SON DAKİKA
Hava Durumu

Kadıköy'de Çiya, Datça'da Zekeriya...  

Yazının Giriş Tarihi: 03.10.2022 12:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.10.2022 12:35

Bilhassa tatil beldelerindeki abartılı yemek fiyatları haberlerinden epeyce sıkıldık.

İsin, dumanın içinden beliren kişilerin, baklavanın içine dondurma koymak için, padişah düğünü sahneler hallerinden gına geldi.

Yemek yazarı ya da gurme değilim.

Yemek yemeyi, farklı tatlar denemeyi seven bir çiftiz.

Gösterişi tadında ve sadeliğinde olan yerlerin ve en çok da hikayesi olan yemeklerin peşindeyiz.

Bir esnaf lokantası havasındaydı.

Eski Türk filmlerinden bir sahne gibi gözüktü bize.

Hemen oraya yöneldik.

Yan yana iki dükkan ve dışarıda boylu boyunca masalar yarı doluydu.

İçeri bir göz attık, yemek tezgahı oldukça şenlikli, ortam samimiydi.

Tamam dedik, burada yiyoruz!

Urfa boranisi, safranlı pilav, ciğerli - kuş üzümlü iç pilav, kabak çiçeği dolması derken her yöreden bir lezzetle donattık soframızı.

Urfa boranisi, pazı, nohut ve etle benim için muhteşem bir lezzetti.

Çocukluğuma götürdü beni...

Yazları büyük anneannemle zaman geçirirdim.

Rizeli, yemekleri ve özellikle el lezzetiyle nam salmış bir kadındı anneannem.

Çarşı, pazara birlikte giderdik.

Tuzunu, tereyağını, pirinci Tuz Pazarı'ndan alırdı illa ki...

Minci peyniri memleketten gelirdi... Mısır unu da keza öyle...

Çarşamba günleri pazar kurulur Elmasbahçeler'de. Birlikte gider, sayısız tur atardık pazarda.

O sayısız turlardan sonra içine sinenleri almaya başlardı rahmetli.

Eğer haşlama yapılacaksa, pazar dönüşü evde büyük hazırlık var demekti.

Yere sofra bezi serilir, malzemeler özenle hazırlanır, bir süre sonra da o muhteşem koku bütün binayı sarardı.

Haşlama, Karadenizlilerin olmazsa olmaz bir kara lahana yemeği.

İçine taze fasulye, barbunya, mısır, tereyağı, mısır unu koyulur. Büyük annneannem iç yağı da kullanır, kemikli eti asla eksik etmezdi.

Bol karabiberle yediğimiz haşlama, sanırdım ki anneannemin sihirli iksiri...

Balkonunda üç yanı saran mis kokulu siyah üzüm vardı bir de. Pepeçura yapardı o üzümlerin suyundan.

Bir de o güzel balkonda bol sarımsaklı, misler gibi kokan tavuk pişirirdi.

Datça'da Urfa boranisini yerken o güzel Çarşambalarımızı anımsadım özlemle.

Pazıyı da sıkça kullanır, yemeğini ve sarmasını yapardı.

Bir de hamsi kuşu dediğimiz hamsi köftesi yapardı ki... Yanında çıtır salatalıkla... Hamsinin şahlandığı noktadır işte...

Zekeriya Sofrası'nda üç kez yemek yedik, Datça'da olduğumuz süre zarfında. Akşamları boş masa bulabilmek için Atatürk Caddesi'ni birkaç kez turladığımız oldu.

Hem her geldiğinizde yeni yemekler çıkmış oluyor.

Kuzu gerdanı şahane, işkembesi bol etliydi...

İsterdim ki çorbalarımızı sıcacık içebilelim. Bu konuda biraz zayıf kaldı Zekeriya Sofrası.

Bir de her yerde görmeye alışkın olmadığımız bir tatlı olsaydı...

Ama tatlı konusunda daha Datça'nın girişinde, Sami Usta'da hakkımızı fazlasıyla kullanmıştık.

Yediğim en güzel helva Sami Usta'nın eseriymiş...

Zekeriya Usta'da çeşitli ve lezzetli yemekler yiyorsunuz ve günümüz koşullarına kıyasla gerçekten uygun fiyatlar ödüyorsunuz.

Üstelik bunu turistik bir yerde yaşıyorsunuz!

Bir Kadıköy turu sonrası sevgili arkadaşım Başak sayesinde Çiya'yı tanımış, yöresel tatların adresi olarak her seferinde uğrar olmuştum.

Zekeriya Sofrası'nı adak sofrası diye biliriz. Bolluk bereket sembolüdür.

Ankara, İstanbul ve Bursa'da özellikle bilinirmiş.

Tabi şimdilerde adı da yok, sanı da...

Şimdi artık Datça'da da bir adres edindik...

Yani, Kadıköy'de Çiya, Datça'da Zekeriya...

Ne diyelim... Bereketli olsun!

 

 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.