Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Taşlardan çıkaracağımız dersler

Yaşam , 18 Eylül 2020 Cuma, 10:02

Taşlardan çıkaracağımız dersler
Taş sözcüğünün pek çok tanımı vardır: Kimyasal bir bileşiktir. Bir kaya parçasıdır. İğneleyici bir sözdür. Bunların tümü doğrudur.

Beni ilgilendiren yönü , insanlık tarihini belirlemede  önemli bir ölçüttür. Ören yerlerde bulunan taşlar, insanlığın geçmişi ile ilgili önemli ip uçları verir. İnsanlar, taşlara resim yapmışlar, yazı yazmışlar.

Taş deyip geçmeyin. Bu taşlar, taşlardaki resimler, figürler, yazılar , insanlık ile ilgili bilgilerin günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Örneğin Orhun ( Göktürk ) Yazıtları.  Dikili taşlara yazılmış yazılar bize Göktürkler,  onların yöneticileri Bilge  Kağan ve Kültigin hakkındaki bilgileri bu günlere taşımıştır. Göbeklitepe'de bulunan taşlar, insanlık tarihinin geçmişi hakkındaki bilgilerimizi değiştirmiştir. Taşlardaki resimler, figürler ise sanatın insanlık tarihi ile eşdeğer olduğunu kanıtlar.

Taş, bir süs eşyasıdır aynı zamanda. Mücevherlerin üzerindeki taşlar,  süs eşyasının değerini gösterir. Tek taş yüzük gibi.

İnsanları tanımlama  ve anlatmak için de kullanılan deyimler ve atasözleri de yaratılmıştır. Taşın önemini ve değerini anlatmak için dilimizden bir kaç örnekle savımızı güçlendirelim:

Taş arabası: Budala, hantal, ağır kanlı kimseler için kullanılır. Biraz da ilgisiz ve sorumuzdurlar. Yerlerinden kalkmak istemezler.

Taş atmak: Dolaylı olarak birine dokunacak bir söz söylemektir. Divan Edebiyatında hicvetmek, halk edebiyatında taşlama, günümüzde yermek  terimleri gibi karşılığı vardır. Ozanlar , bu nazım türlerini çokça kullanırlar.

Taş atmak , aynı zamanda  sevgiliyle  kurulmak istenen bir iletişim aracıdır. Türkülere konu olmuştur. " Bir taş attım pencereye tık dedi" gibi.

Ben , durgun suya atılan taşın dalga dalga yayılmasını izlemeyi severim. Bana güzelliklerin, uygarlığın, barışın, sevginin yayılmasını anımsatır.  Küçük bir ekiple başlatılan  küçük bir  hareketin giderek büyümesinden mutluluk duyarım.

Taş attın da kolun mu yoruldu? Kolaylıkla  ve zorlanmadan  yapıldığında    yarar sağlayacak  işleri anlatır. Emek vermeden , yorulmadan  kazanç sağlamaya ,makam, mevki, gelir elde etmeye çalışanlar için söylenir.

Taş çatlasa: Her ne yaparsa yapsın bir işin üstesinden gelemeyecek olanlar için kullanılır. Beceriksiz, yeteneksiz , basiretsiz insanların isteseler de başarılı  olamayacak kişi  ve kurumları anlatır.  Taş çatlasa akşama kadar varamaz. Taş çatlasa iktidar olamaz.

(Birine) Taş çıkartmak: Yetenekleri, özellikleri, çalışkanlığı  bakımından birinden üstün olmak, birini geçmektir. Yalnız burada bir sorun vardır. Böyle birikimli, donanımlı, ilkeli insanların önüne taş konur. Birilerinin  önüne  geçmeleri engellenir. Çalışma yaşamında özellikle siyasette  taş koyma örneklerine çokça rastlanır.

Taş kesilmek:  Beklenmedik bir olay, bir davranış ya da söz karşısında  donakalıp sesini çıkaramaz olmaktır. Yurt için , ulus için olumlu işler tasarlarken birden bire karşınıza çıkan kişiler , öyle bir söz söyler ya da davranışta bulunurlar ki taş kesilirsiniz. Donar kalırsınız.

Taş koymak:  Bir ya da birkaç kişi konuşurken, dışarıdan  gelen  birinin   konuşmacının  sözünü kesmesidir. Çalışkan ve başarılı kimselerin yükselmesini önlemektir. Bunun için iftira edilir, hakkında dedikodu yapılır, başarıların görmezden gelinir.  Siyâset ve iş yaşamı, bunun için  en güzel bir ortamdır.

Taş taş üstünde bırakmamak: Baştan başa yıkıp yerle bir etmektir. İşgal ordularının işgal ettikleri yerden kaçarken başvurdukları en çok başvurdukları yöntemdir. Yunan ordusunun İzmir'e doğru kaçarken yaptığı gibi. Günümüzde de iktidarın Cumhuriyet dönemi için yaptıkları da buna örnektir.

Taş tutmak: Para sahibi olmak, zenginleşmektir. Emeksizce ve kolayca para kazananlar için söylenir.

Taş yağar, kıyamet koparken: Telaşlı ve tehlikeli zamanları anlatır.

Taşı başa, başı taşa vurmak: Her çareye başvurarak güç işi başarmaya çalışmaktır. Azimli ve kararlı insanların umarsız kaldıkları anlarda başvurdukları çabalardır.

Taşı gediğine koymak: Söylenmek istenen bir sözü sırasını bulup tam yerinde söylemektir. Günümüzde özellikle siyasetçilerin birbirlerini alt etmek için sıkça başvurdukları yöntemdir. Üretmektense  taşı gediğine koymak daha kolay bir çözümdür.

Taşı sıksa suyunu çıkarmak:  Sağlam bir vücudu ,  en güç işleri başarıyla sonuçlandıracak bir güce sahip olmaktır. Böyle insanlara rastlamak zordur. Çünkü böyle bir gücü olduğu halde  bu gücü kullanmayan pek çok insan vardır. Sorumluluktan kaçmak, vurdumduymaz olmak işlerine daha çok gelir.

Taştan yağ çıkar, ondan çıkmaz: Cimri, kimseye yararı dokunmaz. Hiç kimseye, ülkeye , topluma yararı olmaz bunların.

Taş altında olmasın da dağ ardında olsun: Her ayrılığın sonunda bir kavuşma umudu vardır, ama ölüm ayrılığında yoktur.

Taş yerinde ağırdır:  İnsanın değeri en iyi kendi çevresinde bilinir. Elbette değer bilir insanlar  kalmışsa.  Değer bilmek, değerbilir olmak erdemli olmaktır. Günümüzde ve yakın çevremizde bu erdeme sahip olanların sayısı oldukça azdır.

Kimi zaman güzel bir dilekte bulunmak için de söylenen deyimler vardır: " Ayağına taş değmesin " demek, kazadan , beladan korunmak için söylenmiş bir dilektir.

Kimi zaman da  bir kimse öyle delice bir iş yapar ki, birçok akıllı kimse bir araya gelse bile sorunu çözemez.  Birisi ( iktidarın küçük ortağı) , ortalığı karıştırmak için saçma bir tez atar ortaya,  ardından 40 akıllı  bir araya gelse de o taşı yerinden kaldıramaz. Yani " delinin biri kuyuya bir taş atar, kırk akıllı o taşı kuyudan çıkaramaz."

En iyisi size bir taş öyküsü anlatayım. Gerekli dersleri siz çıkarın.

Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine:

 

-Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş.

Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş.

Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sormuş;

- "Kavanoz doldu mu?"

Sınıftaki herkes,

- "Evet, doldu" yanıtını vermiş.

- "Demek doldu ha" demiş öğretmen.

Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler...

Yeniden sormuş öğrencilerine:

- "Kavanoz doldu mu?"

İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler,

- "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.

- "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden:

- "Kavanoz doldu mu?"

- "Hayır dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler. Yine

- "Aferin" demiş hoca.

Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.

Sormuş:

- "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkarttınız?"

Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış:

"Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."

- "Hayır" demiş öğretmen. "Çıkartılması gereken asıl ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."

Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:

- “Yaşamınızdaki büyük taş parçaları hangileri? Onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?"

Yaşamınızdaki  büyük taş  parçalarını  ayıklayın. Onlardan kurtulun önce. Sonra küçük parçalarla ilgilenirseniz. Küçük işlerle uğraşırken büyük hedefleri  gözden kaçırmayın.