Bursa
Parçalı Bulutlu
17.9°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Vatanı önce dil sonra ordu bekler

Siyaset , 16 Şubat 2021 Salı, 19:57

Cumhurbaşkanı Erdoğan 'Bizim Yunus' Yılı Açılış Töreni'nde konuştu: "Vatanı önce dil, sonra ordu bekler"

Vatanı önce dil  sonra ordu bekler

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde 'Bizim Yunus' Yılı Açılış Töreni'nde konuştu. Türkçe'nin yanlış kullanımına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Sosyal medya dili yazı ve iletişim diline dönüşüyor. Anlamsız kısaltmalar, bozuk cümleler, saçma ifadeler günden güne sıradan hale geliyor. Tabelalarda, yazışmalarda, konuşmalarda şahit olduğumuz yabancı kelime kullanma hastalığı artık geleceğimizi tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Dilimizi kısırlaştıran, nesiller arasındaki iletişimi yok eden, Türkçeden ziyade nevzuhur bir kuş dilini andıran bu çürümeye 'dur demek' mecburiyetindeyiz' dedi

BEĞENDİM

3 TEPKİ

BİR YORUM YAZIN

Anadolu'ya hicret eden dervişler yeni vatanın dört bir yanında dergahlar kurdular

1071 Malazgirt zaferinin hemen ardından ecdadımızın bu topraklarda inşa ettiği cami, medrese, kütüphane, çeşme, köprü, çarşı, hanlar ve kervansaraylar Anadolu'ya yepyeni bir kimlik kazandırmıştır. Türk-İslam mührünü bu topraklara vuran asır müessese dergahlar olmuştur. Hoca Ahmet Yesevi'den aldığı destur ile Türkistan'dan Anadolu'ya hicret eden dervişler yeni vatanın dört bir yanında dergahlar kurdular.

ŞEHİRLER FETHEDEN ECDAT

Bu dergahlar sevgi, merhamet ve kardeşlik ikliminin bütün Anadolu'yu kuşatmasını sağladı. Bir taraftan gaziler eliyle şehirleri fetheden ecdadımız, diğer tarafından ilim, irfan, hikmet eli bilgiler marifetiyle gönüller kazandı. Fütühhat ile fütüvvetin el ele kök saldığı geniş coğrafyada medeniyet atılımı gerçekleşti. Şiirleriyle gönüllerimizi taht kuran Yunus Emre de bu dergahlardan birinde yetişmiştir. Hacı Bektaş hazretlerinden nefes almak, bu çıktığı yol onu Taptuk Emre hazretlerinin dergahına götürmüştür. Taptuk Emre, Yunus Emre'yi bir insan-ı kamil olarak yetiştirdi. Yunus, Taptuk Emre'nin ocağında 40 yıl boyunca yavaş yavaş piştikten sonra hayata ve mahlukata aşk nazarıyla bakma yolunun mihmandarı oldu. 'Allah güzeldir, güzelliği sever' hadisine mütenasip şekilde aşık Yunus da İslâm'da tecelli eden bütün güzellikleri aşk imbiğinden geçirerek şiirlere, ilahilere, kelimelere döktü. Vefatının üzerinden tam 7 asır geçmesine rağmen Yunus Emre'yi her dem taze tutan sır işte bu aşktır. Mecnun'a çölleri aştıran, Ferhat'a dağlara deldiren, pervaneyi ateşe atan, bülbülü ağlatan, neyi inleten de yine aynı aşktır. O aşk ki, Alparslan'ı Anadolu'nun, Selahaddin-i Eyyübi'yi Kudüs'ün, Sultan Fatih'i İstanbul'un yollarına düşürmüştür. O aşk ki Hazreti Mevlana'ya 'Hamdım, piştim, elhamdülillah' demiştir.

YUNUS EMRE, AHMET YESEVİ'DEN,

HACI BEKTAŞ'A BİZİM İLLERE BİR KÖPRÜDÜR

Aşk odunda pişirdiği şiirleri, ilahileri ve sözleriyle Yunus Emre de aşk medeniyetinin bayraktarı olmuştur. Yunus Emre, Ahmet Yesevi'den, Hacı Bektaş'a bizim illere bir köprüdür. 700 yıllık varlığımızı temsil eden gönül eridir. Bir garip derviş, bir usta şair, bir büyük mürşit, bir derin müteffekkirdir.

72 millete bir göz ile bakabilmeyi öneren vicdani bir duruştur. Yunus Emre aynı zamanda güzel Türkçemizin de mimarıdır. O Türkistan'da Ahmet Yesevi ve dervişlerin hikmetleriyle başlayan çığırı Anadolu'da daha da geliştirmiştir. Türkçenin aşk ve mana dili olmasını sağlamıştır. Onun bize bıraktığı en büyük miras her bir dizesinin kelime kelime, her bir hecesinin harf harf saçaklanarak 700 yıllık tarihimizi bizim kılan Türkçemizdir. Türkçemiz dertlilerin iç sızısı, şairlerin alın yazısıdır. Öyle diyor Nihad Sami Banarlı. Ketebü yektübü Arabındır, kitap kâtip benimdir. Çörek otundan güneşe kadar düşüncemiz, fikrimiz, duygumuz, anlayışımızdır. Aşkımızın da, hasretimizin de, matemimizin de dilidir. Yiğitlenirken koçaklama, ölürken ağıttır.

MİLLİ RUHUMUZ

Merhum Ali Fuad Başgil hoca, Türkçemizin her kelimesinde asil milletin mana ve hatıralar bulunan lisan şekline girmiş milli ruhumuz olarak tarif eder. Dilini kaybeden millet hafızasını, benliğini hatta ve hatta inancını kaybeder. Ana dili ile bağını kaybeden toplumların zamanla sömürgeleşmesi, kimliksiz hale gelmesi kaçınılmazdır. Avrupa kıtasındaki soydaş toplulukların önemli bir bölümün dilleriyle bağları kopunca nasıl Slavlaştıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı şekilde Afrika'da sömürgecülerin işgal ettiği yerlerde insanların inançlarıyla birlikte dillerini de hedef aldıklarına şahit oluyoruz. Unutmayınız vatanı önce dil ondan sonra ordu bekler.