SON DAKİKA
Hava Durumu
Yazının Giriş Tarihi: 20.09.2021 18:17

İlm-i siyaset!

Yazı yazmayalı epey zaman oldu...

İşler güçler derken araya kısa bir de tatil ekleyince köşemi ihmal ettiğimi beni tehdit eder gibi "Biber acıdır ama bir yazar için unutulmak daha acıdır" sözüyle hatırlattılar.

Bu yazımda ilm-i siyaseti bir kıssa ile anlatacağım.

Günümüzde siyasetin içinde ne kadar Molla Ahmet varsa ondan bir fazla, kıssada adı geçen Vaiz Hoca olduğunu günlük hayatın içinde birebir yaşıyoruz.

"İlm-i siyaset" söz kalıbı olarak size olumlu gelebilir ama içerik olarak sadece kendisine menfaat olarak düşünen, toplumun değerlerinden bir haber, millete hizmeti ve nöbeti zül gören, ahlak ölçüsü paranın çokluğu olan tiplerin siyasetidir.

Sizin seçtiğiniz bir Bakan ya da Vekil'dir.

Gün gelir bir konuda hakkınızı aramak için yol göstersin diye ona başvurduğunuzda, sizin işinizi oldurmak yerine ipe un sermenin yolunu bulurlar.

Etrafınıza bakın bunlardan çok olduğunu fark edeceksiniz.

Hem de geçmişte işgal ettikleri makamların kaymağını yerken göreceksiniz.

Bize düşen görev bu mübarek(!) zatları meydana çıkarıp kıllarını yolarak toplum karşısında cıscıbıl bırakmaktır.

Diyelim ve geçmişten aldığımız bir İlmi siyaset kıssasını anlatalım.

"Şam'da bir medresede ilim tahsil eden bir Molla Ahmet varmış. Bir gün memleketinden bir tanıdığı ziyaretine gelerek annesinin selamını iletmiş. Annesi oğluna, babasının Hakkın rahmetine kavuştuğunu, kendisinin yalnız başına kaldığını, artık oğlu yeteri kadar tahsil gördüyse yanına gelmesini ve şu ahir ömründe oğlunun birkaç gün de olsa hayrını görmek istediğini bildirmiş.

Bu haberi alan Molla Ahmet bir tarafta babasının ölümünden duyduğu üzüntü, diğer yanda annesinin yalnız başına yaşayakalmasından duyduğu kaygı, koştura koştura medresenin baş müderrisinin kapısını çalmış. Baş müderris Ahmet'e telaşının sebebini sormuş. Aldığı kötü haberi hocasıyla paylaşan Molla Ahmet hocasına, artık ilim tahsilini tamamlamış olduğunu, hocası ona bir icazetname yazarsa gidip memleketinde annesinin hizmetini görmek istediğini söylemiş.

Başını biraz kaygılı kaygılı sallayarak Ahmet'i dinleyen hocası ona, ilim tahsilini tamamladığını ama henüz ilm-i siyaset tahsilini yapmadığını, bir yıl daha sabredip ilm-i siyaseti de öğrendikten sonra medreseden ayrılmasının daha münasip olacağını söylemiş.

Aldığı haberin hüznünü ve şokunu henüz üstünden atamayan Molla Ahmet talebinde ısrarcı olmuş ve hocasının yazdığı ilim icazetnamesini de alarak düşmüş memleket yollarına.

Yolda bir Cuma günü Halep'te mola veren Molla Ahmet, Cuma namazını kılmak için Ulucami'ye gitmiş. Namaza daha yarım saatten fazla varmış ve bir hoca efendi vaaz etmekteymiş. Hocayı bir müddet dikkatle dinleyen Molla Ahmet bakmış ki hocanın söylediklerinin gerçeklerle uzaktan yakından alâkası yok. Öğrendiği yeni bilgilerin de etkisiyle dayanamamış ve ayağa fırlamış:

"Ey cemaat" diye yüksek sesle seslenmiş. Herkes başını Molla Ahmet'e çevirmiş. "Bu hocanın" demiş, "Söylediklerine sakın inanmayın. Vallahi söylediklerinin çoğu yalan, yanlış."

Şöyle bir sakalını kaşıyan kürsüdeki hoca:

"Ey cemaat-ı Müslim'in" demiş "bu adam var ya, neuzibillah dinden çıkmıştır. Buna bir yumruk vuran bir yıl, iki yumruk vuran iki yıl cehennemden uzak kalır." diye eklemiş.

Hocayı duyan ve günahlarından ve cehennemden korkan cemaat kurtulma umuduyla yüklenmiş Molla Ahmet'in üstüne... Vura vura pestilini çıkarmışlar Molla Ahmet'in. Sürüne sürüne camiden çıkan Molla Ahmet dönmüş gerisin geriye, doğru Şam'daki hocasının yanına.

Ahmet'i gören hocası: "Ne o oğlum Ahmet sen daha gitmedin mi?" diye sormuş. Ahmet hocasına ilm-i siyaset tahsil etmeden gitmesinin büyük bir hata olduğunu anladığını ve müsaade ederse bu tahsili de tamamlayıp öyle gitmek istediğini söylemiş. Molla Ahmet'i tebessümle dinleyen hocası zaten onun geri geleceğini tahmin ediyormuş. Başını sallayarak onu tekrar kabul etmiş medreseye.

Bir yıl daha medresede kalıp ilm-i siyaseti de öğrenen Molla Ahmet hocasının yazdığı icazetnameleri alıp tekrar düşmüş memleket yollarına. Nihayet yine bir Cuma günü Halep'e erişmiş ve aynı camiye Cuma namazını eda etmek üzere girmiş. Bakmış ki aynı hoca aynı minval üzere vaaz etmekte.

Bu kez sabırla dinlemiş Molla Ahmet hocayı.

Vaazın sonunda hoca dua ile sözleri toplarken ayağa kalkmış ve:

"Ey Cemaat-ı Müslim'in" demiş. "Siz öyle şanslı, öyle mübarek bir cemaatsiniz ki; böyle bir hoca efendiye sahipsiniz." Ahmet'in sözleri kürsüdeki hocanın hoşuna gitmiş ve hoca da tebessümle sözün nereye varacağını merak etmekteymiş. Ahmet devam etmiş: "Bu hoca efendi öyle mübarek, öyle muhterem bir zattır ki, onun sakalından bir kılı hatıra diye yanına alan bir yıl cenneti garantiler, iki kıl alan iki yıl."

Bu sözleri duyan cemaat hemen hocanın önünde kuyruk olmuş ve başlamış sakalından bir, iki, üç, beş kıl koparmaya. Hoca önce razı olmuş ama bir süre sonra acısına dayanamamaya başlamış.

Cemaatin heves ve baskısına rağmen, hoca canının yandığını söyleyip itiraz edecek olmuş.

Ama cemaat "hocam senin canın yanıyor diye biz cennetten mahrum mu kalalım" diyerek hücum etmiş hocanın üstüne ve onu bir tavuk gibi yolmuş. Molla Ahmet de böylece intikamını almış.

Kıssadan hisse,

Sosyal ilişkilerde, bilim, hukuk ve pozitif değerlendirme açısından makul ve mantıklı olan bir şey siyaseten öyle olmayabilir.

Bir konuda sahip olunan doğru bilgi, sahibi için tehdide dönüşebilir, onu kurtaramayabilir.

O yüzden özellikle idarecilerin sahip oldukları bilgi ve değerlendirmeleri toplumla paylaşırken bir de siyaseten nasıl olur/olmalı diye düşünmeleri gerekir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar

İş adamı olmak böyle bir şey işte

05.04.2021 13:22
Meşhur kolonyacı Eyüp Sabri Tuncer, "iflasın eşiğinde olduğunu" söyleyerek, bir gün Vehbi Koç'tan borç para ister. Vehbi Koç, "Altı ay dayanabilir misin" diye sorar. "Dayanırım" der Eyüp Sabri. Öyleyse dinle der Vehbi Koç: "Sana borç vermeyeceğim ama bedava akıl vereceğim. Bana hediy

Tarihimizden ders almalıyız!

02.04.2021 14:13
Sizlere köşemden seslenmeyeli iki aydan fazla oldu ama sanmayın ki vaktimi boş geçirdim. Tarih okumanın tam zamanı diye düşündüm ve tarihimizden bugüne ve yarınlara ışık tutacak örnekler çıkardım. 200 bin yıldan fazla olan insanlık tarihinde 500 yılın esamisi okunmaz ama kitaplarda okuduğumuz Osm

Taciz!

28.01.2021 02:05
Yeni okurlarıma sesleniyorum Nasılsın sevgili okur, iyi misin? Muhtemelen seninle bu güne dek pek yollarımız kesişmedi... Ya da belki karşılaşmış da olabiliriz kim bilir? "Muhafazakar olduğun" şeklinde bir kanaat var kafamda. Ben de severim muhafaza etmeyi! Ancak, iyiyi, doğruyu, g

Mudanya'nın Hayri'si...

02.01.2021 23:02
Bursa medyasında fazla köşe yazarı okumam. Çünkü okumuş yazmış değildir pek çoğu. Kestanecilikten, fotoğrafçılıktan, işkembe-i kübradan gazeteci olmuş pek çok insan vardır bu şehirde! Takip ettiklerimden biri de Şehir Gazetesi Yazarı Alparslan Yıldız isimli bir kardeşimdir. Bazen biraz a

Karnabahar oturtma!

23.12.2020 00:06
Karnabahar oturtma! Patlıcan oturtmayı musakkadan ayıran en önemli şey oturturken patates konmasıdır. Ohh!... Önce şöyle güzelce patatesleri soyacaksınız! Sonra da sıra patlıcanı oturtmaya geliyor zaten. Yengemlerden çok şey öğrendim çok! Peki patlıcan oturtulur, yemeği de çok güze

Hayırsız!

19.12.2020 23:14
Osmanlı Devleti'nin kuruluştaki manevi önderi Şeyh Edebali'nin şu aşağıdaki sözlerini paylaşarak başlıyorum bu yazıma... Karnabahar'ın bişeysi "ayırsız ayri", senin için söylüyorum bu sözleri, gelinim sen anla!.. "Bak Dostum!.. Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez;

Don Henry- Camicia ve Pink Rosa

23.11.2020 15:23
"Ben griyim siyaha siyah beyaza beyaz olurum" Etrafımızda o kadar çok kaliteli yazarımız var ki şu aralar pek fazla kimseyi okuyamıyorum. En iyisi, bundan sonra kendim yazayım, bari kendi kendimi okuyayım dedim. Bu konuyu evimizin neşesi, ailemizin bir ferdi olan köpeğimiz Chopin'e sordum.