Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Okan Erkal
Okan Erkal
okanerkal@lifebursa.com

Geleceği Bilenler

10 Eylül 2021 Cuma, 11:43

Gayb yani gelecek bilinebilir mi?

Bunu soruyu sorduktan hemen sonra işin dini boyutunu düşünelim.

İnandığımız kitap Kur'an-ı Kerim, bunu kesin bir dille reddeder.

Bakara suresinde, Al-i İmran suresinde, Yunus suresinde, Kehf suresinde ve daha birçok surede gayb kelimesi geçer.

Neml suresinde ise der ki: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka hiç kimse gaybı bilemez."

Yani tanrıdan başka geleceği bilen olamaz. Bu kısım işin dini boyutu.

Gelelim bir de işin; sanatsal, felsefi, eleştirel, sorgulayıcı, şüpheci kısmına.

Tanrı rolüne bürünmüş, sanat yoluyla geleceği tahmin etmiş ya da etmeye çalışmış insanlara.

İlk örneğimiz; İngiliz yazar Jonathan Swift.

"Güliver'in Gezileri" adlı kitabında Mars'ın iki tane uydusu olduğundan bahsetmiş.

Kitabın yayınlanmasından 151 yıl sonra, bilim insanları Mars'ın iki uydusunun olduğunu keşfetmiştir.



Bir diğer roman yazarımız; Mary Shelley.

"Frankenstein" isimli romanı ilk defa 1818 yılında yayınlanmış. Kitabın baş kahramanı "Frankenstein" ise farklı vücut parçalarının bir araya gelmesiyle yaratılmıştır.

Bu aslında bir tür organ nakli anlamına gelmektedir.

Kitaptaki gibi, organ nakillerinin yapılması için ise yüzyıllar geçmesi gerekmekteydi.


Bir başka örneğimiz; ise sıkça kullandığımız kredi kartları ile ilgili. Amerikalı bir yazar olan Edward Bellamy "Geçmişe Bakış" adlı romanını ilk defa 1888 yılında yayınlıyor ve yine ilk defa 1950-1958 yılları arasında kullanılan kredi kartlarını bu kitapta konu ediyor.

Gelecekten haber veren bir başka yazarımız ise, çoğumuzun yakından tanıdığı, kitaplarını okuduğu bir isim.

Fransız yazar Jules Verne'nin yazmış olduğu, "Denizler Altında 20.000 Fersah" romanı ilk defa 1870 yılında yayınlanmıştır.

Verne, kitapta elektrikli denizaltından bahsetmiş, neredeyse 90 yıldan fazla bir zaman sonra elektrikli denizaltılar icat edilmeye başlanmıştır.

Geçelim benim de çok sevdiğim, kitaplarını okuduğum bir İngiliz yazara.

Herbert George Wells kısaca H.G Wells.

Yaratıcı bilim kurgu kitapları yazmış olan Herbert'in, aslında böyle bir kitabı ortaya çıkarması çok normal.

H.G Wells tarafından yazılan "The World Set Free" romanında ağır tahribat veren silahlardan, en önemlisi nükleer silahlardan bahseder.

1914 yılında yayınlanan bu romandaki konular 30 yıl sonra Amerika'nın, Japonya'ya atom bombası atması ile gerçek olur.


Yazar, geleceği mi gördü yoksa gelecekteki felakete yardımcı mı oldu bilinmez?

Bir başka geleceği görebilen yazarımız ise, İngitere'nin köklü ve ünlü ailelerinden biri Huxley soyundan gelmektedir.

Aldous Huxley.

Huxley, "Cesur Yeni Dünya" adlı kitabını 1931 yılında yayınlıyor.

Kitabında; insanın ruh halini, duygu durumunu değiştiren, psikolojik etkiye sahip ilaçlardan bahsediyor.

1949 yılında çıkan antidepresan ilaçlarından sonra, neyden bahsettiğini hemen anlıyoruz.



Yine bir İngiliz romancı George Orwell'ın yazmış olduğu "1984" kitabı 1949 yılında yayınlanmıştır. Kitapta, demokratik hakların, özgürlüklerin, tamamen baskılanmış olduğu bir toplumda, insanları izleyen onları daima kontrol eden "Büyük Birader" den bahseder.

George Orwell, her hareketin kayıt altında tutulduğu dünyayı 1949 yılında yazmıştır.

Ve yaklaşık 70-75 yıl sonra bu olay gerçeğe dönüşmüştür.


NSA (Ulusal Güvenlik Dairesi) insanları izlediğini söylemiştir.

Hatta bu konu hakkında pek bir fikre sahip değilseniz, bu bilgilerin nereden sızdırıldığı ile ilgili "Snowden" adlı filmi izleyebilirsiniz.

Son olarak gelelim "Edebi Kahin" lakaplı bir yazara, Morgan Robertson.

Amerikalı romancı kısa öykü yazarıdır.

"The Wreck of The Titan" yani "Titan'ın Enkazı" adlı romanı 1898 yılında yayınlamıştır.

Romanın konusuna bir bakalım.

Çünkü oldukça ilginç!

Hikaye, Titan adında bir gemiden bahseder.

Oldukça uzun ve lüks olan bu yolcu gemisinin içinde, hem Avrupa'dan hem Amerika'dan yüksek sosyete insanlar vardır.

Titan, Kuzey Atlantik'te 3. seferini gerçekleştirdiği sırada, bir nisan akşamı, bir buzdağına çarpıp batar.

Bu hikayeyi bir yerden biliyor olabilirsiniz.

Çünkü çok ünlü olan bu hikayenin bir filmi yapıldı, adı "Titanik".

Ancak arada şöyle bir fark vardı;

Dev bir yolcu gemisi olan Titanik, Morgan Robertson'un yazmış olduğu kitaptan tam 14 yıl sonra batıyor.

Morgan Robertson'un dev yolcu gemisi Titan'ın gerçekte batan Titanik ile çok fazla benzer özellikleri vardır.

Bazı olayların açıklamasını yapabiliriz, ama oldukça esrarengiz olan bu olay ve buna benzer olaylar yıllardır gizemini koruyor.

Sanatın dallarını kullanarak, büyük bir kitleye ulaşıp, geleceği tahmin etmeye çalışan insanların yazdığı romanlara distopya, (baskıcı yaşam tarzı demokrasiden uzak devlet modeli) çektiği filmlere ise bilim kurgu dedik.

Tıpkı 2011 senesinde Steven Soderberg tarafından çekilen "Salgın" filmi gibi.

Filmde; hava ve solunum yoluyla rahatlıkla geçen, bulaşan, insanları birkaç gün içinde öldüren, gribe benzer yanları olan, ölümcül bir virüsün, dünyaya yaptığı etkiden bahsediliyor. Böyle bir kaosta İnsanlar hem canını korumaya çalışıyor, hem de toplumsal hayata tutunmaya.

10 sene önce çekilen bir bilim kurgu filminin konusuydu işte bu.

Şu an ise çok normal değil mi?



İyi hafta sonları dilerim...