Bursa
Parçalı Bulutlu
6.7°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Ertuğrul Mat
Ertuğrul Mat
ertugrulmat@lifebursa.com

İğneyi kendimize...

09 Aralık 2020 Çarşamba, 15:16

1957'de İstanbul Demokrat Parti Gençlik Kollarında başlayan fiili siyasi hayatım,1977'de bitti.

1965 yılında 30, 1969 yılında 34 yaşımı bitirdiğimde, Bursalı Adalet Partililer beni onurlandırmış, 2 defa seçile bilinecek sırada Millet Vekili adayı olmamı onaylamışlardı. 1965'de seçildiğim halde, Milli Bakiye sistemi dolayısıyla kendi partim, benim yerime Diyarbakır Milletvekili aday listesine kontenjandan konulmuş rahmetli Ömer Öztürkmen'i Bursa Milletvekili ilân etmiş, Süleyman bey de, telefon edip, "Ertuğrul çok gençsin, ilerde gelirsin" demişti. Gıkım çıkmamıştı..

1969'da tekrar seçilmiştim.. 12 Mart 1971 darbesi, Demokratik Parti'nin Kurulması, Deniz Gezmiş'in asılması, Faruk Gürler'i Cumhurbaşkanı seçtirmek için Kurmay Albayların, Generallerin Meclis Koridorlarını doldurup tehditler savurması, Bülent Ecevit'in İsmet Paşaya isyan edip, CHP'yi yeniden yapılandırması gibi olaylara tanık olmuştum.

1977 yılında, kendi kendime, "Siyasetteki değişime ayak uyduramıyorsun; dünyadaki değişimi okuyamıyorsun" dediğimde 43 yaşındaydım. Siyasette, sendikal hareketler, sol söylemler, bize demokrasimizin topal ayağını göstermişti. Anladım ki, biz Nazım Hikmet'i, Sabahattin Ali'yi, Kemal Tahir'i, Marks'ı Engels'i, Lenin'i okumamışız, beynimizin sol tarafı eksik kalmıştı. Yüzmek için durgun su arayan ve sol ayağı aksayan topal ördeğe dönmüştük...

O güne kadar Mehmet Ali Aybar'a , Çetin Altan'a "Moskova'ya ..." diye bağırarak siyaset yaptığımızı sanmıştık .

Yanılmıştık!

Demokrasinin sol ayağını öğrenmeden, ülkeye faydamız olamayacağını anlamıştık.

Milletvekilliği iyi bir maaş almak, düşünmeden el kaldırmak, bugün " Hayır " dediğine, yarın " Evet " demek; eşine dostuna iş bulmak, senden olmayanın ekmeği ile oynamak, iş takibi yapmak, arabasına çakar takmak değildi ki...

Ben bunları yapacak, bunlarla gururlanacak biri değildim. Milletvekili olduğum zaman Bursa'da Anadolu basının en çok satan gazetelerinden birinin sahibi, ceza davalarında Bursa'nın ismi akla ilk gelen avukatlarından biriydim.

Ben milletvekili olduğum günlerde, İstanbul boğazı üzerinde köprüler yoktu. Bayramlarda İstanbul'a annemin babamın elini öpmeye gittiğimde, 3 yaşındaki Mehmet'le, 5 yaşındaki Elif'le arabalı vapurla Kabataş'a geçmek için saatlerce beklediğimi bilirim.

İstesem, memura söyler öncelik alırdım.. Ama ben, milletvekili olarak ve bunları yaparak bana oy verenlerden uzaklaşacak biri değildim. Böyle olmadığım için de, çağın gelişmesinin dışına savrulduğumu idrak etmem zor olmadı...

Madem ki, parlamentoya girişim halkın iradesi ile olmuştu; mademki, milletin vekiliydim... Siyasete veda ederken, vekilin asile hesap vermesi gerektiğini de, unutmamam lazımdı. 1977 tarihinde Bursa Gazeteleri'ne ilân vererek ve bu ilanda "Hesap veriyorum " diyerek, dostuma, düşmanıma bana hesap sormaları için davette bulunmuştum. ( 0 yıl sonra arşivinden bu ilanı bulup, fotoğrafını bana gönderen değerli dostum Tahir Adıman' a teşekkür ederim)

O hesap gününden beri, sol düşünceyi, İnsan Haklarının evrensel gelişimini öğrenmeye çalışıyorum.

"Ooooo! Geride kalan kırk küsur yıl. Hâlâ öğrenemedin mi?" demeyiniz.

Milattan evvel 650 yılından beri bu hakları konuşuyoruz. Yani aradan 2670 yıl geçmiş...

Pers Kralı Cyrus tarafından hazırlatıldığı için "Pyrus Silindiri" diye anılan bu belgelerde ne yazıyor, biliyor musunuz?"

Dinî inanç özgürlüğü, "sürgünlerin yurtlarına dönüş özgürlüğü ve Angaryanın kısıtlanmasından" bahsediyor.

Şimdi siz söyleyiniz: Binlerce yıldır ölen insanlara, akan kanlara rağmen ve yaşadığımız ülkede bize hâlâ " Cami Merkezli bir hayat " dayatılıyorsa, bugün, "Dinî inanç özgürlüğünden " bahsedile bilinir mi?

%2 farkla iktidarda olduğunuzu unutarak, bütün kamusal alanı kendi yaşam anlayışınıza göre tanzim ederseniz, sizin demokrasi anlayışınızın evrensel değerlere ulaştığı söylenebilir mi?

Sizin 2670 yıldan beri kavrayamadığınız evrensel doğruları ben bu 40 yıl boyunca anladıkça, kavradıkça; ben gittikçe sohbette de, siyasette de taraf olmaktan uzaklaştım.

Artık, kimseyi memnun etmek, kimsenin hoşuna gitmek için yazmıyorum.

Yıllarca nefis muhasebesi yaparak; kendimle, mazimle, düşüncelerimle yüzleşerek vardığım yerde; söylenmesi gerekenleri daha rahat söyleyebilmek için, bugün iğneyi kendime batırdım.

Şimdi, "Çuvaldız"ı çağın dışına savrulmakta olan siyasi parti yöneticilerine batırabiliriz.