İsa, dünyaya inmiş, gezerken bir taşın üzerinde ağlayan bir ihtiyar görmüş... 
İsa; 
"Neden ağlıyorsun ihtiyar?"...
İhtiyar; 
"Oğlumu kaybettim onu arıyorum, ellerinde ve ayaklarınfda çivi izleri vardı"...
İsa titremiş ve ihtiyara sarılmış "babaaaaaaa"
İhtiyar da İsa' ya sarılıp bağırmış...
Pinokyooooooooo....

Bu aralar, sarıldıklarımız, hiç umduğumuz gibi çıkmıyor.
Umut beslediğimiz, yetenekli zannettiklerimiz, açık görüşlü ve liyakatli zannettiklerimiz boş kömür kovası gibi, oradan oraya sallanıyor.
Oysa, uzaktan bakınca ne kadar dolu görünüyorlardı.
Hele bir de ünvanları var ki, tekerleme gibi, söylemeye başlayınca, duramayacak zannediyorsun.
Sırf o ünvanı söyleyebilmek için, kaç gün ayna karşısında çalışmıştır garibim.
Kolay mı?
"Dünya Gezegeni, Asya Kıtası, Anadolu Yaylası...." ve devamı, daha adına sıra gelmeden bir sürü fark katan, oradakilerden ayrı olduğunu anlatan tanımlama.
Hoş,
Tanımlamaların bir kısmı herkes ile eşit  ama, satıyor işte herif.
Ne satmak hem de...
Ağız dolusu bir saymaya başlıyor, her mevki de, o büyüdükçe, ben küçül, küçül, küçül....
Adamın karşısında kum tanesi kadar kalıyorum.
Zaten kılık kıyafet siyah veya lacivert, gömlek turkuaz veya beyaz kravat nefti yeşil, desenli, düz, çokluk yok, halktan biri ağam, ayakabılar Gucci... 
Adam kapıdan girince 5 ton yeminle.
Kim mi?
Aklımda kalanlardan biri;
Falan yerin, filan mahallin, falanca filancanın, palamut balığının, buzdolabında korunmasında görevli,  Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesinin kankasının dıdısının dıdısı.... Devamı da var ama, yazmaya sıkıldım...
Gerçi Siyaset ileri gelenleri pek aşağı kalmasalar bile, bir de toplantılarda katılımcı isim ve ünvanlarının okunması var ki, toplantının yarısı "hiç" oluyor.
E, yeri gelmişken, bir de konuşma metinlerine dokunalım...
"Sayın PM Üyem, MYK yetkilim, Sayın Genel Başkan Yardımcım, Sayın Millet Vekillerim, Sayın İl Başkanım, Sayın İlçe Başkanım, Sayın Oda ve Dernek Temsilcilerim, sayın salon sahibi, sayın toplantı sponsoru, Pek sevgili partililerimiz"...
Bu girişten sonra her mikrofonu kapan aynı teraneyi okuyunca, o zavallı partili, yani "ben" kum gibi ufalmışım, ezilip bükülmüşüm, oradaki varlığım, bana şan olmuş, şeref olmuş...
Ben bir "ezik" partili...
Düşünsenize, herkes sayın, partiliye gelince 
"pek sevgili partili" çocuk sever gibi...
Hitabette bile yerim en son, hatta oradaki varlığım hiç adam yerine bile konmamışım ama, tek tutunacakları dalım...
Neyse, seçim sürecine girdik, seçim gününe kadar yedi kısım tekmili birden, tiyatro, al gözüm seyreyle.
Bütün küslerin barıştığı, barışanların küstüğü, al takke ver külah, elma dersem çık, armut dersem çık, gel dersem kaç, oyunları başlıyor.
Adaylar açıklanıncaya kadar herkese iyi davranın, ne olur, ne olmaz...