Bursa
Çok Bulutlu
19.8°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Yanı başımızdaki hasta tipler

Gündem , 03 Ekim 2020 Cumartesi, 11:02

İnsanoğlu, yaşadığı tüm olaylardan kendine bir ders çıkarmasını bilirse, yaşananlar iyi de olsa kötü de olsa deneyimlerinden yararlanarak kişiliğini geliştirip, insanî yönlerini zenginleştirebilir.

Yanı başımızdaki hasta tipler
Bunu başarabilenler, özellikle 40’ın üzerine çıkmışsa, geldikleri noktada kendilerini bilge veya evliya gibi görmeye başlayabilirler.

Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi?

İyi yanları da var kötü yanları da.

Bir kere insan, hayat laboratuvarında birçok testten geçip hâlâ ayakta durabiliyorsa, evliyalaşmasa bile ona yakın bir mertebeye ulaşmış oluyor.

Çevrenize şöyle bir bakın ve siz de 40 yaş üstündeyseniz, bu duruma gelenleri fark edeceksiniz.

Megaloman virüsü bulaştırmazsanız eğer, yaşam deneyimlerine dayalı bu statü hiç de kötü bir şey değil. En iyi tarafı, neyi yaparsanız ne sonuç vereceğini aşağı yukarı kestiriyor ve gardınızı ona göre alabiliyorsunuz. Ayrıca, başkalarının büyük bir sorun gibi gördüğü şeylerin aslında hiç de dert edecek şeyler olmadığını bilebiliyorsunuz. Ve tabii, çözüm konusunda on ikiden vurma şansınız yüksek oluyor.

Bu durum, kendi başınıza gelebilecek nahoş olayları önleme avantajını verse de, ailenizle ilgili konularda pek bir faydası olmayabiliyor. Nedenine gelince… Bir kere, çocuklarınız varsa, yüzyıllarca olageldiği gibi herkes kendi deneyini kendi yaşamak istediğinden tecrübeleriniz beş para etmiyor.

Sizin yaşantınız boyunca kendinizden veya çevrenizdeki pratiklerden süzerek elde ettiğiniz “sınanmış teoriler”, onların bir kulağından girip ötekinden çıkıyor. Önerdiğiniz yöntem, onlara hiç “olabilir” görünmüyor. Olası sonucu söylediğinizde muhtemelen “karamsarlık”la suçlanmak işten bile değil. Kimi zaman ise “ti”ye alınma riskiniz var.

Kötü yanları bu kadarla sınırlı değil.

Tahammülsüzlük bu olumsuzlukların en başında geliyor. İpe sapa gelmez, incir çekirdeğini doldurmaz işlere, sohbetlere vs’ye tahammül edemiyorsunuz. Bu nedenle, çevrenizdeki insan sayısını azaltıyorsunuz. Bu sadeleştirmeyi yalnızlığa kadar götürmediğiniz sürece, tahammülsüzlüğün kötü sonuçlarını olumluya çevirebilirsiniz. Hani iş dünyasında moda bir deyim var ya, “Krizi fırsata dönüştürmek” diye… O hesap…

Laf aramızda, yeni nesil iş dünyasının dilinden düşürmediği bu cümle bana,  leş etrafında dönen kargaları çağrıştırıyor nedense. Bir çeşit “Viva La Muerte (Yaşasın Ölüm)” durumu yani… Başkasının acısı üzerine mutluluk kurmak gibi geliyor… Demek istediğim o ki, tahammül edemediğiniz ortamlardan uzaklaşıp, zamanınızı daha verimli kullanma şansını yaratabilirsiniz. Ayrıntıya girmiyorum…

Kötü yanlarından biri de, çevrenizde tek tük de olsa “hastalıklı hayran”larınızın türemesi… Böyle tipler sizi “rol model” seçtiyse yandınız!. Bir şekilde çevrenize girmiş olan böyleleri,  sizin 40 yılda ulaştığınız konumunuza, çalışarak, mücadele ederek gelemeyeceğini bildiklerinden bir çırpıda sizin gibi olma hırsıyla, kötü bir taklidinize dönüşebilir. Çünkü o kişi, yetersizlik duygusunu ancak böylesi bir taklit yöntemiyle gidermektedir.

Kullandığınız sözcüklerden giydiğiniz giysilere, yaşam şeklinizden felsefenize kadar kopyalamaya başlarlar. Haddini bilenler neyse de “tereciye tere satma”ya kalkanına rastlarsanız vay halinize. Çünkü böyleleri, kopyaladıklarının aslında kendine ait özellikler olduğuna kendini öyle inandırır ki, bu hastalıklı durumla baş etmek büyük sabır ister.

Bir gün bir konuda görüşünüzü söylersiniz, o tam tersini savunur; bir süre sonra o savunduğunu reddedip sizin savunduğunuz şeyi kendi ürünü gibi pazarlar, siz de “pes yani!” dersiniz. En yakınlarınızla yaptığınız telefon konuşmalarını, mimiklerinizi, oturuşunuzu, kalkışınızı, giyim tarzınızı, saç renginizi… Her şeyiniz aynı olur zamanla. O tiple karşılaştığınızda kendinizi aynada görmüş gibi olursunuz. Hele bir de aynı ofiste çalışıyorsanız, iş daha da sinir bozucudur. Ofise işi için gelenler, tipler aynı olduğu için isimleri karıştırır, bu da bardağı taşıran son damla olur sizin için.

İnsanoğlu hayatı boyunca sürekli etkileşim içindedir, öğrenir, pişer, gelişir ancak bu cins insanların yaptığı düpedüz “hırsızlık”tır. Bu hırsızlığın kanıtı ve cezası olmadığı için, bu hastalıklı durumu kimseye de anlatamazsınız, anlatsanız da anlamazlar. Sadece sinirleriniz bozulur. Böyle densiz ve hadsizlerle muhatap olmak zorunda kaldığınız için üzülürsünüz.

Ben de bir dönem çok üzüldüm böylesi manyak bir hayranımdan dolayı ama sonunda kurtuldum!

Bir arkadaşım da benzer bir hastalıklı durumla karşılaşmıştı. İşyerinde tanışıp uzun yıllar birlikte çalıştığı biri, anılarını çalıyormuş. Yani arkadaşımın bizzat yaşayıp, yeri geldikçe anlattığı anılarını sanki kendi yaşamış gibi başkalarına anlatıyormuş. Tabii arkadaşım bunu fark edince bu arkadaşlığa son vermiş. Çünkü bu tipler, kıskançlığını masum taklitçilikten ileriye götürüp her tür kötülüğü yapabilecek birine dönüşebiliyor.

İşte ne kadar evliyalaştığınızı, bilgeleştiğinizi böyle hastalıklı ilişkilerle mücadelede test edebilirsiniz.

Bu testi başarıya geçmek de mümkün sabır taşını çatlatmak da…