Dünya ekonomisi kral çıplak diyemeyenlerin çıplak kalacağı bir dönem yaşıyor ve biz de bundan ziyadesiyle payımızı alıyoruz.

Gücünü üretimden almayan ekonomilerdeki çöküşün bedelleri 1914 ve 1940’ da ödendi ve bir daha asla yaşanmaz sanıyorduk ama insanlık fıtratı gereği kaşınmaya devam ediyor.

An itibariyle yoksul ve aç insanların var olduğu bir dünyada bunlarla savaşılması gerekirken dört bir yanda olmaması gereken o kadar çok anlamsız savaş ve çatışma var ki; insan bunca kavganın içinde bir de uzaylılar ile uğraşsaydık neler olurdu diye düşünüyor.

Biz ülke olarak genç ve çalışan nüfusumuz ile yaşlı Avrupa’nın tercih ettiği tedarikçisi olarak, geleceğe güvenle bakarken, kendimizi bizim olmayan bir savaşın mağdurlarının sığındığı liman olunca bütün ekonomik dengelerimiz şaştı ve balansımız kaçtı.

Bugün Cumhurbaşkanlığı hükümetinin son aldığı kararların hepsinin ekonomiyi rayına oturtma üzerine olduğuna göre raydan çıkan şeyler üzerinde kafa yormak zorundayız.

Dünyada artı ya da eksi ne olursa olsun, olan bizim liramıza oluyor.

Sanayici kuzu gibi ne denirse yapıyor.

Asgari ücret, enerji ve akaryakıt bedellerinin Türk Lirasını dövize endekslenerek  ilan edilmesini kabul ediyor ama bunun maliyetlerine yansımasından sonra dövizin “kur korumalı mevduat hesabı”  ile baskılanmasının ihracatta rekabet şanslarını ortadan kaldırdığını söyleyemiyorlar.

Neden?

Kendi aralarında konuştukları sorunlarını, bu şartlar devam ederse gelinecek noktayı çok iyi biliyorlar ama bunları makama arz edecek bir kurumun olmamasından şikayet ediyorlar.

Aslında var olduğunu ama orada oturanların koltukları rahat olduğundan üç maymunu oynamak işlerine geldiğini de biliyorlar.

Bütün bunları ihtisas bankalarının “Sizin yatırım için krediye ihtiyacınız yok, bilançonuz öz kaynaklarınız ile yatırım yapacağınızı gösteriyor” denen bir grubun bir ferdi olarak…

İş insanları ve çalışanlarının feryadını dile getiriyorum.

Bereket olursa hepimize…

Yağmur yağarsa hepimize…

Sel olursa hepimize…

Yangın olursa hepimize…

Anlayışı içerisinde üretim yatırımlarının acilen desteklenmesinin, üretim maliyet yüklerinin düşürülmesini, gerekirse enerjinin sübvanse edilmesinin, ihracat Pazar kaybının önlenmesi için dövizin kendi değerini kendisinin bulmasına izin verilmesinin önemini ifade ediyorum.

Her şeyden tasarruf edilmeli ama ne pahasına olursa olsun, üretim durmamalıdır.

Şakşakçılara değil, iş çevresine sorun ne kadar fabrikanın şalter indirdiğini, zararın taşınmaz hale geldiğini düşündüklerini ve yeni yılda üretimi durdurma kararı aldıklarını duyacaksınız.

Sanayiciler, Cem Yılmaz’ın Erşan Kuneri filmindeki “ AMİN “ feryadını herkesin duyduğunu ama çare “ ÜRETİM “ feryatlarını kimseye duyuramadıklarını söylüyorlar.

Bana inanmayanlar torbadan bir OSB çeksinler ve geçen yıl Ağustos ve Eylül aylarında PANDEMİ krizi etkilerine rağmen doğal gaz ve elektrik tüketim rakamlarını isteyip, bu senenin tüketim rakamları ile mukayese etsinler.

Bu yıl yedi kat fazla para ödemelerine rağmen, enerjinin %30 daha az tüketildiğini göreceklerdir. Bunun üretimdeki verimliliğe yansıması eksi  %40 - 45 olur.

Bu işsizlik demektir.

Bu üretimin durması demektir.

Bu ihracatın bitmesi demektir.

Bu vergi alamamak demektir.

Bu işsizlik fonunun tükenmesi demektir.

Bu çalışma barışının, sosyal huzurun ve dolayısıyla bekanın tehlikeye girmesi demektir.

Siyasetçilerimiz sihirli lambadan cin çıkarıp üç dilek dilemenin ancak masallarda olduğunu bilsinler.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu süreçten en zarar görecek kesim olan sanayicinin bu feryadını “HERKES” duymak zorundadır!