Reziller, rezil olduklarını bilmezler. Bu yüzdendir ki rezilliklerini istikrarlı bir biçimde sürdürürler.

Bursaspor’un geldiğimiz konumda olduğu vaziyet bu maalesef.

Bursaspor’u yönetme koltuğunu işgal eden yönetim kurulu üyeleri, yaptıkları açıklamalar, tavırları ve her gün daha da kötüye giden eylemleri sebebiyle Bursaspor’u yerle bir etmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Bu durumlara alıştık ama alışkanlığımız, sabrımızın son raddesine getirdi bizi.

Bursaspor ismini lekeleyemez, onu daha fazla yıpratamazsınız.

Ben yine size sizin anlamadığınıza emin olduğum bir dilden anlatacağım. Anladığınız bir dil olduğunu düşünmüyorum, biliyorum.

Herkesin bildiğini düşündüğüm (yönetim hariç) bir edebi sanatçımız var. Recaizade Mahmut Ekrem, herkes kendisini malum ARABA SEVDASI kitabi ile bilir. Ben de o kitabın yazılış amacı, niyeti ve içerisinde bulunan düşünce yapısıyla Bursaspor’u anlatmaya çalışacağım.

Sosyal Statü ve Gösteriş: Araba sahibi olma arzusu, karakterlerin sosyal statülerini yükseltme ve gösteriş yapma isteğiyle ilişkilidir. Araba, güç, zenginlik ve prestijin bir simgesidir.

Araba Sevdası, Osmanlı döneminde geçen bir hikayeyi konu alır. Roman, toplumsal değişim, modernleşme ve batılılaşma gibi konuları ele alarak döneminin sosyal yapısını yansıtır.

Bursaspor’un geldiği konumu, yukarıda belirttiğim düşünce yapısı ve kitap içeriği ile şöyle bağdaştırabilirim;

Bursaspor’u yönetenlerin sosyal statü olarak “Bursaspor yönetimine” seçilmeden önce bir yerleri olmaması, bir statü elde edip, bunu yükseltecekleri alanı bulduklarına inanmaları ve buna dayalı bir şekilde “GÖSTERİŞ YAPMA” isteği zirve yapmış durumda. Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası, Bursaspor yönetiminin Koltuk Sevdası olarak görebiliriz. Kitabı okuyanlar bilir, kitabın sonunda yalanlar ve kandırmalarla dolu bir son var. Bursaspor’u kandıranlar ve yalanlarla dolu yönetenler ile ne kadar da uyuyor değil mi?

Edebiyat olmadı mı? Bilim ile de anlatalım Bursaspor’un durumunu;

Friedrich Nietzsche, tarihi bir filolog, bilim insanı, düşünür. Bursapor’un geldiği konumu onun bir kitabında belirttiği düşünce tarzıyla da açıklayacağım.

"Böyle Buyurdu Zerdüşt":

"Kendi yaratıcılığınız olmadan, başkalarının anlamını yaşamak, sadece ölü bir ağırlık taşımaktır."

Yukarıda yazan cümleyi ayrıntılarına, içinde barındırdığı tasvir ve betimlemelere ayırmaya kalksak bir kitap yazmak gerekir fakat en yalın haliyle Bursaspor’a uyarlayacağım.

Kendi yaratıcılığınız olmadan (Bursaspor’u yönetmeye yönelik bir yetiniz, beceriniz, gücünüz olmadan), başkalarının anlamını yaşamak (Bursaspor ismini yukarılara taşımış bir camianın, temelleri kuvvetli, tarihi bir spor kulübünün bugünlere kadar gelmesinde rol almış, olumlu/olumsuz tüm geçmişinin, kendileri sayesinde, kendilerinin de yapabileceği yanılgısına düşerek, yaşayan), sadece ölü bir ağırlık taşımaktır. (Bursaspor’u kapatabileceğine, Bursaspor’un yaşamasına veya kapanmasına karar verebileceğine, Bursaspor’un içinde bulunduğun durumu bir tek kendilerinin halledebileceğine inanan bir cehalet tufanı içinde “ölü bir ağırlık” hissini tüm camiaya hissettiren) bu grup, Friedrich Nietzsche’nin bile anlatamayacağı kadar anlamsız, etkisiz bir süreci yaşatıyorlar bizlere.

Birkaç gündür radyolarda, sosyal mecralarda, bazı basın organlarında çıkıp, Bursaspor koltuğunu işgal etmeniz yetmezmiş gibi bir de yalanlar, gerçek olmayan bilgi ve belgeler ile Bursaspor ismini lekeliyor, ulusal mecrada prestijini yerle bir ediyor, sizi yukarılara taşımasını beklediğiniz oyuncuları kötülüyorsunuz. Siz sadece saha dışını yönetememekle kalmayıp, saha içini de rezil, kepaze ediyorsunuz.

Bursaspor ismi sizinle var olmadı, sizsiz de yok olmaz. Siz olmadan varlığını sürdürmesi ise çok daha olası.

Bursaspor’un gençlerini, değer vermeden, onları görmeden, onların bizim için anlamını ve ihtiyacımızı fark etmeden 3-5 kuruşa satıyorsunuz. Paranızı kurtarıp ondan sonra mı gideceksiniz?

Siz zaten gideceksiniz, Bursaspor’un geleceğini, gençlerini, bizi-bize bırakın.

Yolcu yolunda gerek.

İSTİFA.