanca ve istediğin kadar spor yapabiliyordum… Uzatmayayım, kapalı spor kompleksi dışında, sayamayacağım kadar çok sayıda tenis kortu vardı. Dayanamadım ve sordum orada bir öğrenciye: ‘neden bu kadar çok kort var?’ diye. Yanıtı ‘oynamak isteyenler beklemesinler’ şeklindeydi. J Yani kamu görevini yapmıştı. Ben Bursa’da üniversiteye 1979’da girdiğimde, havuz yapılacak demişlerdi. Emekli oluyorum hala havuzumuz yok…

Konumuza dönersek, eğer sporu her toplumdaki bireye yaptırabiliyorsanız, en azından bunu hedefleyerek aksiyon alıyorsanız, diğer bir deyişle topluma içselleştirebiliyorsanız, aslında öyle karlı oluyorsunuz ki… Bu amaçla spora yapılan yatırımların bütçesi, yatırım yapmadığınızda toplum sağlığı için harcanan hastane, ilaç, aşı, personel vb hizmet masraflarının yanında devede kulak kalacaktır. Bu karlılığınızın yanı sıra, her yıl milyonlarca insanınızı yüzlerce etkinlikle maraton koşturmuş, futbol oynatmış, basketbol, voleybol, tenis oynatmış, kayak yaptırmış, yüzdürmüş olursunuz. Bunu ilkokuldan üniversiteye dek eğitimlerle desteklerseniz, sağlıklı düşünen, güler yüzlü, insanlığa ve vatanına katkısı yüksek vücudu sağlıklı bireylerden oluşan çağdaş bir toplum elde edersiniz.

İşte spor aslında hayatın ta kendisidir. Bizim de koşanları seyreden değil, koşan, spor yapan ve bunu yaşam boyu, ileri yaşlarında da sürdüren yöneticilerimiz olur. Anneleri, babaları ve kendileri birlikte koşan, yüzen, kayak yapan bireylerimiz olur. Yani sporu seyretmek yerine onu aktif olarak gerçekleştiren insanlarımız oluşur. Bu üretimi başarabilirsek toplumda sağlık sorunlarımız azalır.

Ve işte bu şekilde sporu toplumda sürdürülebilir kılarsak, Olimpiyat Oyunları’nda, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları’nda doğal olarak kendiliğinden sporcularımızın ve takımlarımızın çok sayıda şampiyonluklarıyla keyiflenir, kürsülerde dalgalanan Türk Bayrağı’mız ve sürekli söylenen İstiklal Marşı’mızla gururlanırız.