Tam da Polatgillerin kara apara aklama operasyonlarının notlarını almış, Dilan'ın yüzümüze tüküren videolarından ilham alarak, paralanan görgüsüzlüğün, şımarıklığın, küstahlığın yükseliş hikayesini yazmaya hazırlanırken bir başka düzenbazlık haberi ile dikkatim dağıldı. Eşi ile birlikte, bitcoinle 40 kişiyi dolandıran ve tutuklanan Safiyegiller'de suç unsuru bulunmamış, bir güzel tahliye edilmişler.

Son birkaç gündür de, Fatih'in fonunun patlayarak ortalığa pis kokular saçmış olmasını sabırla izliyoruz. Futbol dünyasının imparatoru ve emrine amade namlı futbolcuların, tefecilikten milyon dolarlar kazandıklarını, saadet zincirinin bir halkasının kopması ile daha fazla kazanamayacaklarını, üzülerek öğreniyoruz.

Galata Köprüsü’nü satmak üzereyken yakalanmış olan efsane dolandırıcı Sülün Osman, “Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcı idi aslında.” sözünü bize yeniden hatırlatıyor sanki.

Dolandırıcıların çoğunlukta olması mı, “parası çok olanın başarılı olduğu” algısından, daha çok kazanma hırsı mı, aşk hikayesi mi, her ne ise bir saadet zinciri oluşturulmuş. Banka eliyle Toplanan paranın karşılığında, Faiz günah sayıldığı için “kar payı” alınmış. Yirmi besinci kişiyi ikna edememiş olmalılar ki zincirin halkası birden kopmuş. Vaat edilen paralar alınamaz olmuş. Ardalar Emreler ağlayarak abilerinden yardım istemeye gidince bu suç sarmalından herkesin haberi olmuş. Oysa, kazanmaya devam etseydi Hacı Arda, borç aldığı arkadaşına, sayesinde milyon dolarlar kazandığını bile söylemeyecekti. Organizasyonu yapan ve en çok doları kazanan imparator inkar ederek sıyırmaya çalışırken, nedense , kayıtlarda dahi adı geçmiyor. Para trafiğini yürüten, banka müdürü Seçil Erzan ise günah keçisi ilan edilerek gözaltına alınıyor. .

Cebinde para taşımayı beceremeyen biri olarak, bu işin nasıl bu kadar kolay olabileceğine benim aklım ermiyor doğrusu. Toplam 42 milyon dolar Denizbank'a getirilirken, şube müdürüne ödenirken, sayılırken, kar payları verilirken, nasıl oluyor da kamerada ya da sistemde görünmüyor. Para teslim edilirken makbuz ya da elektronik belge yerine not kağıdıyla idare ediliyor.

Hadi bankacı kadın ruh hastası, ya da dolandırıcı diyelim ve bütün suçu ona yükleyelim ama, bu kurumların, elemanlarını seçerken ya da müdür koltuğunu verirken, irdelemeleri gerekmez mi? Nasıl bir elemeden geçerler, nasıl denetlenirler bilmiyorum ama bildiğim bir şeyi anlatmak istiyorum.

Londra'da öğrenciyken part time çalışma iznim vardı ve kasiyer olarak çalışmak için bir markete müracaat etmiştim. İşe uygun olduğumu ancak verilen kitapçığı okuyup şartları kabul edersem ise alacaklarını söylediler. Kitapçıktan aklımda kalan bir madde “Kasada çalıştığım süre içinde, çantamı yanımda bulundurmayacak şirketin dolabına teslim edeceğim. Görev sırasında zaman zaman ceplerimin kontrol edileceği, üstümde bir pound dahi bulunsa, çalıntı muamelesi yapılacağı ” yazılıydı. Bu maddeleri okuyup aldığıma dair imza atarak işe başlamıştım. Sıradan bir markette bile böyle kurallar ve denetim varsa, bankalarda nasıl olmaz, genel müdürler nazil sorumluluktan sıyrılabilir, anlamak mümkün değil.

Koskoca kurumlarda bile, kural yoksa, denetim yoksa, para için her yol mübah diyenlerin önüne elbette geçilmeyecek.. Hele hukuk bu tiplerin lehine karar verecek duruma gelmişse, bu tür mafyatik ilişkilerin yolu hep açık olacaktır. Bu kavgalarda güçlüler güçsüzleri boğazlayacak, ortalık leş kokusundan geçilmeyecek. Kokmayan/ bulaşmayan da nefes alamamaktan şikayet etmeye devam edecek.