Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Suat Sapan
Suat Sapan
suatsapan@lifebursa.com

Bir Otostop Hikayesi

25 Mayıs 2021 Salı, 11:38

Kısıtlama günleri yaklaşırken kafada projeler de şekilleniyor ufaktan.
Sezonun son maçları artık, onları kaçırmam.
Okumadığım ya da yarım kalan kitapları gözden geçiririm.
Çok konu birikti, onları yazıya dökerim.
Güzel filmler denk getirip, yattığım yerden onları izlerim.
Aman da aman!
Bunlardan hanımın haberi var mı?
Olsa, dükkan benim!

Bizim hanımın maşallahı var, asla boş durmaz.
Kısıtlamayla birlikte tempo da başladı.
Mutfaktan salona, salondan balkona, bahçeden çamaşırlığa sürekli koşturuyor.
Görmemezlikten geliyorum, kamuflaj taktikleri uyguluyorum ama serde vicdan var!
Hadi ben de zıplıyorum ortama!

"Suat bak birlikte yaparsak işimiz daha çabuk biter rahat rahat otururuz" diyor.
Ben gazı almışım, üst kattan başlıyorum.
Alt kata iniyorum, mutfağa dalıyorum, bahçeye çıkıyorum.
Duştu, yemek hazırlıklarıydı derken gün bitiyor.

Sürekli evde olmanın en büyük riski kilo almakmış.
Hadi canım!

Neyse sonunda, nasıl geçecek denilen günler de bitti.
Sıra temennilere geldi.
Allah hanımların yardımcısı olsun!
Daha da sokağa çıkma yasağı olmasın!

Bu arada kısıtlama günlerinden bir film kaldı aklımda.
Hector!


İskoçya'da yıllardır sokaklarda yaşayan bir adamın; kendisi gibi 2 evsizle ilişkilerini, her Noel'de yaptığı gibi Londra'ya evsizler barınağına gidişini, 15 yıldır görmediği ailesiyle tekrar ilişki kurmayı denemesini konu ediniyordu.
Hoşuma giderek izledim.
Benim Adım Joe ve Ayak Takımı gibi unutulmaz filmlerin Sosyalist yönetmeni, Ken Loach'un tarzını andırıyordu.
İnsanı öne alan, duygulu, içe dokunan filmlerden biriydi.

Filmden bana ilginç gelen bir konuysa; Hector'un tüm yolculuklarını otostopla gerçekleştirmesi ve bu konuda hiç sorun yaşamamasıydı.
Buradan hareketle, filmi izledikten sonra gençliğimizde yaşadığımız otostoplu günlerimizden unutamadığım bir anı geldi aklıma.

1970'lerin sonuydu sanırım.
Yaz tatilinde Lise'den arkadaşlarımızla Kurşunlu'da kamp kurduk.
Bursa'ya gidiş dönüşlerimizi sürekli otostop yaparak gerçekleştiriyorduk.
Rahatlığa alışınca hedef büyütmeye karar verdik.
Bir arkadaşımız İstanbul'da çalışıyordu ve onun yanına gitmek geldi aklımıza.
Sabah çadırdan yola adım attığımız anda, önümüzde bir Mersedes durdu.
Aracı kullanan beyefendi, 'Buyurun gençler, gideceğiniz yere kadar bırakayım.' dedi.
4 kişiydik.
Büyük bir sevinç ve şaşkınlıkla arabaya bindik.
Yolda keyifli bir sohbet başladı.
Genellikle büyüğümüz soruyor, biz de kendimizi ve neler yaptığımızı anlatıyorduk.
Biz yolculuğun, Kurşunlu'dan Bursa'ya dönüş kavşağında biteceğini düşünürken, Abimiz, 'Ben de İstanbul'a gidiyorum, sizi de istediğiniz yere kadar bırakarım' demez mi?
Sohbetimiz tadından yenmez bir hale geldi.
Arabalı vapurda tostlar, çaylar içildi. Kahkahaların ardı arkası kesilmedi.
Bizim için rüya gibi bir yolculuktu.
Arabadan arkadaşımızın çalıştığı Elmadağ'daki işhanının önünde indik.
Beyefendi yaşıyorsa, Allah sağlıklı ve uzun bir ömür versin.
Vefat ettiyse de cennet mekanı olsun.

Tasasız, kaygısız, korkudan uzak günlerdi.

Bu güzellikleri şimdi bulabilmek mümkün mü?
Eğitimsiz, görgüsüz, kaba varlıklardan oluşan; paraya sahip olabilme adına önüne çıkanı ezen bir sürüden farkımız yok artık.

Gittiğimiz yol, yol değil!
Yolculuklarımız da; yalnız, mutsuz ve yarensiz!