Bursa
Parçalı Bulutlu
19.9°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Büşra Ekim
Büşra Ekim
busra.ekim@lifebursa.com

81. Kuruluş Yılında Köy Enstitüleri...

16 Nisan 2021 Cuma, 10:28

Yakın tarihimizin Milli Eğitim Bakanları ve açıklamaları bir de icraatleri konusunda hafızalarımızı yoklarsak, sonuç sadece bir fiyasko olur...

Bu ülkede eğitim sistemi, gelenin gidenin vurduğu bir dart tahtası misaliyken...

17 Nisan Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 81. yılı...

Hüzünle anmak yerine, o aydınlığın geleceğe yön vererek devam etmesini çok isterdim.

Tarımı, toprağı...

Kitabı, dünyayı...

"Eldeki imkanlarla mucizeler yaratmayı..."

Bir insanın ve ülkenin temellerini en sağlam şekilde atmayı,

Yaşatarak öğreten...

Ülkemizin yararına olan en güzel sistemin adıdır, Köy Enstitüleri...

Köy Öğretmen Okulu mezunu, emekli öğretmen ve yönetici Zeki Baştürk rehberliğinde başladığımız, "Köy Enstitüsü Mezunları ile Söyleşiler - Efsaneler Anlatıyor" röportajlarımızdan, Zekeriya Bulut ile olanı, Köy Enstitülerinin aydınlık ruhunu anmak adına paylaşıyorum.

Yaşatmak adına ise umudumu koruyorum!

Büşra Ekim: Hocam sizi tanıyabilir miyiz?

Zekeriya Bulut: 1930 yılında, Kars ilinin Posof İlçesinin Günya (şimdi Özbaşı oldu) köyünde dünyaya geldim. Yedi kardeşten biriyim. Talihsizlik bu ya, ailemiz çok yoksuldu, hayvancılıkla geçiniyorduk. Toprak kifayetsizdi. İnsanlar Zongulduk'ta kömür ocaklarında çalışıp, öyle geçiniyorlardı.

Köyümüzde eğitim molla eğitimiydi. Öğretmen yoktu. Bir ara köylüden yetişen eğitmenler çıktı. O eğitmen üç yıl okutuyordu köy çocuklarını. Çalışkan, dürüst köylü çocuklarıyla onlar. Askerde de çavuş oldukları için bir eğitime tabi tutulurlardı. Köy çocuklarına temel eğitim veriyorlardı. Çok da faydalı oldular.

Büşra Ekim: Üç yıl sonunda eğitiminize nasıl devam ettiniz peki hocam?

Zekeriya Bulut: Köye eğitmen geldi, üç yıl okudum. Fakat herhalde bir ışık gördü ki okumaya teşvik etti beni hep. "Sen oku oğlum..." derdi bana. Babama da söylerdi bunu, babam ise hafız olmamı isterdi. Uzun süre cami hizmetlerini gördüm. Mevlidleri ben okuyordum parayı, şekeri hoca alıyordu. Bu böyle gitmez dedim. İlk başkaldırışım buydu. Üç yıldan sonra başka bir köyde devam ettim. Halamın köyüydü, orada kaldım. 4. ve 5. sınıfları orada bitirdim ve sonra Kars Cılavuz Köy Enstitüsü dönemi başladı benim için.

O sırada köyü bir dolu vurdu! Dolu vurunca çaresiz kaldık. Ben de öğrenci olduğum halde, çalışmaya gurbete çıktık. Para kazanalım ki hayvan ve insan yiyeceğini temin edelim. Hasankale'de Kemerköprü'de çalıştık. Okullar açıldıktan ancak bir ay sonra köyden bir haber geldi ki Mecit Arıcı arkadaşım Cilavuz'u kazanmış. Duyar duymaz hemen eve döndüm. Biraz para aldım. Hemen okul müdürü Nazım Esen'in kapısını çaldım. Yağmurlar başlamış, ayakkabılarım su içinde. Eski Ankara lastiği giyiyorum. Perişan bir haldeyim, başımda şapka değil mendil var...

Müdür, "Yok evladım, kayıtlar bitti. Seneye gel." dedi.

"Efendim, ben vaade inanmam." Annem dedi ki; "Oğlum her kapıyı çal, deveden büyük fil var." "Siz eğer reddederseniz, ben Kars'a gidip valiyle de görüşürüm." dedim.

Şöyle bir baktı bana; "Niye gidiyorsun valiye? O da aynı şeyi söyleyecek. Okullar açıldı, bir ay oldu neredeyse. Zaten geri kaldın yetişemezsin..." dedi.

Hemen zile bastı öğrenci başkanını çağırdı. (Enstitüde haftada bir öğrenci başkanı seçerdik. Yönetime ortak olmak, eğitim buydu işte. Bir defa görmek, bin defa duymaktan üstündür. Çünkü insanoğlunun bazı özellikleri vardır. İşitirse unutur, görürse hatırlar, yaparsa öğrenir. Bunu her zaman söylerim. Bizim şiarımız bu.)

Dedi ki başkana, bu çocuğu hemen götür, Ardahan arabalarından birine bindir. Yola çıktık, çocuk beni bekliyor. Arabaya bindirip, yolcu edecek. Araba gelmedi şansıma. Başkana dedim ki; "Ağabey, siz hiç beni beklemeyin. Ben nasılsa binip gideceğim. Gitmesini biliyorum."

O gittikten sonra ben hemen Kars'a giden arabaya bindim. O gece Kars'ta handa yattım. Tecrübeli bitler vardır hanlarda. Yabancı adam yakalayınca sabaha kadar paylaşırlar. Hancıya dedim ki; "Ben valiliğe gideceğim. Tarif eder misin?" Bana yolu tarif etti çıktım yola.

Binbir güçlükle binaya girebildim. Kapısını çaldım valinin, makamını öyle bir doldurmuş ki... O an hissettim bana faydası dokunacağını.

"Ne var yavrum, sabah sabah hayrola..." dedi merhametli bir şekilde. İçli bir şekilde durumu anlattım valiye. Beni bir süzdü üstüm başım perişan.

- "Oğlum, seneye gel yardımcı olurum." dedi.

Dedim, hayır. Annem bana dedi ki; "Deveden büyük fil var..." "Ben müdüre gittim kabul etmedi, eğitim şefliğine gittim olmadı. Ben çalışkan bir öğrenciyim, ben o arayı kapatırım dedim."

- "Kendine o kadar mı güveniyorsun" dedi. "Evet" dedim.

Şöyle bana baktı baktı, tebessüm etti. Ben tebessüm ettiğini görünce tamam dedim içimden. Hemen sümeni kaldırdı bir boş kağıt aldı. Bir mektup yazdı zarfa koydu verdi bana.

"Al yavrum, madem bu kadar arzu ediyorsun. Bunu falanca kişiye götürüp, vereceksin." dedi.

Baba gibi bir adamdı! Kapıdaki simitçiden rica ettim mektubu okumasını çünkü eski yazıyla yazmıştı ve bir de param olmadığı halde bir simit istedim;

"Bu çocuğun derhal kaydını yapın ve bana bilgi verin..." yazıyordu kağıtta. Dünyalar benim olmuştu. Simitçinin elini öptüm teşekkür ettim.

Müdüre koşa koşa gittiğimde, o da çok şaşırdı. "Biz senden kurtulamayacağız anlaşılan." dedi ve kaydımın yapılması talimatını verdi.

Köy Enstitüsü Müfredatı

Büşra Ekim: Peki hocam nasıl bir eğitim anlayışı vardı köy enstitülerinin?

Zekeriya Bulut: Haftalık ders saatimiz 48 saatti. 24 saat sınıflarda kültür dersleri, 24 saati de bağda, bahçede, sahada alırdık. Ziraat dersleri daha da önemsenirdi. Neden biliyor musunuz? Çünkü köye gideceksiniz. Sadece fikir değil, işinle, hareketinle örnek olacaksın. Doyurucu bir eğitim anlayışı vardı yani!

Her öğrencinin çantasında bir parça ekmek ve bir klasik olurdu.

Öylesine bir ahenk vardı ki Köy Enstitülerinde hanımları annelerimiz, erkekleri babalarımız, kardeş gibi kabul ederdik. Kız kardeşlerimizi korur kollardık. Hiçbir hadise yaşanmazdı. Öğrenci başkanı demiştim, o başkan haftalık toplatılarak katılır fikir beyan edirdi. Cumartesi günleri bayram merasiminden sonra ise haftalık rapor okunur, tartışılırdı. Öğrencilerle arkadaş gibi öğretmenlerimiz vardı. Biz aile gibiydik. Cumartesi toplantılarında, yeni başkan seçilir ve o toplantıya herkes katılırdı. Başkan yemeklere bakar, disiplin kuruluna katılırdı. Var mı böyle güzel bir eğitim anlayışı? Cılavuz Köy Enstitüsü ve Kızılçullu eski binalardan ibaretti. Diğer 19 binayı biz köylü çocukları ellerimizle yaptık.

Ben o eğitimler sayesinde arıcılık, meyvecilik yapar, toprağı istediğin şekilde işlerim. Ham maddeyi kıvamına getirmeyi bilirim. Okulda kütüphaneye de baktığım için çok okuyordum.

Büşra Ekim: Peki ya öğretmenliğe başlamanız?

Zekeriya Bulut: İlk görev yerim Ağrı oldu. Her gittiğim köye arıcılığı, fidancılığı götürdüm. Kavak ağaçları ektirdim mesela. İlkbaharda hafta sonu çıkar, ağaçları güzelce budardım. Çelikleme yapardım. Köylü öyle memnun kalırdı ki, neredeyse köyün yarısı uğurlardı beni o köyden ayrılırken.

Zeki Baştürk: Her öğretmen köye atanırken onlara bir kitap verilirdi. Köye gidildiğinde yapılacak işler. Önce kendi evinin, okulunun badanasını, bakımını yapacak. Bahçesini güzelleştirecek. Hatta her sınıfa girdiğinde, neler yapacağını A'dan Z'ye yazardı. Daha gitmeden köyü tarihi, coğrafi, nüfusu, üretim araçları bakımından okur, köyü tanıyarak giderdi. Zaten köy çocuğu, bir de bilgili bir şekilde gidince anlayabiliyor ortamı. Bir defa problemler ortak değil mi hocam?

Zekeriya Bulut: Evet Zeki Hocam. Mükemmel bir işleyişti.

Öğretmen korkuyu yenen, ufuk açan insandır. Hasan Ali Yücel'in perdeleri sonuna kadar açması ufkumuzu öyle bir açtı ki... Ah.. Ah...

Ben ah.. diyeyim siz anlayın artık...

Zekeriya Hocam az söyledi, biz çok anladık...
90 yaşında tarifsiz bir beyefendi.
Nezaketi, bilgeliği, mütevaziliği ve Köy Enstitüsü anılarını anlatırken duyguyu heyecanla, kendisini tanımak büyük kazanım oldu benim için.
Siz bu ülkenin aydınlık yüzüsünüz...

Ve Hasan Ali Yücel...

Ve İsmail Hakkı Tonguç...

Aydınlık ruhlarına saygıyla!

Ben bu ülkede en çok, bir köy enstitüsü öğrencisi olmak isterdim.

Saygıyla...

Zekeriya Bulut Kitapları

"Yaşamak Sorumluluktur"

"Öğretmen Tanımalı ve Tanınmalıdır"

"Bizim Gelenekler"