Bursa
Çok Bulutlu
20.5°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Cemil Can
Cemil Can
cemil.can@lifebursa.com

Özel hayatın gizliliği!.. (mi kaldı?)

03 Mayıs 2021 Pazartesi, 10:53

2 Mayıs 2021 tarihli gazeteler yazdı:

1 Mayıs günü gösteri yapanlara müdahale eden polislerin (1) görüntüsünü kayda alan TV muhabiri engellendi.

Elindeki kayıt cihazı (telefon) yere atılıp çiğnendi...

*

Böyle bir olay ülkemizde ilk defa olmuyor.

İlk defa olan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun bu eylemi yapan polisi sahiplenmesi ve polisin tutumunun hukuka uygun olduğunu savunmasıdır...

İçişleri Bakanı diyor ki; polisin eylemcilere müdahalesinin, "ses ve görüntüsünü" kaydetmek, "özel hayatın gizliliği ihlal suçu"nu oluşturur.

Polisin mi eylemcinin mi özel hayatının gizliliği ihlal ediliyor?

Bu yazının sonunda ortaya çıkacak!

*

Soylu, polislerin eyleminin 27 Nisan günü dağıtılan 2021/19 sayılı Genelgeye; Genelgenin de Anayasaya uygun olduğunu savunuyor. (2)

Başka bir ifade ile ses ve görüntü kaydetmeye çalışan gazetecinin, müdahale edilen göstericinin "özel hayatının gizliliği ihlal" ediyor diyor.

Demek istiyor ki; polis bu müdahalesi ile aslında eylemcileri korumuş oluyor!..

Ne koruma ama...

Yoksa gazeteciler, eylemcilerin yüzükoyun yere yatırılmış ve ters kelepçe takılmış hallerini görüntüleyip yayınlayarak "özel hayatlarını" ihlal etmiş olacaklar!

Polisimizin bu konudaki hassasiyetin takdirle karşılamak gerekir...

*

Gerçekten de Emniyet Genel Müdürlüğünün yayımladığı genelgede bu yönde bir talimat var:

"Bu nedenle; personelimizin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin ve durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartlar oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği hususunda tüm personelimizin bilgilendirilmesini önemle rica ederim. İmza: Mehmet Aktaş, Emniyet Genel Müdürü." (3)

Herkes merak ediyor, hangi tür ses ve görüntü alınmasına müdahale edilecek.

Bunu anlamak için genelgenin üst taraflarına bakmak gerekir.

Orada; Anayasanın 20 maddesinin 3. fıkrası; 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili maddeleri ve 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 13. maddesinin (e) bendinden söz ediliyor...

Her şey yasalara uygun...

Şimdi dönelim bir hukuka bakalım, orada ne deniyor okuyalım:

Anayasamızın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası; "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz" şeklinde olup, maddeye 13.05.2010 gün ve 27580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Kanunun 2. maddesiyle; "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir" biçimindeki üçüncü fıkra eklenmiştir.

Temel kural budur.

Çok fazla ayrıntıya girmeden bu maddede 'rıza' koşulunun varlığına dikkat çekmek isterim.

Açıkçası, kişinin rızası varsa ne özel hayatının gizliliği ihlal edilmiş olabilir ne de kişisel verilerin işlenmesi suçu işlenmiş olabilir.

Rıza aranıyor mu?

Yere yatırılarak ters kelepçe takılan eylemcinin, görüntüsünün alınmasına itirazı var mıydı?

Yoksa, tam aksine görüntüsünün alınmasını mı istiyordu?

Elbette ki kendisine sormak gerekir...

Soruyoruz:
!..
*
Acaba polis, biraz daha ileri giderek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde geçen "özel ve aile hayatına saygı hakkı"nı korumak için, ses ve görüntü kaydı alınmasını engellemiş olabilir mi?
Konumuzla ilgili olduğu için "kişisel veri" (4) ne demek onu da bilmek gerekir.
TCK'nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesinde; " Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir" hükmü vardır.
Kişisel verileri kaydetme suç kabul edilmiş, fakat tarifi yapılmamıştır.
TCK'nın 135. maddesinin gerekçesinde; "Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir denilerek, kişisel verinin ne olduğuna açıklık getirilmiştir.
6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda "kişisel veri" şöyle tarif edilmektedir:
"Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi" ifade eder.
TCK'nın 136. maddesinde tıpkı 135. maddesinde olduğu gibi korunan hukuki değer; genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir.
Kişisel verilerin korunmasına ait suçlarda korunan hukuki değer ; kişiye ait "sır" değildir, ilgilinin kişilik haklarıdır
*
Basın özgürlüğü, 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde:
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir" şeklinde tarif edilmiştir.
Haberin "gerçek ve güncel" olması ve "kamuyu ilgilendirmesi" koşullarının varlığı halinde engellenmesi hukuka aykırılık teşkil eder. (5)
(Basın özgürlüğü hakkında 5 numaralı dipnotu okumadan geçmeyiniz...)
Burada iki hakkın yarışması söz konusudur.
Hangisinin öncelikli olduğunu sizler ortaya çıkaracaksınız...
Az sonra...
*

"Özel hayatın gizliliği" ne demektir, bir de onu öğrenelim:

Bunun için "özel hayat"ın ne olduğunu bilmek gerekir. (6)

Özel hayat, en basit tanımıyla; insanın başkalarından ayrı, kendine özgü bir hayatının olmasını ifade eder. (7)

Özel Hukukta (MK m.24) "kişilik hakları" olarak ifade edilen "özel hayatın gizliliği"ne ancak hakim kararı ile dokunulabilir.

"Özel hayat" hem aile hayatını hem de "hayatın gizli alanı"nı ifade etmektedir.

"Hayatın gizli alanı", kişinin hiçbir kimseyle paylaşmadığı hayatıdır ve herkes ona saygı göstermek zorundadır...

*

Hal böyle olunca:

1 Mayıs günü gösteri yapanlara müdahale eden polisin görüntüsünü kaydeden gazeteciler, müdahaleye muhatap olan göstericilerin "özel hayatlarının gizliliğini" mi ihlal ettiler, yoksa halkın "bilgi edinme hakkı"nın bir gereği olan "Basın özgürlüğü hakkı"nı mı kullandılar?

Söyleyin Allah aşkına; polisin ihlal ettiği basın özgürlüğü değil mi?

"İleri demokrasi"ye geçen; özgür bir ülkenin, özgür yurttaşları olarak buna da siz karar verin artık...

Av. Cemil Can


DİPNOTLAR:

(1) https://www.cnnturk.com/istanbulda-1-mayis-gozaltilari-basladi-besiktasta-polis-mudahalesi?page=1

(2) https://tr.sputniknews.com/turkiye/202105021044404182-soyludan-kayit-yasagi-aciklamasi-emniyet-genelgesianayasaya-aykiri-degil/

(3) https://www.dw.com/tr/polisin-g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC-ve-ses-kayd%C4%B1n%C4%B1n-al%C4%B1nmas%C4%B1n%C4%B1-yasaklayan-genelge/a-57390144

(4) Kişisel veri, Bir kişinin; adı, soyadı, yaşı, cinsiyeti, doğum yeri, dini, T.C. kimlik numarası, cinsel hayatı, cep telefon numarası, medeni durumu, ailesi, işi, geliri, borçları, adresi, geçirdiği hastalıklar, özel zevkleri ve bunlara benzer bilgileridir.

(5) "Ceza Genel Kurulunun 20.03.2007 gün ve 65-70 sayılı kararında da belirtildiği gibi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma haklarıdır.

Temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile Anayasanın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nun 25. maddenin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. bası, s.323; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. bası, s.336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. bası, s.279-282). Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.02.1998 gün ve 386-52 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır."
https://kisiselveri.com/yargitay-ceza-genel-kurul-karari-kisisel-veri-ozel-hayatin-gizliligi

(6)"Özel hayat, kişinin başkalarının gözü önünde olmayan, kamuya kapalı olan, herkesten gizlediği hayatıdır. Ne biçim olursa olsun, bir kimsenin gizlisine girilmesi, özel hayatın gizliliğinin ihlalidir. O itibarla suç serbest hareketli bir suçtur. Gerçekten, örneğin; anahtar deliğinden yahut kurduğu bir düzenekle evin bir sakininin, konuğu, hizmetçiyi yatak odasında soyunurken seyretmesi; birinin evinin bahçesindeki ağaca çıkarak komşunun evinin içini gözetlemesi; kimin girip-çıktığını öğrenmek maksadıyla bir kimsenin evinin kapısının gözetlenmesi; çalıştığı işyerinde ne olduğunu merak ederek arkadaşının masasının gözüne bakması; bir kimsenin çantasının karıştırılması; posta kutusuna bakılması; otel, pansiyon vs. çalışanının müşterinin odasında eşyasını karıştırması; kimin kimle beraber olduğunun araştırılması özel hayatın gizliliğinin ihlalidir."

Kimin yüzü kamuya daha gazla açıksa, onun özel hayatının gizli yönü o kadar azdır.

AİHM, özel hayatın kapsam ve sınırlarının siyasetçiler, hükumet veya Devletin mevcut düzeni söz konusu olduğunda daha geniş bir eleştiri sınırının olması gerektiğine vurgu yapmaktadır.

Yargıtay 4. C.D. 1998 yılında verdiği bir kararda; fotomontaj yoluyla da olsa kamuoyunu ilgilendiren gerçek ve güzel olaylar nedeniyle, siyasi parti başkanlarını eleştirmek hukuka uygundur. Kamuoyuna mal olmuş kişiler, kendilerine yönelen alkışlar kadar gerçeği yansıtan eleştirilere de katlanmak zorunda olduğu sonucuna ulaşmıştır.

(Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları, Ankara Barosu Dergisi • Yıl:67 • Sayı: 4 • Güz 200918Ankara Barosu Dergisi • Yıl:67 • Sayı: 4 • Güz 2009)

(7) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde; kişinin salt kendine ait olan bu hayatını; özel hayatı, aile hayatı, konut ve haberleşmesi olarak ifade edilmiştir.

https://www.echr.coe.int/Documents/Convention_TUR.pdf