SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Muhalif olmak, tarihimiz, coğrafyamız ve bugünümüz

Yazının Giriş Tarihi: 14.04.2021 11:40

Arkadaşım "Hocam siz bildim bileli hep muhalifsiniz bunun nedeni nedir; neden mutlu görünmüyorsunuz?" diye sordu.

Bu arkadaşım oldukça açık yürekli ve ne düşündüğünü eğip bükmeden söyleyen bir insandı.

Benim ise o an aklıma gelen ama alınabilir diye söyleyemediğim cümle "cahillik Mutluluktur. (İgnorance is bliss)" İdi.

Cahil olmak bir tarafa, mizahi olmayı, her fırsatta gülmeyi ve neşeli olmayı önemsiyorum ancak tasasız da değilim.

Bana göre insanı insan yapan, kendisi olabilmesi, yerine göre hayır diyebilmesi, karşı çıkabilmesi ve muhalif olabilmesiydi. Çünkü bu sayede kendisini alkışlıyor, derinden hissettiği özgürlüğü onu mutlu edebiliyordu.

Taraftarda olsak yerine göre muhalif olamıyorsak iç dünyamızın sesini bastırıyoruz demektir.

Sürekli alkışlamak ya da karşı olmak da sağlıklı bir durum değildir.

Tarihimizden örnek verirsek

18 yy Avrupası kral, kilise ve toprak sahibi aristokratlardan oluşan feodal yapıya karşı burjuvazi önderliğinde gelişen 200 yıl süren ve 500 milyon insanın can verdiği savaşlar, aydınlanma ve sanayileşme süreci sonunda demokratik burjuva devrimlerini gerçekleştirir.

Avrupa aydınlanma ve sanayi devrimlerine kayıtsız kalan ve 15 yy da kalmaya devam eden Osmanlının yıkılma sürecinin ve kötüye gidişin farkında olanlar 1865 ler de "Genç Osmanlılar" adıyla bilinen ve bedel ödemeyi göze alanlar neden mutlu değillerdi?

Mesela Kurmay Subay Mustafa Kemal padişahın yaveriydi.

Padişah Avrupa ve Almanya seyahatinde onu yanında götürmüş Çanakkale Zaferi başarılarından dolayı ödüllendirmiş gittiği Almanya'da Mustafa Kemal sayesinde rağbet görmüştü.

Mustafa Kemal istemiş olsaydı zaten sahip olduğu makam ve mevkiini ilerletir "bir eli yağda bir eli balda" yaşarken, yıkım sürecine aldırış etmeden kendisine ikbal sağlayacak bir köşe kapmayı bilirdi. Neden muhalif oldu?

Coğrafya Milletin Kaderi Midir?

Coğrafyanın milletin kaderi üzerinde ne derece etkili olduğu üzerinde farklı düşünceler vardır.

Nitekim ünlü Fransız felsefeci Victor Cousin tarafından daha da ileri giderek şu açıklama yapılmıştır:

"Bana bir harita verin, söz konusu ülkenin insanlarının nasıl olacağını, o ülkenin tarihte nasıl bir rol oynayacağını rastlantısal olarak değil ama bir zorunluluğun gereği olarak söyleyebilirim." der.

Tüm dünyada en fazla sayıda uygarlığın kurulduğu ve yıkıldığı yerdir Anadolu coğrafyası. Her çağda en çok kargaşanın olduğu ve birçok kültürlerin izlerini barındıran bir coğrafyada yaşıyoruz. Bir komutan durumu "askeri açıdan belalı bir coğrafyada yaşıyoruz." diyerek özetler.

Böyle bir coğrafyada yer alan ülkemizin geleceği üzerine tahminde bulunursak, örneğin gelecek on yıllar sonra ülkemiz ne halde olabileceği konusunda ne söyleyebiliriz?

Bana göre şu an var olan 213 ülkenin her birini bir dünya gemisinde yolcu gibi kabul edersek, dünya gemisi nereye gidiyorsa, dünyanın en stratejik coğrafyasında yer alan ülkemizde orada olacaktır. Geminin içinde bir dönem rotaya ters yönde gitmemizin büyük bedelleri olsa da sonuç değişmeyecektir diye düşünüyorum.

Bugüne Gelirsek

20 yıl önce çıktıkları yolculukta aynı görüşten oldukları halde bugün yan yana duramayanlar, karşılıklı partiler kuranlar benzemeyenlerden oluşan 83 milyon insanı hangi kriterle bir arada tutabilecekler?

Ayrıştırılmış, kamplaşmış, düşmanlaştırılmış özgür akla ve bilime sırt dönmüş, biat kültürünü yüceltmiş müritlerden oluşan bir toplumla "yepyeni sıfırdan bir devlet" nasıl kuracaksınız?

Ahirete odaklanmış eğitimle "uzaya nasıl gideceksiniz?"

1920 lerde, 15. yy koşullarında yaşayan ortaçağcıların ahtapot gibi sardığı, yokluklar içinde yaşayan insanlardan oluşan nüfusa sahip bir ülkenin kurucuları bu problemi tüm dünyaya örnek olacak şekilde çözdüler ve "Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti Denir" diyerek mezhebi, etnik kökeni ve kültürü farklı insanların kimliğine saygı göstererek TC vatandaşı olmada birleştirdiler ve oldukça da başarılı oldular. Bu sayede küresel güçlerce finanse edilen ve 40 yıldır on binlerce insanımızın canına mal olan terörist faaliyetlere rağmen, etnik temel de bir ayrılık sağlayamadılar. Bu durum TC nin sağlam temellere oturduğunun göstergesidir.

Ve o kurucu liderlerimiz fikri hür, vicdanı hür ve bilimi rehber edinmiş, liyakat sahibi vatandaşlar sayesinde bu ülkenin çağdaş, demokratik, laik ve barıştan yana bir ülke olmasını en temel hedef olarak belirlediler.

Ve geleceğimize ilişkin "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." diyen kurucu liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk yine yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar