Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Prof. Dr. Necmi Gürsakal
Prof. Dr. Necmi Gürsakal
necmi.gursakal@lifebursa.com

BEN GUISEPPE ANTONIO FOMARE

04 Eylül 2021 Cumartesi, 12:39

Babam 1880 yılında İtalya'nın Lucca kentinde, tepesinde ağaçlar olan 44 metre uzunluktaki Guinigi Kulesi'ne yakın bir evde doğmuş.

Lucca, İtalya'nın kuzeyinde, Toscana Bölgesi'nde Ortaçağ'dan kalma surları ile ünlü bir şehirdir.

Rönesans döneminde yapılmış bir portreye benzetirdim ben babamı.

Sinirlendiği zaman kıpkırmızı olur, onun bir bomba gibi patlayacağından korkardım.

Babam sürekli kökeninin Etrüskler olduğunu söyler ve Etrüsklerin Roma İmparatorluğunun kuruluşundaki paylarını, Avrupa'ya ve Asya'ya yapılan yollara onların katkılarını anlatırdı. Sonradan okuduğum tarihçi Herodot'a göre de Etrüskler Anadolu'dan, Lidya'dan İtalya'ya göç etmişler.

Pek çok tarihçi Etrüskler ile özellikle Truva başta olmak üzere Anadolu uygarlıklarının âdetleri arasında bağ kurar.

Bu nedenlerden olmalı, babam Etrüsklerin kökeninin Anadolu uygarlıklarına dayandığını uzun uzun, Türkiye'ye gideceği ve Türkiye'den döndüğü günlerde anlatırdı.

Roma'dan Lucca'ya 1921 yılında gelin gelip, 40 yaşındaki babamla evlenen annem ise, zamanında Roma'da Aida'da oynamış bir opera sanatçısıydı.

Geç evlenen babamı ve Lucca'yı sevmezdi.

Her tartıştıklarında, çığlıklar atarak tiz bir sesle, "Bu adam asla bir İtalyan değil, bir İtalyan kadınlara nazik davranır" derdi.

Dedemin zamanından beri babam, Türkiye'den ipek ithalatı yapar ve bunları Avrupa'daki ülkelere satarmış.

Sonraları ipek ile birlikte Türkiye'den tütün ithalatına da başlamış.

Çocukluğum ipek, tütün fiyatları ve annem ile babamın kavgaları arasında geçti.

Ben dedemi hiç görmedim ama babam onun Türkiye'de eskiden Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti olan bir şehir ile yaptığı ticaretin verimliliğini, "Amo la Prussia!" (Prusya'yı severim) diye bağırarak söylediğini anlatırdı.

Nüfus kağıdımda 1921 yazsa da, annem bana İspanyol gribi sırasında doğduğumu söylediği için hep babamın annemi evlenmeden önce de tanıyıp tanımadığını düşünmüşümdür. Saçma sapan konular nedeniyle annem ile babam durmadan kavga ederlerdi.

Babam, Türkiye'de dedemin zamanından beri ticaret yaptıkları yerde yediği, "pide" adlı bir şeyi anlatır ve pizzanın, oraya giden İtalyan tüccarların pideyi İtalya'ya getirmelerinden kaynaklandığını iddia ederdi.

Annem ise operada arya söyler gibi, "Pizzaya laf söyletmem" diye bağırırdı.

Annem bir tek babamın, Türkiye'nin o alçakgönüllü- deyim babama aittir- kentinden getirdiği ipeklere ve lokumlara bayılırdı.

Ben 12 yaşımdayken ayrıldılar, annem yeniden Roma'ya döndü.

Ayrılmalarının nedeni babamın Türkiye'den döndükten sonra o küçük kentin ana caddesinde "Luca Palas" adlı bir otel olduğunu anlatmasıydı.

Annem o otelin adının yanlış olduğunu "Lucca Palas" olması gerektiğini, babamın otelin adını yanlış okuduğunu iddia ediyor, babam ise bir bunak olmadığını söylüyordu.

Babam annemden ayrıldıktan sonra beş ay bile geçmeden annemin arkadaşı olan başka biriyle evlendi.

Ömrümün sonuna kadar onunla ilişkilerimiz sürse de içimde asla onu affetmedim.

O istediği kadar, "Avrupa'nın en saygın kişileri, Türkiye'den benim ithal ettiğim ipeklileri giyer" diye böbürlense de, ben onun bu böbürlenmelerinden çok annemim beni uyuturken söylediği, Schubert'in "Ave Maria"sını özlerdim.

Yıllar hızla geçti.

Babam 1950 yılında, iş gezisi için bulunduğu İstanbul'da, Agatha Christie'nin de 1926'da kaldığı Pera Palas'ın bir odasında öldü.

İstanbul'a gidip onun cenazesini Lucca'ya getirmek bana düştü.

Edebiyatı çok severdi babam.

Türkiye'de Ahmet Hamdi Tanpınar adlı bir yazarla arkadaş olduğunu, babam öldükten sonra o adamdan gelen başsağlığı mektubundan öğrendim.

29 yaşımdan sonra babamın Türkiye'deki işleri ben yönettim.

Yılda birkaç defa Bursa'ya gider, sarı boyalı 6 katlı büyük binamızda tütünlerin çuvallarla bir tür paketlenerek Avrupa'ya gönderilmesi işi ile ilgilendim. Babamın annemden ayrılma nedenleri arasında sayılabilecek "pide"yi de orada yerdim.

Türklerin bizim binanın yanına şehir bandosunu taşımalarına gülerek, "Annemin opera sanatçısı olduğunu duydular herhalde" demiştim.

O yıllarda babamın arkadaşı olan Fransız Madame Brotte'nin işlettiği Hotel D'anatolie adlı otelin adının, "Turing Otel" olarak değiştiğini ve otelin bir harabeye döndüğünü gördüm. Madame Brotte'nin ailesi de eskiden ipekçilik yaparmış.

Şu anda inanılır gibi değil ama 100 yaşımdayım ve yine Lucca'da oturuyorum.

En son 2001 yılında 80 yaşımdayken Bursa'ya üçüncü karım ile birlikte gittim.

Otelde tanıştığım bir bey, evinin Fomara'da olduğunu söylediğinde gülümsedim.

Yine otelde Floransalı Karlo adlı bir romanı olan 50 yaşlarında biriyle tanıştım.

Ailesi Osmanlı döneminde Anadolu'nun içlerinden Balkanlara göç etmiş, Cumhuriyet döneminde yeniden Türkiye'ye Bursa'ya dönmüşler.

Babasının terzi dükkanı, Hotel D'anatolie'ye yakınmış.

İşi bozulduktan sonra babası kaçak işçi olarak Hollanda'ya gitmiş.

"Bırak Floransa'yı sen bunları yaz" dedim ona.

Babam, annem ve hiç görmediğim dedem aklıma geldi.

Babamı Bursa sokaklarında gezerken düşündüm.

Ha unutmadan söyleyeyim, yemek programında jüri olan İtalyan benim torunum...