Koca bir yılı kışı,baharı ,yazıyla geride bırakmamıza neredeyse bir ay kaldı.
Geçirdiğimiz bu zamanın farkında bile olmadık.
Uyuştuk, uyuşturulduk…Yalnız kaldık, yalnızlaştırıldık…Alıştık, alıştırıldık…
Garip bir hal aldık ve bunun farkına bile varamadık..
Küçük dünyalarımızda ki özgürlüklerimiz elimizden alınırken biz buna ses bile çıkaramadık.
Bağlandı dedikleri basiret bu muydu?
İnternet üzerinde ki mecralarda sosyalleştiğimizi düşünerek a soyalliğin dibine vurduk oysa ki.
Alışkanlıklarımızı unuttuk, belki de unutturmaya çalışıyorlar.
Cümlelerimiz, kelimelerimiz azaldı. Hatta kendi sesimizi unutur olduk.
Keyfimiz yerinde diye düşünürken, bir bakıyoruz ki keyif denilen şey çoktan kaçmış gitmiş elimizden.
Aşk dahi önce virüs, sonra ekonomiye kurban gitti.
Artık içilemeyen rakı,şarap ise malulen emekliliğe ayrıldı.Hatta mefta oldu..
Şaha kalkan ekonomimiz!
Artış gösteren gelirimiz!
Her şey ŞAHANEE!!!
Sanat dahi sahneleri unutmaya başladı !
Hayat eve sığar dedik, sıgdıramadık hayatı.Bir çok sebepten dolayı zorunlu olarak monotonlaşan hayatımız ruhumuzu, bedenimizi,beynimizi yordu.
Kendimize iki yüzlü olduk “ Memnunum,mutluyum, şikayetim yok, ihtiyacım varmış, böyle iyi…” kelimeleriyle gün geçirerek.
Yalnız ve minimalist yaşamı, ıssızlıkla karıştırdık.
Sistem herkesi tek başına kendi derdinde boğulmaya, düşünememeye, sorgulamamaya ,bilgi ve düşünceyi paylaşamamaya doğru itti..
Bir elin nesi var, iki elin sesi var denirdi. Artık ses soluk yok.
Gözlem yapabilme yeteneğimi devreye sokabildiğim anlarda 7’den 70’e herkes ve her kesim için üzülüyorum.
Endişe, kaygı, korku, bezginlik, vazgeçmişlik, umutsuzluk sarmış dört bir yanı…
83 milyonluk ülkem için onlıne canlı terapi seansları yapılmasını talep ediyorum.
Bu yıldır enkaz altında mücadele veriyoruz. Yıl sonu göçükler daha da arttı. Yılbaşında enkaz kalkar mı yeni yıl ne getirir bilinmez!
Görünen o ki bir bu kadar daha var... Her birimizin oluşan ağır travmaları olduça fazla görmesek de, farketmesek de!!
Bir düşünün derim.
” İYİ “ MİSİNİZ ? GERÇEKTEN…