Bursa
Çok Bulutlu
14.5°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Büşra Ekim
Büşra Ekim
busra.ekim@lifebursa.com

Köy Enstitülü bir çınarın ardından...

25 Mart 2021 Perşembe, 11:49

Köy Enstitüsü Mezunu öğretmenlerimizle tanışmak istediğimde, Zeki Baştürk rehberliğinde ilk durağımız 99 yaşındaki Faik Acar olmuştu.

Köy Enstitüsü lafını duyunca bile gözleri dolan biri olarak, bir köy enstitüsü mezunu tanıyacaktım.

Heyecanlıydım.

Faik Hocamızın kızı Nilgün Hanım, bizi güleryüzle karşıladı.

İçeri geçtik.

Ve karşımızda bir çınar;

"Merhaba cumhuriyet hanımefendisi! Hoşgeldiniz" diyerek sıcacık bir başlangıç yaptı.

Saatler süren sohbette, en çok hafızasına hayran kalarak, her kelimesini dikkatle dinledim.

Öyle şeyler anlattı ki...

"Şu pandemi bitse de üniversitelerde, konferanslarda yeniden gençlerde buluşsam, kalabalıklarda yeniden anlatsam yaşadıklarımı" dedi.

Hayat bu ya... İki gün önce kızı Nilgün Hanım'dan gelen mesajda, Faik Öğretmeni kaybettiğimizi öğrendim.

O günden bana iki şey kaldı...

Birincisi, Köy Enstitüsü ruhunu canlı gördüm...

İkincisi asırlık çınar Faik Öğretmen'in, "Sen benim üçüncü kızım ol... Öp babanın elini..." deme sıcaklığı...

Rahmet ve minnetle anarken; anlattıklarından bazılarını paylaşmak isterim:

GEMLİK'TE ATATÜRK'Ü GÖRDÜM

O ölümsüz Atatürk'ü gördüğümü söyleyeyim kızım. Gemlik'in eski dört yol ağzında tam karşımda durdu. Ben Gemliklileri kutluyorum. Neden biliyor musun? Mustafa Kemal Atatürk'ü ağlayarak karşıladılar. Balık Pazarı semtinde, Atatürk İlkokulu'nda on dört yıl görev yaptığım Gemlik!

A benim güzel kızım...

Bir salı günü babamla köyden çıktık geliyoruz. Ben Yalova yoluna çıkar çıkmaz, askerin dizildiğini görünce o yaşta, Mustafa Kemal'in geldiğine inandım. Baba dedim;

"Ben Atatürk'ü göreceğim. Bugün pazarı sen yap."

Atatürk Suni İpek Fabrikası'nı açmaya geliyor. Çocukluk ya bu, iteleye kakalaya en öne geçtim. Bir taksi, bir taksi daha üçüncü taksi sen gel benim tam karşımda dur.

Hemen kapılar açıldı. O fotoğrafta gördüğümüz Mustafa Kemal arabadan indi.

Gemlikli'ler hıçkırıklarla ağlıyorlar; "Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa" diye... vallahi..

Ben öne geçtim, Atatürk arabadan indi, Gemlikliler ağlıyor. Kadının biri benim solumdan, Atatürk'e yanaşmak istedi. Korumalar bırakmayınca, Atatürk işaret etti, bıraktılar. Kadın geçti benim önüme;

- "Paşam, kocamı ve büyük oğlumu şehit verdim. Bir ahdım vardı. Bir gün Kemal Paşa'yı yakından görürsem onu alnından öpeceğim. Eğil, seni öpeceğim..."

Atatürk, "Öp ana ..." dedi ve eğildi. Kadın iki eliyle, Atatürk'ün o narin yanaklarını ellerinin arasına aldı. Hiç kıpırdamadı Atatürk. Sonra Atatürk konuşmaya başladı;

"Yurttaşlarım! Yeni kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti'nde, benim gelecekteki umudum Türkiye'nin analarının hep böyle kişilikli, kendine has özellikleri olan insanlar olmasını diliyorum" ve döndü;

"Ana, ver ben de senin elini öpeceğim." dedi.

Gemlikliler hala ağlıyorlar...

Atatürk aldı elini öptü kadının.

Hiç unutmuyorum o anları.

ARİFİYE KÖY ENSTİTÜSÜ

Yaş 17!

Pazarda pirinç satıyorum...

İlköğretim Müdürü yani o zamanın Maarif Müdürü pirincime el atınca;

- Buyrun hocam dedim, şöyle kafasını kaldırdı;

- Nerelisin? Beni nereden tanıyorsun ki? dedi.

- Efendim ben Yenigürle'denim. Beşinci sınıftan mezun olurken bizim imtihanlara gelmiştiniz. Ben sizi oradan tanıyorum.

- Kaç yaşındasın?

- 17

- Öğretmen olmak ister misin?

- İsterim tabi.

- Öğleden sonra mektebe gel.. dedi.

Ben pirinç çuvallarını, pul biberi satan Süleyman Egeli'ye bıraktım ve okula gittim. Bana tek bir soru sordu;

- Öğretmen olmayı istiyor musun. Peki neden öğretmen olmak istiyorsun?

- Ben okur da öğretmen olursam; Türk çocuklarına Atatürk ilke ve devrimlerini harfiyen öğreteceğim.

- Mükemmel! Şimdi ben bu kağıda bir not düşeceğim. Seni yirmi güne kadar çağırırlar.

Rastlantıya bak! İznik'ten gelen yolla bizim Yalova yolunun birleştiği yerde Karsak Karakolu vardır. Benim hanımın köyüdür Karsak. Ve inanır mısınız, tam 22 gün sonra...

İşten geldim, kahveye çıkıyorum bir gün. Muhtar Mehmet Keskin, iki jandarmayla iniyorlar.

Jandarma bana uzattı evrağı imzaladım ve aldım.

Gidiş o gidiş...

Haydarpaşa'dan trene bindim.

Annemler ağlayarak uğurladılar beni. Yalova'ya, oradan İstanbul'a. Haydarpaşa'dan trene bindim. Arifiye'ye kendimi teslim ettiğim gün, Ekim ayının ilk günüydü.

Başarılar birbirini kovaladı. Şiirler yazıp okuyordum. 42 satırlık bir şiir vardı okuduğum...

Süleyman Edip Balkır, Kemalpaşalı'dır kendisi, Arifiye'nin kurucu müdürü.

"Faik, ne yaptın? Bizi ağlatacaktın neredeyse..." demişti.

...

Köy Enstitüleri'nde en başta özgürlük gelirdi kızım. Bize bisiklete binmeyi, motosiklete binmeyi öğrettiler köyde lazım olur diye. Şahane bir şey bu.

Köy Enstitülerinde Mehmet Yetimi adlı arkadaşım bir şiirinde ne diyor biliyor musunuz;

"Bir elime kitap verdi bir elime yaba,

Tonguç Baba..."

Yani hem çağdaş eğitim, hem de tarım, hayvancılık, köy yaşamına dair eğitim aldık.

Bir 14 sene daha devam etseydi...

Ah... Ah...

(Gözleri dolu dolu...)