Amerikan Psikologlar birliği (American Psychological Assosiation) APA’nın tanımladığı psikoloji biliminin 56 alt alandan birisi olan ve “Uygulamalı Psikoloji” içerisinde altı alandan birisi olarak değerlendirilen “Sağlık Psikolojisi” psikoloji biliminin en genç alt dallarından birisidir.

Sağlık psikolojisi hastalığın hem nedenleri hem de tedavisinde, zihin-beden ayrımını ret eder. Sağlık psikolojisi ile ilgilenen psikologlar genellikle sağlığın yalnızca vücudun fiziksel durumuna odaklanarak anlaşılamayacağını savunurlar. Sağlık psikolojisi hastayı bütüncül değerlendirir.  

“Biyopsikossoyal” bir varlık olan insanın sağlıklı olması ancak bedensel, ruhsal, sosyal yönden iyi oluşuna bağlıdır. Hastalık biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal faktörlerin etkileşimiyle oluşur. Farklı bir ifadeyle bütünü oluşturan beden, zihin, ruh ve duygu parçalardan birisinin olumlu olumsuz değişimi bütünü etkiler ve aklımızın yönetiminde zihnimizin ürettiği düşüncelerimizin ne olduğu bizim ne olacağımızı belirler. Yani ne düşünüyorsak o oluruz. Olaylara nasıl baktığımız, ne düşündüğümüzü, ne hissedeceğimizi yani duygularımızı, davranışlarımızı ve psikolojik yapımızı etkiler. Bu anlamda sorunlu düşüncelerimiz, düşünce hatalarımızdan olan örneğin aşırı genelleme, etiketleme, kişiselleştirme, olumluyu küçültüp olumsuzu büyültme, zihin okuma, zihin  falcılık yapma, biyolojik yapımızı dolayısıyla psikolojimizi olumsuz etkiler.

Düşünce hatalarının ve sorunlu düşüncelerimizin neden olduğu korku, öfke, kaygı, üzüntü gibi duygusal stresimiz, ruhsal dayanıklılığımızı zayıflatırken hastalıklara karşı güçlü olması gereken savunma sistemi olan immün sistemin zayıflaması kalp, kanser sedef dahil birçok psikosomatik rahatsızlıkların en temel nedenleridir. 

Sağlık psikolojisi, sağlık ve hastalığın nedenleri, ilerlemesi  ve sonuçlarında psikolojik faktörlerin rolünü vurgular.

Hastalığın nedenlerinde (etiyolojisinde) davranışın rolü nedir?

Örneğin: Kroner Kalp hastalığında ve birçok kanser türünde sigara içmek, alkol alışkanlığı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi davranışların rolü vardır.

Sağlıksız davranışlar örneğin sigara içme davranışına neden olabilen “sigara benim stresimi alıyor, sigara konsantrasyonumu artırıyor, sigara keyif veriyor sigarayı bırakmam çok zor”  gibi bir taraftan zehirlerken diğer taratan nasıl faydalı olabildiği inancının yanlışlığını görememek sigara içme davranışının devamına neden olan en temel faktördür. Sigarayı bırakma davranışında en etkili yöntemin sigaranın gerçekte ne olup olmadığının tam olarak anlaşılması artan farkındalık ve sigara bırakma döneminde, nikotin çekilmesinin neden olduğu huzursuzluk haline yüklenen doğru ve olumlu anlamların farkına varmak ve sonunda oluşan “sigarayı kesin bırakacağım” kararı ancak bilincin artması yanlış inançların çürütülmesiyle ilgilidir. Yani bilinçli farkındalık (mindfulness) ile gelişen etkili davranışlar sigarayı bırakma sürecinin yönetilmesini kolaylaştırır. Olumlu davranış değişimlere neden olan öğrenme ve gelişen bilinçli farkındalığın sağlıklı bir inanca dayanmasıdır. Sigara hakkında oluşturulmuş yanlış inançların yerini tiryakiyi hayata bağlayan doğru inançlara dönüşmesinin sağlanması sayesinde an etkili sigarayı bırakma davranışı sergilenebilir.

Bağımlılık, bir hastalık halidir!

Sigara, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, kumar bağımlılığı, yeme içme bağımlılığı, kişi bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı, porno bağımlılığı vb ile başlayan fizyolojik ve psikolojik değişim beraberinde davranış bozukluğunu da getirir.

Bağımlılığa neden olan faktörler kişiden kişiye değişir ancak en temel nedenler çoğunlukla kişilik sorunları, bozuk çevre, uyum sorunları, sağlıksız aile ortamında yetişmek, akran etkisi, öz güven ve öz saygı eksikliği, değersizlik hissi, ego sorunlu olmak, sürekli ve aşırı strese neden olan ortam…

Psikolojinin Kanserdeki Rolü

Kanser hücreleri çoğu insanda bulunur ama her kanser hastalığı yapmaz.

Akciğer kanserleri ve sigara içme arasında bir bağıntı olsa da sigara içenlerin hepsi kanser olmazken savunma sistemlerini yakından etkileyen olumsuz psikolojik durum, kanser vakalarında oldukça önemli bir yere sahiptir.

Kanser vakaları her hastada aynı tabloyu sergilemez. “Hastalık yok, hasta vardır” tanımında, kanser dahil tüm hastaların genetik mirastan ne kadar ve nasıl etkilendiği, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenleri, mizacı, kişiliği, karakteri ve yaşam koşulları, yaşam öyküsü, yaşı, bağımlılıkları, öncesi dönemlerde geçirdiği hastalıkları vb yüzlerce faktör açısından hiçbir insan diğerine uymaz ve her hastalık her kişide farklı seyredebilir.

Kanser hastalarının tek ölüm nedeni kanser değildir ancak psikolojik faktörlerin kanserin oluşumunda ve sürecinde oldukça önemli etkisi vardır.

Kanser Hastalarında Psikolojik Tepkiler

Kanser hastaları tanı öncesi, tanı ve tedavi aşaması, tedavi sonrası, hastalığın ilerlemesi ve süreçte oluşan ağrı ve şikayetlerin azaltılma çalışması olan palyatif dönemlerde farklı da olsa duygusal, ruhsal ve davranışsal reaksiyonlar geliştirmektedir. Bu tepkilerin uyuma yönelik olup olmaması kişiye özeldir.

 Onkolojik rehabilitasyon ekibi olan doktor, hasta hemşire, psikolog, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı ve bakım verenler tarafından yürütülmekte hastalığın tanısı, tedavisi ve ilerleyişin göre hizmet şekillenmektedir. Sağlık psikologlarının da önemli görevler aldığı rehabilitasyon programları kanser hastalarına fizyolojik, psikolojik ve zihinsel açılardan iyi olma halini arttırmayı amaçlayan bireye özgü planlanmış kanser tedavisinin önemli basamağıdır.

Tanı Aşaması

Tanı aşama sürecinde uyuma yönelik olarak ilk zamanlarda bazı hastalarda  yaşanan şok ve süreçte gözlenebilecek inanmama, kısmi inkar, öfke, isyan, kızgınlık, üzüntü, korku, kaygı, suçlayıcı duygular ve depresif mizaçlı uyum şeklinde tepkiler gösterebilmektedir. Bu anlamda hastanın psikolojik açıdan hazırlanması, sosyal destek ögelerinin sağlanması ve diğer görevlilerin yaklaşımları hastanın uyum sürecinde etkili olacaktır.

Tedavi Aşaması

Hastanın durumuna özel geliştirilmiş tedavi yöntemleri yanında tedavi sürecinde aksayan sosyal yaşam, aktiviteler aile ve yaşamı iş yaşamı sekteye uğrayabildiğinden bu dönemde, hastalarda depresyona girme sıklığı gözlemlenir.

Tedavi Sonrası

Bu aşamada hasta, tedavi sonucu tümör tam olarak yok edilmesiyle ya da yakın takipte değilse tekrarlama korkusu ve buna bağlı uyum sorunları yaşayabilmektedir. Bu aşamada vücuduna karşı hassasiyet geliştirerek her değişimi hastalığına yorması ve her tetkik dönemlerinde nüksetme korku ve kaygısı yaşayabilmektedir.

Kanser ve Depresyon

Kanser hastalarında en sık rastlanan ruhsal sorun depresyon (ruhsal çökkünlük) dur. Depresyona giren kişide mutsuzluk, hüzün, keder, ağlama, çökkün duygulanım nedeniyle yaşamdan zevk alamama durumları olabilmektedir. Öncesinde isteyerek severek yaptığı etkinliklere karşı isteksizlik, unutkanlık, konsantrasyon zorluğu, kararsızlık hali, enerjisizlik, iştah değişiklikleri, uyku sorunları vb gözlemlenebilmektedir.

Depresyondaki kişilerde karamsarlık, memnuniyetsizlik artabilir. Ancak depresyon tanısı konulabilmesi için ruhsal çökkünlük sürecinin iki haftayı aşması gerekir. Belirtilerin sayısı tipi yoğunluğu depresyonun şiddetini tanımlar. Ve bu tablo her hasta için farklı seyreder. Kanser hastalarında depresyon, kanser  hastalığına  ait normal bir tanı değildir ve kanserde iyileşme sağlamak için ruhsal yönden sağlıklı olmak önemlidir ve depresyon mutlaka tedavi edilmelidir.

Kanserde başarı artışı bedensel, ruhsal sosyal yönden iyileşmeyle yakında ilgilidir. Hayatının anlamını kaybetmiş hayatta var olma isteği azalır ve onu hayattan koparacak kanser hastalığına karşı direnci azalır.