Bursa
Parçalı Bulutlu
6.9°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Ertuğrul Mat
Ertuğrul Mat
ertugrulmat@lifebursa.com

Kovboy filmlerinden siyasetçilere dersler

14 Ağustos 2020 Cuma, 12:37

O filmlerin üç önemli unsuru vardı.

Kasaba, üst katı otel alt katı bar olan bir bina ve altı atın çektiği bir posta arabası. Bu posta arabaları, aynı zamanda kasabalar arası çalışan bir ulaşım araçlarıydı.

İçlerinde, yalnız mektuplar değil, tuvaletini giymiş, saçını taramış, o saçların üzerine güzel bir şapka oturtmuş güzel kadınlar da olurdu

Bu arabalar, yan yana ikişer olarak koşulmuş, üç sıra atlar tarafından çekilirdi.

Bazı film sahnelerinde atlar, ya yol kesen haydutların silâhlarının seslerinden, ya bir vahşi hayvanın saldırısından ürker, araba sürücüsünün kontrolünden çıkar, çılgınca koşarlardı.

Yolcular bir sağa bir sola savrulur dururdu.

İşte sayın Kılıçdaroğlu, işte tam bugün, bir John Wayne filmi seyretmelisiniz.

Partiniz, artık siyaset sahnesinden silinmek korkusu ile siyasi partiler mezarlığına doğru, atları ürkmüş bir posta arabasının kontrolsüz süratiyle yol almakta.

Siz, hiç onları anlamadan, inadına kamçı vuruyor ve sanıyorsunuz ki, zamanı geldiğinde, dizginleri kasarak, kasabaya varacak ve kapıları kopmuş arabadan fırlayarak başka yerlere düşmemek için direnenleri arabadan salimen indireceksiniz.

Onların bu savrulmaları zaten sizin kontrolü kaybetmenizden değil mi?

Niye bunu anlamıyorsunuz?

Bilmiyor musunuz ki, yoldan ve kontrolden çıkan, çılgınca koşan atların önüne ellerini kaldırıp, "durun " derseniz, ezilir gidersiniz..

Benim seyrettiğim filmlerdeki kovboylar öyle yapmıyorlardı.

Kestirme yollardan atını sürerek, posta arabasına yetişiyor, atını bir müddet posta arabasının atlarının yanında koşturuyorlar; sonra usta bir sıçramayla kendi atından, arabanın en öndeki atlarından birinin üstüne atlıyorlar, yavaş yavaş, okşaya okşaya onu ve diğer atları sakinleştiriyorlar; incitmeden, gemlerini kısarak ağızlarını yırtmadan, yavaş yavaş kontrole alıyorlardı.

Çocukluğunuzu yaşasaydınız, ya da şimdiki sırça sarayınızdan zaman zaman ayrılıp, sinema sıralarında otursaydınız, belki benim gibi siz de, çığırından çıkmış siyasi ve toplumsal olayları durdurmanın, şiddetin ve karşı çıkmanın dışında başka bir yolu olduğunu öğrenirdiniz.

Bence, hâlâ bir şansınız var.

Hemen bir John Wayne’nin filmlerinden birinin CD ‘sini buldurup, şerif yardımcısı olarak yıldız taktıklarınızla birlikte seyrediniz.

Kasabanın şerifi olarak kalmak için değil; hatıralarınızla baş başa kaldığınız da ağlamamak için.

“Ağlamak da bir duygu  işidir, ben duygularımı belli etmem” diyorsanız, o başka..

Ben bu yazdıklarımı okumayacağınızı, okusanız da, anlamayacağınızı biliyorum.

Çünkü,siz, hâlâ, “Ben, bu tüzük yapısıyla her kongreyi kazanır, dizginleri ele alır, kontrolü sağlarım.” diyorsunuz.

 

Doğru.

Doğru ama, seçim kasabasına o araba parçalanmış, yolcuları dışarıya savrulmuş, atları yorgun düşmüş, kapıları ve dingilleri dağılmış, kimsenin binmek istemediği bir enkaz olarak varır