Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri

Yeni bir medya “com.huriyeti”nden merhaba,

Bursa , 07 Temmuz 2020 Salı, 10:38

Biz gazetecilerin kaderidir vedasız başlangıçlar yapmak. Bir merhaba dersiniz okura, hoşçakal diyemezsiniz. Bugüne kadar birçok gazetede, dergide, dijital platformda yazılar yazdım ama ayrılırken okurlara veda edemedim. Haberciyken böyle bir şey mümkün değil zaten ama kendi fikirlerimi yansıtarak okurla düşünce bağı kurduğum yazılar kaleme aldığımda bile bu şansım olmadı.

Yeni bir medya “com.huriyeti”nden merhaba,
Bir meslektaşım, “Yargılanmak gazetecinin şanındandır” demişti, bir haber için hakkımda dava açıldığında. Gerçekten de öyle. Yargılanıyorsan, birilerinin çıkarına dokunan muhalif bir yazı ya da haber yazmışsın demektir. Çünkü gazeteciler, toplum yararına olabilecek her şeyi yazar, böyle öğrenirler okulda.  Toplumu koruyup kollayan bu yaklaşımından dolayı yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvetti basın, demokrasilerde… Toplumsal bir görevdi yani.

Gazetecinin işi övmek değildi bu toplumsal görevi yaparken. Yanlış giden şeyleri ortaya koyup, bunun düzeltilmesine yaramalıydı yapılan haber, yazılan yazı. Bu açıdan olaya baktığımızda, yargılanmak, gazeteci için bir onurdur.

Bana kalırsa kovulmak da öyleydi. Kovulmak yani veda şansı bulamamak…

Haa bu arada, kovulduğu halde patronuna kendisi için veda töreni yaptıran gazeteciler yok muydu? Vardı elbette. Ama onların bunu nasıl başardıklarını duysanız, neyse…

Bu meslek hayatında kovulduğu halde veda yazısı şansı verilen gazetecilerin yazdıklarına da pek inanmayın.

Kovulduğun gazete, istediğini yazma iznini verir mi hiç giderayak?

Ben öyle bir medya patronu hiç duymadım. Varsa da ne mutlu o çalışanlara, çalışıp da içinden geldiği gibi veda edebilenlere…

Yazılı medyada tanık olduğumuz veda klasiklerinde genellikle ikiyüzlü cümleler yer alırdı:

“Şunca sene birlikte mesai harcadığımız…” derken aslında “Yıllarımı verdim ama bir gün bile hakkımı vermediler” demek ister.

“Kendilerinden çok şey öğrendiğim…” derken aslında “Patronların ne kadar acımasız olduğunu öğrendim” demek ister.

“Bizleri her zaman ailesinin bir üyesi gibi gören…” derken “Bizi hiçbir zaman insan yerine koymayan…” demek ister.

“Mesleğimizin gereklerini yaparken her zaman destekleyen, yanımızda olan…” derken  “Kendisinin ve çevresinin çıkarları uğruna yazıişlerine sürekli karışıp gazetecilik yaptırmayan…” demek ister.

Çünkü biliyor ki, gazete patronu Ali bugün kovsa bile gün olup devran döndüğünde onu yeniden işe alabilirdi.

Patron Ali’yi överken patron Veli’ye de mesajdı bu.  Bakın ben kovulsam bile size zarar vermem. Bizim küçük Bab-ı Âli’de iki buçuk gazete arasında bu böyle sürüp gitti. Şimdi ise durum çok daha vahim. Ama bugün bu konuya değinmeyeceğim.

Hani bir oyun var, bir sürü delikten kafalar çıkıyor. Sonra da tokmakla vurularak kafalar yok edilmeye çalışılıyor. Hoop kafalar başka bir delikten yine çıkıyor.

İşte gazeteciler bu kafalara benziyor. Bir delikte vurarak yok etseler öbüründen yine fırlıyor.

Üstelik artık sadece yazılı medyada değil, dijital medyada da boy gösterebiliyor.

Yani eskiden sadece suya yazardı gazeteciler, artık havaya da yazıyor.

Eskiden tozlu gazete arşivleri vardı, artık buluta yükleniyor her şey.

Kıyaslamalarımın ele verdiği üzre ben bir  “X” kuşağıyım.

“Eskiden…” diye başlayan cümleler kurmamdan, tedavüldeki üç-dört neslin en kıdemlileri  arasında olduğumu anlamışsınızdır zaten.

Evet ben bir “X” kuşağıyım. Türkçe okunuşuyla “iks”…

İnsan kaynakları için “iks”, vefasız sevgiler için “eks”…

Çocuklarım için anne, torunum için annanne…

Vefalı insanlar için ise eskimeyen dost…

Bursa’da beni tanımayanlar için  “X” bilinmeyeni.

Evet ben bir “X”im, çoğunlukla kendimi kendimle çarpıştırır X2 olur, daha da güçlenirim.

Kimi zaman da “Y ve “Z”nin canını acıtmadan tatlı tatlı çarpar, böler, çıkarımlarda bulunurum.

(E=m.c2 )gibi hayati değil benim işlemlerim.

Basit denklemlerle hayatı güzelleştirmeye bir katkı sadece niyetim.

Velhasılı, demek istediğim şey merhaba…