SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Nostaljik mektuplarımız

Yazının Giriş Tarihi: 16.06.2021 15:50

Üniversite hayatımın geçtiği yıllar 1980'ler...

Okulum Ankara'da ve ailem Konya'da yaşıyor.

"Git-gel altı saat" deyimi o günlerde Ankara-Konya arası karayolu seyahati için ifade edilen ortalama bir süre.

Konya ile iletişimimi çoğunlukla mektupla sağlanıyordu.

Üniversitemize ait kaldığım 2. Yurt 302'den aşağı resepsiyona iniyor, telefon yazdırıyordum. 30-45 dk sonra kaldığım odaya anons geliyor ve hızla aşağı iniyordum. Bazen de "aradığınız aboneye ulaşılamıyor" geri dönüşü ile tekrar yazdırıyor, yeniden bekleyişe giriyor ya da vazgeçiyordum.

Postane görevlisi ise yoğunluğun yorgunluğundan birkaç çaldırmadan sonra açan olmazsa "ulaşılamayan abone" diyerek geri bildirimde bulunuyordu. Bu anlamda "aman kapanmasın arayan belki şehir dışındadır" diye çalar çalmaz hızla telefona koşuyorduk.

Bugün dahi bazen telefon çalınca yaşı 45-50'leri geçmişlerin hızla telefona yönelme alışkanlıkları gözlenebilir.

Çoğunlukla şehir dışı aramaları için telefon yazdırmak çok acil durumlar için kullanılırdı.

Geriye kalan ise mektup ile iletişimdi!

Yazılan mektupların, gönderilen kartların adrese ulaşması ortalama 3-4 gün sürerdi.

O günlerde tarafıma yazılan ve benim yazdığım mektupların çoğunluğunu birer nostalji belgesi olarak özenle saklıyorum.

40 yıl öncesi aileme gönderdiğim mektuplardan, neşeli miyim? Sıkıntılı mıyım? Tüm ruh halimi harflerin şeklinden, yazı içeriğinden tam anlayabiliyorum.

O anı tekrar yaşıyorum!

Bu benim için büyük bir nimet. Mektuplarım geçmişin anılarını canlı tutan fotoğraflarımdan daha kıymetli geliyor bana.

Fotoğraf çekmek fazla bir emek, duygusal yoğunluk gerektirmiyor.

"Çekiyorum gülümseyin" denildiğinde zorlama hostes gülümsemeleri ile poz veriyorduk.

Yani içten gelmeden üretilmiş gülümsemelerde, mimiklerimizin sahteliği anlaşılıyordu.

Göz kenarlarımızda kaz ayağı oluşmuyor, oradan bir duygu bulaşmıyordu.

İyi ki diyorum o günlerde internet, bilgisayar ve cep telefonu gibi bugün onlarsız hiç yapamadığımız ve esiri olduğumuz teknolojik aletler yokmuş. Çünkü çocukluk yaşlarının doğal hallerini yaşamak önemliydi.

İnternet Zamanı

Şimdi ise "iyi ki internet var" diyorum.

Çalışma odamda yazdığım bu makalemin lifebursa.com sayfalarında yayınlanması mümkün oluyordu.

Şu an Youtube'dan fonda çalan "odaklanma ve çalışma müzikleri" ile çalışıyorum.

Bazı kavramların tam karşılıkları, yazılımı, anlamı vb tüm gerekli bilgileri anında öğreniyorum.

Sıkılınca günlük gazete sayfalarına sanal ortama giriyor bazen zamanı unutuyordum.

Yazımın bu son internetle ilgili kısmını 40 yaş altı okuyanlarımdan bazılarının yüzünde hafif müstehzi gülümseme içine girebildiğini düşünüyorum.

Çünkü doğduğu andan itibaren hep var olan interneti olağan bir konu olarak görmesi "ne var yani bunda bu kadar şey edecek" gibi düşünmesi normaldir yani.

İnternet ve İletişim Yönünden Çelişkilerimiz

En uzaklarımızdakilerle geçmişte hayal bile edemediğimiz ölçüde kolaylıkla iletişim kurabilirken, yanı başındaki kişilerle, özlenen, sıcak ve candan iletişimi sekteye uğratması internetin neden olduğu en temel çelişki diye düşünürüm.

Bizim evde dört kişi yılın belli günlerinde bir araya gelsek bile ancak akşam yemeklerinde görüşebiliyoruz. Ben dahil üç kişi kendi odalarına çekilip saatlerce sürecek internet serüvenimize dalıyoruz.

Aile içi iletişim, yaşadıklarımızın paylaşımı ve terapi niteliğindeki iç dünyalarımızın ortaya konulduğu eski dönemlerin sıcak sohbetlerine zaman hiç kalmıyor.

Bu durumda geçmiş dönemlerde rehberlik servislerinde görev yaptığım zamanlarda ilgi alanı uyan öğrencilerime psikoloji benzeri bölümlerini yazmalarını önerirdim.

Bu teknoloji yoğun yaşamın, insan ruhunda sebep olduğu tahribatın her geçen gün daha da büyüyeceğini görebiliyoruz.

Yazı bütünlüğünü daha fazla bozmadan yine konu başlığımıza dönersek...

Bir mektubun yazılması, katlanıp zarfa konması ve postalanması birkaç on dakikamızı alır ama etkisinin e- maillerden oldukça fazla olduğunu biliriz.

Empatik düşünecek olursak, doğru zamanda elle yazdığımız etkili bir not, okuyan kişi için "unutulmaz" olacaktır.

Eserimiz, mektubumuz; sevgi ve önemsenme yansıtıyorsa özenle ve yıllarca korunacaktır.

Teşekkür notları, taziye ifadeleri, tebrikler, özür mektubu, iş yerinde yazılan notlar, birine iyi dileklerde bulunmak, uyuşmazlıkların çözümü, zor günlerde anma, sevgi ve dostluğu hatırlatan yazılar el ile yazılabilecek notlardır. Bu notlar içten, kısa, özel ve doğal olmalıdır.

"Bu notu, bu mektubu bana özel yazmış; beni önemsemiş..." düşünceleri, okuyan insanın onurlanması, kendini iyi hissetmesi ve yazana karşı olumlu düşüncelerinin pekişmesini sağlayacaktır.

Ve Mektup İle İlgili Kısa bir Anım

Üniversite öğrenciliğimin geçtiği şehir Ankara'dan Konya'daki aileme gönderdiğim mektubumdan bir gün sonra bir konu nedeniyle Konya'ya gitmek durumunda kalmıştım.

İki gün sonra posta kutusuna atılan mektubumu alan kardeşim "Abi senden mektup gelmiş! İlk sen okumak ister misin?" şakası ile çoktan açtığı mektubumu okumaya başlamıştı bile 😊

Notlar ile ilgili sözler

"Elle yazılmış bir not, ışığı açmak yerine mum ışığında yemek yemek, bir ürün sipariş vermek yerine sunacağımız hediyeyi kendi elimizle imal etmek, araba sürmek yerine yürüyüş yapmak gibidir. El yazısı notlar hayatımıza çok şey katar. Günlük faaliyetler içinde insanlarla ilişkimizi devam ettirmek için telefon da kullanabilirsiniz internet de, ama önemli sözleri ifade etmek söz konusu olduğunda elinize bir kalem almanız ince, şık, duyarlı ve uygar bir davranış olacaktır." Margaret Shepherd

"Çoğu zaman soğuk ve tepkisiz olan bir dünyada yazdığımız moral verici notlar, okuyanlar için sıcaklık ve teselli kaynağı olurlar. Hepimiz zaman zaman moralimizi düzeltecek şeylere ihtiyaç duyarız; birkaç satır övgünün bütün bir günü, hatta bir yaşamı değiştirecek güce sahip olduğu bilinen bir şeydir." Fred Bauer

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar