Bursa
Çok Bulutlu
15.6°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Prof. Dr. Necmi Gürsakal
Prof. Dr. Necmi Gürsakal
necmi.gursakal@lifebursa.com

Yoğurtlu kabakların doğum günü...

18 Ağustos 2021 Çarşamba, 11:37

Bugün benim doğum günüm.

Fırsattan istifade aklımdan geçenleri paylaşacağım. Her ne kadar çok yakınım olan birinin, "Yazı yazmadığın gün var sanki ..." diye iğneleme olasılığı büyük olsa da yine de bunu yapmak istiyorum.

Hayatımın zor geçtiğini düşünür, genelde bundan kendime pay çıkarırdım.

Yaşlandıkça öyle hayat hikayeleri dinledim, dinliyorum ki artık kendi yaşadıklarımı hiç önemli görmüyorum.

Hatta, daha da yaşlanırsam belki sonunda, "Bayağı sağlıklı koşullarda yetiştirilmişim ben" deyip çıkacağım işin içinden.

İsterseniz 1960-65 aralığındaki yaz günlerinde yaşadığım bu "sağlıklı koşullarla" ilgili iki anı paylaşayım sizinle. Yer Sırameşeler yakınındaki Alemdar Mahallesi ve o yıllarda daha ortada siyah-beyaz televizyon bile yok. Mahalleli yaz geceleri partal kilimlerini, ay çekirdeklerini ve su şişelerini hazırlayıp, çalılar arasından geçen bir patika yoluyla Çekirge Caddesi'ne tırmanıyor. Hedef o zamanlar Süleyman Çelebi Türbesi'nin yanında servilerin bulunduğu Orman Parkı.

Orada yazları galiba Orman Haftası nedeniyle siyah-beyaz bir Amerikan filmi oynatıyorlardı.

ilmin konusu ise bir orman yangınıydı. Alemdarlılar muhtemelen bir önceki yaz da aynı filmi seyretmiş oldukları için filmin her sahnesini ezbere bilirler ve orman yangınını söndürmeye çalışan pilotları alkışlarlardı.

Aralarında da şu türden diyaloglar işitilirdi:

"Şimdi pilotun sevgilisi gelecek..."

"Biz bilmiyoz sanki, oğlum ben bu filmi geçen yaz da seyrettim."

Filmin ardından gürültü patırtı içinde bu kez yine çalılıkların arasından gecenin karanlığında nasıl becerilirse Alemdar'a inilirdi.

Aslında yaz düşük gelirliler için mucize gibidir.

Yakıt parası yoktur, sokakta eğlence çoktur.

Hatta bazen çocuklar için macera tadında yaz gezileri bile olur. Pazar sabahı henüz gün aydınlanmadan rahmetli şoför Osman'ın kamyonuna tüm mahalleli doluşur ve içine partal kilimlerin serildiği, yastıkların konulduğu kamyonda yiyecek torbaları ile birlikte dümbeleğin gürültülü ritmi eşliğinde Kurşunlu'ya doğru yola çıkılırdı.

Gün ağarırken, kargalar daha kahvaltı bile etmeden Kurşunlu'da deniz kenarına vardığımızı hatırlıyorum.

Çocuklar daha sonra bu geziyi, filmlerde gördükleri Afrika'nın balta girmemiş ormanları kadar uzak bir yere gitmiş gibi anlatırlardı.

Kimse yüzme bilmediği için denizin kenarında debelenip, neredeyse birinci derece yanıklara sahip olacak şekilde güneşin altında kalırdık.

Deniz analarına şaşkın şaşkın baktığımızı hatırlıyorum.

Eve dönüldüğünde ise hemen her çocuğun sırtına "sağlıklı koşulları" korumak için yoğurt sürülürdü.

Ben, üzerinize afiyet yazları aynı siyah-beyaz filmi kırk defa seyredip, denizler fatihi! olmak üzere Kurşunlu'da deniz kıyısında deniz analarına şaşkın şaşkın bakıp, eve dönünce de yanıkları yoğurtlu kabak yöntemiyle tedavi edilen bir nesilden geliyorum.

O günlerde doğum günü kutlama adeti de yoktu herhalde veya ben bir şey hatırlamıyorum.

Hem yoğurtlu kabakların doğum günü nasıl olsun ki...

Galiba her geçen gün neslimiz azalıyor.

Yoğurtlu kabaklar ortadan silinip gidiyor.

Bugün benim doğum günüm, iyi ki doğmuş muyum?

Onu ben bilemem...

Karar sizin.