SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Tarihimizden ders almalıyız!

Yazının Giriş Tarihi: 02.04.2021 11:13

Sizlere köşemden seslenmeyeli iki aydan fazla oldu ama sanmayın ki vaktimi boş geçirdim. Tarih okumanın tam zamanı diye düşündüm ve tarihimizden bugüne ve yarınlara ışık tutacak örnekler çıkardım.

200 bin yıldan fazla olan insanlık tarihinde 500 yılın esamisi okunmaz ama kitaplarda okuduğumuz Osmanlı tarihinin şanlı dönemlerinin sadece yedi nesil kadar öncesine dayandığını düşündüğümüzde yaşananların bugünlerin aynası olduğunu anlarız.

Hani bir darbımesel vardır!

Padişah ile sadrazam birbirine yakın günlerde evlatlarının düğünlerini yapmışlar.

Padişah alacağı cevaptan emin olarak sadrazamına "Hangimizin düğünü daha şerefli oldu" diye sorduğunda sadrazam bir saniye bile düşünmeden " Elbette benimki daha muhteşem ve şerefli idi Hünkarım" cevabını vermiş.

Beklediği cevabı alamayan padişah biraz buruk, biraz kırık biraz da kızgın " Ben bir cihan padişahıyım sen kaderi iki dudağımın arasında olan bir sadrazam! Bu nasıl bir kıstastır" diye sorduğunda...

Sadrazam " Ben de aynısını diyorum Hünkarım. Benim düğünümün baş konuğu bir cihan padişahı idi ama sizin düğününüzdeki konuklarda böyle bir kimse yoktu. Onu için benim düğünüm daha şerefli idi." dediğinde, her duymak istediğinin doğru olmadığını anlar.

Alimlerini dinleyen padişah dönemlerinde Osmanlı Devleti üç kıtaya adım atarak koskoca bir imparatorluğa dönüşürken...

Kabakçı Mustafa, Patrona Halil gibi zalimlerin sözünü dinleyip alimlerini onlara kurban veren padişahlar döneminde de çökmüştür.

Demem o ki; tarih ders alanlar için hikaye değil, sağlam geleceğin reçetesidir.

Hazır dersimize çalışırken beni çok etkileyen ve büyük çöküşlerin gizli faili olan "neme lazım" üzerine yaşanmış bir öykü ile bitirelim.

Neme lazım!

Osmanlı'nın muhteşem zamanlarıdır. Kanunî Sultan Süleyman devletin akıbetini düşünür; günün birinde Osmanoğulları' da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye...

Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur Alim Yahya Efendi'ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu Yahya Efendi'ye gönderir.

Mektupta "Sen ilahi sırlara vakıfsın. Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları'nın akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı?" der.

Mektubu okuyan Yahya Efendi'nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır; "Neme lazım be Sultanım!"

Topkapı Sarayı'nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan Süleyman buna herhangi bir mana veremez.

"Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir mana mı vardır?" diye düşünür.

Nihayet kalkar Yahya Efendi'nin Beşiktaş'taki dergahına gelir ve der ki:

- Yahya Efendi mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, sorumu ciddiye al.

Yahya Efendi şöyle bir bakar:

- Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça arz ettim.

- İyi ama ben bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece "Neme lazım be Sultanım" demişsiniz.

Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi...

Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar:

- Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olursa, işitenlerde 'neme lazım' deyip uzaklaşırsa, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yerse, bilenler de bunu söylemeyip susarsa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa, bunu da taşlardan başka kimse işitmezse, işte o zaman devletin sonu görünür.

Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir...

Bunları dinlerken ağlayan koca Sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder.

Sonra da Allah'a, kendisini ikaz eden bir alim olduğu için şükreder.

Bu türlü ikazlardan geri kalmaması için Yahya Efendi'yi tembih ettikten sonra oradan ayrılır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar