Hele hele günümüzde dünyanın en zor işlerinden biridir yazı okutmak.

Düşünsenize, nasıl bir bilgi bombardımanı altında insanoğlu?

Caddede yürürsün, bin tane tabela…

Televizyonu açarsın on yüz milyon reklam…

Herkes ama herkes beynine bir şeyler sokup, seni etki altına almak ister.

“İflas ettik, batıyoruz, kapatıyoruz, yüzde 70 indirim!”

Has..tir lan!

Beş yıldır aynı afişi asıyorsun dükkanının önüne!

“Üç alana bir bedava!..”

Hadi be!

“Ben sizi sürekli yüzde 35 oranında kazıklıyorum” lafının fotoğraf arkasındaki gerçeğidir bu söylem!

“İlk kaydolan 100 kişiye yüzde 50 burs!..”

Yok ya!

Hala “salak” yerine konmaktan bıkmayanlar da olsa toplumda, ben bu satırları azıcık akıllılar için yazıyorum, gerzekler zaten AVM’lerde dolaşıyor!

Valla ne yalan söyleyeyim, ben bile bazen kendi yazdıklarımı okumuyorum!

Öyle zor ki artık insanlara bir yazı okutmak, öylesine bıktı ki toplum kendisine habire yalan yanlış bir şeyler empoze edilip durulmasından, 10-15 dakikalık kısa videolar haricinde İnternet’ten bile hiçbir şey izlemiyor.

Diziciler, Çağla Şikel’in efendim, “yer fıstığı erkeklerin, meyan kökü kadınların cinsel faaliyetlerini arttırır” konulu programlarını izleyenler yine bize uzak, tüm bunlar hepimize tuzak!

Şimdi gelelim hayatın gerçeklerine…

Suriyeli komşularımız var bizim, Bademli’deki villamızın yanındaki hanede oturan.

Şaka şaka!

Ne Bademli’si?

Daha önce yazdığım Yeni Marmara Gazetesi’nin sahibi Orhan Efe’nin, azıcık hava yapmak için de olsa oradan kiraladığı bahçeli tripleks yapıdan, kışın doğalgaz faturasının boru gibi geleceğini anladığında sülalecek nasıl kaçtığımızı anımsıyorum da, badem bile yemek gelmiyor içimden artık!

Oysa ne güzeldi “Yeni Marmara’nın havuzlu Bademli Tesisleari”!..

Bursa’nın mütevazı semtlerinden birinde komşularımız Suriyeli Araplar.

Yaşlı bir teyze var anneleri, oğlu var, küçük kızını yeni everdi, büyük kızı başka bir semtte oturuyor, onun da 8-10 yaşında bir oğlan çocuğu var, validem yalnızlık çekmesin diye yanına evladını da alıp, sık sık gidip geliyor işte…

Güngörmüş, saygılı bir aile…

Geçen gün arabayla çıktım, küçük oğlan da son sürat bisikletiyle fırladı yola.

Az ileride dört yol ağzı var ama hangi hattın ana güzergâh olduğu belli değil.

Önümden ilerleyen oğlan ne sağa baktı, ne de sola!

Yıldırım gibi kavşağı geçip, yoluna devam etti!

Araçlar öyle yavaş da ilerlemiyorlar hani; biri denk gelse eğer, frene basana kadar çocuğu altına alacak!

Az ileride klakson çalıp durdurdum oğlanı.

“Hiç bakmıyorsun sağa sola” dedim, “ya aşağıdan veya yukarıdan bir otomobil gelip, sana çarpsaydı”?

Önce bir düşündü iki saniye kadar.

Sonra dedi ki, “Ama ben kavşaktan geçerken ‘Bismillah’ dedim”!..

Bu sefer ben de düşündüm on saniye!

“Oğlum, evladım, ‘Bismillah’ demen seni kurtarmaz, şurayı, aklını, kafanı çalıştıracaksın; anladın mı”?

Anlamadı ama başını salladı anlamış gibi!

İşte bizi de mahfeden aynen bu “Arap aklıydı” geçmişte.

Sultan Abdülmecid’in hüküm sürdüğü yıllarda geldi dünyaya.

10 Temmuz 1856’da Hırvatistan’ın bir köyünde Sırp-Ortodoks bir ailenin dördüncü çocuğu olarak yaşama başladı.

Adı Nikola, sonradan değiştirdiği soyadıysa Tesla’ydı.

Tesla ilk olarak 1873’te Graz’daki Politeknik Enstitüsünde, daha sonra da 1880’de Prag Üniversitesinde okudu.

İlk zamanlarda amacı fizik ve matematik alanlarında uzmanlaşmaktı ama elektrik alanına girince iyice büyülendi.

Kariyerine 1881 yılında Budapeşte’deki bir telefon şirketinde elektrik mühendisi olarak başladı.

Amerika’ya gitmeden önce Paris’teki Continental Edison Company’de çalışarak burada dinamolar tasarladı. 1883’te Strazburg’da endüksiyon motorunun bir prototipini inşa etti.

Amerika’da bir yıl boyunca geçimini sağlamak için Western Union şirketinde çukur kazma işçiliği yaparak mücadele ederken, diğer yandan da Jeneratör, transformatör, transmisyon (iletim hattı), motorlar, ışıklar, iki fazlı sistemler, hatta üç fazlı sistemler gibi pek çok sistemin projelerini çiziyordu.

Nikola Tesla, atmosferin katmanlarından biri olan İyonosfer’in insanlığın yararına kullanabileceğini söyleyen ve bunu küçük bir deneyle ispatlayan ilk bilim adamıdır.

Bu katmanın Nikola Tesla’yı ilgilendiren en önemli özelliği elektrik enerjisinin, radyo, ses ve elektro manyetik dalgaların kablosuz olarak çok uzak bir noktadan diğer noktaya taşımasını sağlamasıdır.

Bugün bizim İHA ve SİHA’larımızla iletişim Tesla sayesinde sağlanmaktadır.

Nikola Tesla, uzaktan kumanda sistemini bir araca uygulayan ilk kişidir.

Bir metrelik bir tekneyi kablosuz bir şekilde yüzdürmeyi daha o yıllarda başarmıştır.

Uzaya ses dalgaları gönderen ilk bilim adamıdır.

Kozmik radyo dalgalarını bularak daha 1917’de cisimlerin üzerine bu dalgaları gönderip bir floresan ekran üzerinde toplamıştır.

O yıllarda biz hala “Bismillah, ya Allah” diyerek savaşmakla meşguldük!

Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde 86 yaşındayken New Yorker Oteli’nin 33’ncü katında, 3327 numaralı odada otel görevlisi Alice Monaghan tarafından ölü bulundu.

Ölmeden önce “Teleforce Silahı” adını verdiği bir çalışma yürütmekte olan Tesla’nın bütün dokümanlarına ABD hükümeti tarafından el konuldu.

Radyo O’nun sayesinde icat edildi.

Dahası, şu sıra hepimizin kullandığı cep telefonlarını da O’na borçluyuz.

Daha da ileri gitti, elindeki teknolojiler sayesinde Mars’tan çok daha uzak gezegenlerle bile “anlık iletişim” kurabileceğini ileri sürdü!

Yaklaşık 30 metreye ulaşabilen yapay yıldırım denemeleri gerçekleştirdi Tesla, bugün bunlar elektriğe dönüştürülebilse, dünyanın enerji sorunu kalmaz.

Uzaktan veri iletimi sonucu bir bilginin kopyalanabileceğini ilk gösteren Tesla oldu.

Günümüz printerlarına benzer bir mekanizmayı ilk defa Tesla üretti.

O zamanlar televizyon olmasa da, ses ve görüntünün uzun mesafelerde iletilebileceğine dair ilk çalışmaları da Tesla yapmıştır.

Ben bu muhteremi minnet ve sevgiyle anmakla birlikte en çok neden seviyorum biliyor musunuz?

Ha bu arada unutmadan, Sultan Abdülmecid 38 yaşında veremden genç yaşta ölmüş, Galata Kulesi’nden, Üsküdar’a kanat takarak uçan Hazârfen Ahmet Çelebi, yobaz din adamlarının padişaha, “Eğer Allah insanların uçmasını isteseydi doğuştan onlara bir çift kanat takardı” yollu telkinleri sonucu çoktan katledilmişti!

Evet, neden seviyorum?

Şunu da demişti Tesla: ” Kiliseye ilk paratoner takıldığında din ve bilim çatışması bitmişti!.. “

Daha fazla söze gerek yok.

“Bismillah” diyorum ve size bir fotoğraf sunuyorum.

Sosyal medyada da paylaştığım bu kareyi tüm Atatürkçüler beğendi, gülücükler, kalpler attılar ona ama benim içim acıdı bu duruma:

Oysa sevgili okur, Türkiye’deki eğitim sistemi sayesinde bu hale getirip yücelttiğimiz bu çocuktan ne beklenir, ne umulur memleketin, insanlığın geleceği adına?

Allah’ını seversen ne beklenir, hele bir düşün?

Düşün!

Yayınlanan makalelerde belirtilen görüşler ve fikirler sadece yazarın/yazarların görüşüdür. Yayınlanan içeriklerle ilgili bütün sorumluluklar yazarlara aittir.

Bu haber ilginizi çekebilir