SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İnsülin direncim var kilo veremiyorum!

Yazının Giriş Tarihi: 14.12.2021 13:48

İnsülin direnci, obezite ile birlikte kalp ve damar hastalıkları için bir risk faktörüdür.

Hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlığı gibi çevresel etkenler yanında, kalıtımla gelen bazı özellikler de rol oynamaktadır. Sağlıklı kişilerin %25'inde ve diyabet hastalarının %60-75'inde insülin direnci görülmektedir. Pankreas tarafından üretilen insülinin yağ, kas ve karaciğer hücreleri tarafından yeterli miktarda tutulamaması durumudur. Bu durum kan şekeri regülasyonunu (düzenini) bozarak hipoglisemi ( kan şekerinin düşmesi) ve hiperglisemiye (kan şekerinin yükselmesi) neden olabilir.

En uygun tedavi yöntemi sağlıklı beslenmeye ek olarak düzenli egzersiz ve gerekirse kilo kaybının sağlanması icin yaşam şekli değişikliğinin yapılmasıdır. İnsülin direncinin tedavisi yalnızca kalori kısıtlamasıyla ağırlık kaybı değildir, sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları kazanılmalı ve gerçekçi hedefler koyulmalıdır. Hedef 6 ay içerisinde kilonun en az %10'unun kaybedilmesidir. %10 ağırlık kaybı ve yapılan fiziksel aktivite ile 4 yılda Tip 2 diyabet gelişme riski %50 azalmaktadır. İnsülin direncinin kırılmasında egzersiz oldukça önemlidir. Yapılan çalışmalarda egzersizin iskelet kaslarındaki glikoz taşıması(transportunu) arttırarak insülin duyarlılığını arttırdığını göstermektedir. Bu sebeple haftada en az orta şiddette 150 dakika fiziksel aktivite sağlanması oldukça önemlidir.

İnsülin direnci varlığında kişiye özgü sağlıklı bir beslenme planı ile ağırlık kaybının sağlanması mümkündür. Sağlıklı bir beslenme planı için dikkat edilmesi gereken birkça önemli nokta vardır.

DOĞRU KARBONHİDRAT KAYNAKLARINI SEÇİN

Karbonhidrat sanıldığı gibi insülin direncine tek başına sebep olmamaktadır bu sebeple karbonhidratlı besinleri tamamen kesmek bir çözüm olmayacaktır. Düşük glisemik indeks ve yüke sahip olan lifli besinler tercih edilmelidir. Düşük glisemik indeksli besinler, tokluk hissini arttırır. Glukoz emilimini ve barsaklardan inkreatin salımını azaltır bu sayede insüline yanıt daha yavaş ortaya çıkar. Karbonhidrat alımı sebze, meyve, tam tahıllı ürünler, baklagillerden sağlanmalıdır. Çözünür posa içeren yulaf, baklagiller , sebze ve meyveler gibi besinler glikoz emilimini geciktirerek kan şekerinin hızla yükselmesini önler. Fruktoz alımının fazlası da insülin direnci için risk faktörüdür. Günlük 50 gramın altında fruktoz alımı önerilmektedir. Günde 3 porsiyon meyve tüketimi ile bu değeri aşmak mümkün değildir ancak hazır gıda tüketiminin artması ile fruktoz alımı 85-100 g oranlarında olmaktadır. Bu sebeple paketli gıdaların tüketimini azaltmak doğru bir tercih olacaktır.

SAĞLIKLI YAĞ KAYNAKLARINI TERCİH EDİN

Yağlı tohumlar, çiğ kuru yemişler, zeytinyağı gibi yağların doğru miktarda kullanıldıklarında insülin direncine katkısı bulunurken kolesterol içeriği yüksek olan hayvansal yağların insülin direnci tablosunu kuvvetlendirdiği bilinmektedir. Bu sebeple gün içine 1 avuç çiğ yağlı tohum ve/veya kuru yemiş eklenmeli, yemekler zeytinyağı ile pişirilmelidir. EPA ve DHA tüketimi arttırmak için haftanın en az 2 günü 150 gram yağlı balık tüketimi sağlanmalıdır.

PROTEİN KAYNAKLARINA BESLENMENİZDE YER VERİN

Diyet proteinleri; glukoz metabolizmasını düzenlemede, insülin duyarlılığını sağlamada önemlidir. İnsülin salınım ve etkisini değiştirmektedir. Diyetle alınan aminoasitler inkreatin bağımlı mekanizmalar ile insülin salınımını düzenleyebilir. Ancak doğru protein kaynağını seçmek de oldukça önemlidir. Balık içerikli öğünler kırmızı et içerikli öğünlerle kıyaslandığında balık içerikli öğünler plazma insülinini daha az arttırmaktadır. İşlenmiş et kırmızı et tüketimi diyabet riskini arttırırken soya ve baklagil tüketimi diyabet riskini azaltmaktadır.

İNSÜLİN DİRENCİ RİSKİNİ ARTTIRAN GIDALAR:

Şekerli gazlı içecekler

Meyve suları

Kırmızı et

İşlenmiş et ürünleri

Hidrojenize yağlar, margarinler

İNSÜLİN DİRENCİ RİSKİNİ AZALTICI GIDALAR:

Tam tahıllar

Çay/kahve

Az yağlı süt ürünleri

Fermente süt ürünleri

Sebze ve meyveler

Kurubaklagiller

Yağlı tohumlar

YETERLİ SU TÜKETİMİ SAĞLAYIN

Yeterli miktarda su tüketimi sağlanmalıdır. Bunun için ağırlığınızı 30-35 ml ile çarparak içmeniz gereken su miktarını hesaplayabilirsiniz.

PROBİYOTİK ve PREBİYOTİKLERE BESLENMENİZDE YER VERİN

Bağırsak mikrobiyotasının obezite, Tip 2 diyabet ve insülin direnci ile ilişkisinin olduğunu gösteren veriler dikkatlerin bu konu üzerine yoğunlaşmasını sağlamıştır. Sağlıklı barsak mikrobiyotasının kan şekeri dengesini desteklediği bilinmektedir. Probiyotikler, bağırsaklar için faydalı olan mikroorganizmalarken prebiyotikler bu mikroorganizmaların varlığını sürdürebilmek adına kullandığı besinlerdir. Probiyotik besinlere yoğurt, kefir gibi fermente süt ürünleri, turşu, tarhana gibi besinler örnek verilebilirken prebiyotiklere enginar, kereviz, kuşkonmaz, soğan, sarımsak gibi besinler örnek verilebilir. Probiyotik takviyeler alınırken özellikle B. animalis ssp. Lactis 420 (B420) suşunu içeren probiyotik tercihi yapılabilir.

KROM TAKVİYESİ İNSÜLİN DİRENCİ İÇİN KULLANILABİLİR

Krom vücudumuzda eser miktarda bulunan , insülin metabolizmasında görev alan bir elementtir ve karbonhidrat-lipit metabolizması için elzem bir besin ögesidir. İnsülin etkinliğini arttırarak glukozun hücre içine girmesini sağlar yani insülinin kofaktörüdür. Eksikliğinde glukoz ve lipit metabolizması bozuklukları oluşur. Krom yetersizliğinde insanlarda yükselen kan glukozu, insülin, trigliseritler ve kolesterol gözlemlenmiştir. Tip 2 diyabetli bireylerde krom desteğinin glukoz intoleransını iyileştirdiği ve insülin duyarlılığını arttırdığı belirtilmektedir. Destek tedavisinde kullanılan kromun farklı formülasyonları bulunmaktadır. Formülasyon içindeki "trivalan krom", kromun biyolojik aktif formu olup glukoz tolerans etmeni olarak bilinmektedir. Krom klorit, krom nikotinat ve krom pikolinat en yaygın kullanılan trivalan krom formülasyonlarıdır.Krom desteği ile ilgili yürütülen farklı çalışmalar mevcuttur. Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan bir çalışmada, 70 hasta bireye krom desteği uygulanırken 67 hasta bireye ise herhangi bir destek uygulanmamıştır. Krom verilen hastalara günde iki kere 500 μg krom pikolinat (Cr Pic) verilmiştir. Krom desteği alan grubun %46'sı kroma yanıt vermiştir. Krom alan grubun HbA1c düzeyi ve açlık glukozu, destek almayan gruba kıyasla belirgin olarak düşük bulunmuştur.Prediyabet, insülin direnci gibi şikayetleri bulunan hastaların hekim kontrolü ile krom takviyesi alması önerilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu tip destek tedaviler hekim tarafından belirlenmelidir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..